“Generallerin Planı” Boşa Çıkıyor: Bir Halk Direnişi
Kuzey Gazze komutanı İzzettin el-Beyk’in hazırladığı savunma iktisadi, ictimaî, askeri ve istihbari detaylar içeriyordu. En önemli noktası Güney ve Kuzey arasında asker ve malzeme sevkiyatının aksamaması üzerine kurulmuştu ve öyle de oldu. Kuzey savunması o kadar çetindi ki direniş üst üste genç fidanlarını şehit veriyordu. Şehit düşen mücahitlerin yerini doldurmak için sürekli güneyden kuzeye gençler cepheye akın ediyordu. Öyle ki aileler bir biri ardına oğullarını kuzeye göndermişti. Tüm evlatlarını kuzeyi savunmak için şehit veren aileler bulunuyordu. Bombaların ve alevlerin arasına koşan bu gençlerin çoğunun mezarı bile olmadı. Bu konuda yaşanmış bazı tabloları misal verebiliriz:

Altmış iki yaşındaki Subhiye Teyze (Subhia Salama Jundia) ardı ardına dört evladını şehadete uğurladı. Küçük oğlu Musab, Aralık 2023’te henüz yirmi yaşındayken şehit düştü. Ardından altı ay sonra en büyük oğlu Munzir (37 yaşında) şehit düştü ve geride dul bir gelin ve beş yetim bıraktı. Munzir’in şehadetinden on dört gün sonra Ahmed’in (27 yaşında) şehadet haberi geldi. Temmuz 2026’da ise Muhammed’in çadırdan çıkarken İsrail uçakları tarafından suikastla şehit edildiği haberi ulaştı. Muhammed geride iki yetim bıraktı. Subhiye anne, mülteci çadırlarında çocuklarının haberini alan annelerden sadece biriydi. Şimdi yokluk içinde geriye kalan yetimlere hem annelik hem babalık yapmaya çalışıyor.
Elli yedi yaşındaki Besime Abla (Basma Abu Al-Abla) 29 Eylül 2024'te Kuzey Gazze'deki Ümmü’l-Fehm okulunun bombalanmasında sırasında oğlu Nidal'ı şehit verdi. Nidal kuzey Gazze'deydi. İsrail bombardımanı sonucu Besime, küçük çocukları alıp Güney’e göçmek zorunda kaldığı için oğlunun na’şını hiç göremedi. Daha Nidal’in acısına alışamadan üç ay sonra ikinci oğlu Ömer'in de Gazze'nin kuzeyinde şehit edildiği haberini aldı. Ardından üçüncü kayıp geldi; Gazze'de “Generallerin Planı” kapsamında insanların hayatını felç eden kıtlığın en şiddetli olduğu dönemde oğlu Tâmir şehit düştü. Tâmir şehadetinden sadece üç ay önce evlenmişti.
Odalar Türbe; Duvarlar Mezar Taşı Oldu!
Hanyunus’ta, Cebaliye’de ve Zeytin mahallesinde yaşanan direnişi anlatmaya satırlar yetmez; hikâyesini kurgulayabilecek senarist bulunamaz; filmini çekebilecek bir yapımcı çıkamaz. Cebaliye’nin her metresinde bir öykü bulunmaktadır. Bu kahramanlık öykülerinden bir tanesi şudur:
19 Ocak 2025 sabahı ateşkesin ilk saatlerinde Gazzeli Gazeteci Ahmed [Ahmad Hossam], güneyden Kuzey’e geçenler arasındaydı. Herkesin amacı, cephedeki evlatlarına ulaşmaktı. En azından cesetlerine ulaşmak, defnederek acılarını bir an olsun dindirmek istiyorlardı. Enkazlara koşuyorlar ve buldukları her cesedin yerini ve resmini paylaşarak –hala hayatta olan bir yakını varsa- haber almasını istiyorlardı.
Gazeteci Ahmed, Cebaliye’de yıkılmamış bir odanın içinde, gömülenlerin kimliklerini belirten bir işaret bırakılmış iki mezar bulmuştu. Gazeteci sosyal medya hesabında o anı görüntüleyip şunları yazdı: "Gazze'nin kuzeyindeki Fâlûcâ Muharebesi'nin kahramanları Muhannad Yasser Musa ve Musa Kabaja'nın, düşmana ağır kayıplar verdirdikten sonra mezarlarını böyle buldum. Mücahit kardeşleri onları odanın içine ancak defnedebildiler ve savaşmaya devam ettiler. O mücahitlerden geriye kimin kaldığına dair hiçbir bilgi yok." Gazetecinin çektiği görüntülerde iki şehidin silah arkadaşlarının duvarı bir mezar taşı gibi kullandığı ve odadaki şehitlerin adlarını –belki birileri bulur umuduyla- buraya nakşettikleri görülüyordu. Kuzey’deki savaşın dehşetinden ve sürekli tepelerinde gezip kayıt alarak yer tespiti yapmaya çalışan dronların şerrinden dolayı iki şehidi açık bir araziye götürüp defnedememişlerdi. Kurşun delikleri bulunan beyaz duvarda şu cümleler yazılıydı: “Fâlûcâ Cengi’nin Kahramanları: Muhannad Yasser Musa (Solda) ve Musa Velîd Kabaja (sağda). 31 Aralık 2024 günü Aksa Tufanı Muharebesi’nde şehit düştüler.”
Kireçli Duvarda Bir İsim: Muhanned
Muhanned’in hikâyesi tek başına Cebâliye savunmasını özetleyebilir. Cebâliye savunması sırasında Muhannad’in bulunduğu bölge Siyonistler tarafından kuşatıldı. Şehadete çok az bir süre kalmıştı. Muhannad son bir ses kaydı çekerek ailesine gönderdi. Ses kaydı, Generaller Planı’nın Kuzey’i boşaltma stratejisini net olarak özetliyordu. Gayet sakin bir şekilde ve Allah’a tevekkül ederek şu sözleri söyledi ve bir marş okudu:[1] “Bizi kuşattılar ve insanlar güneye doğru yola çıktı... Şimdi biz de şehit olmak üzereyiz. Allah’ın huzuruna çıkarken Merhaba! Allahım Merhaba! Merhaba Cennet!”
“Anacığım! Firakıma üzülme; zira cihat topraklarına doğru yola çıktım.
Hadi, sil gözyaşlarını! Zira Yahudileri püskürtmek için yola düştüm.
Affet beni babacığım, cihada vuruldum! Allah’ın kullarını himayeye çağırdı beni Dinim!
Çünkü Haçlı ordusu azgınlıkta haddi aştı! Din kardeşlerimi ise –görüyorum- uykudalar!”

Şekil 1 Şehit Muhannad (solda) ve Şehit Musa (sağda)
Bir Baba ve Bir Ordu: Cebâliye
Muhannad’in ve Cebâliye’yi savunan arkadaşlarının kahramanlık öyküsü aslında burada yeni başlıyor. Muhannad, Cebaliye’yi savunan beş erkek kardeşten biriydi. Babaları Yâsir (Yasser Muhammed Harb Musa) halk arasında “Ebu Ahmed” olarak anılmaktaydı. Çünkü en büyük oğlunun adı Ahmed idi. Hamas hareketinin siyasi liderlerinden biri olan baba Yâsir, Gazze İslam Üniversitesi’nde hadis hocası olan Prof. Dr. Nizar Reyyân’ın da bacanağıydı. Yâsir’in ailesi, Gazzeliler arasında çok sevilirdi. Her hayra koşar ve her hayırlı çalışmaya öncülük ederdi. Fakirleri doyurur ve gençlere sahip çıkardı. Bu ailenin tüm fertleri, İslam’ı yaşamaya özen gösteren kişilerden oluşuyordu. Baba Yâsir, Aksa Tufanı sırasında bulunduğu yerin İsrail tarafından bombalanması sonucu 18 Mart 2025 tarihinde şehit düştüğünde altmış üç yaşındaydı. Ancak bir babanın yaşayabileceği en büyük dramı görmeden de bu dünyaya veda etmemişti. Tam beş oğlu ardı ardına Cebaliye savunmasında şehadete ulaştı. Beş oğlunun şehadet haberini aldıktan sonra kendisi de oğullarına katıldı.
Yâsir’in birinci oğlu Ahmed, 1988 yılında Cebaliye’de doğdu. Uluslararası ilişkiler mezunu olup yüksek lisans yaptı. Evliydi ve üç çocuğu vardı. “Ebu Abdullah” olarak tanınırdı. Kassam özel kuvvetler mensubuydu. Babasının kişisel korumalığını ve sekreterliğini de o yapardı. Aksa Tufanı sırasında işgal altındaki topraklara geçip operasyona katılmıştı. İsrail ordusunun en güçlü özel harekât merkezi olan Zikim kibutzunu basan mücahitlerdendi. Aksa Tufanı sırasında 8 Kasım 2023 günü Cebaliye’yi savunurken şehit düştü.
Yâsir’in ikinci oğlu İbrahim, 1994 yılında Cebaliye’de doğdu. Halkla ilişkiler mezunuydu. İki çocuğu vardı. Kassam Basın Enformasyon Biriminde vazifeliydi. 21 Aralık 2024 günü Cebaliye’yi savunurken şehit düştü.
Yâsir’in üçüncü oğlu Muhammed, 1996 yılında Cebaliye’de doğdu. Basın-İletişim mezunuydu. İki çocuğu vardı. Cebaliye’de yüz yüze çatışmaların başladığı ve tankların girdiği ilk mevzi olan Bi’ru’n-Na’ce’de göğüs göğüse çarpışırken 23 Ekim 2023 günü şehit düştü.
Yâsir’in dördünü oğlu Muhannad, 2001 yılında Cebaliye’de doğdu. Harita Mühendisliği mezunu olup Coğrafi Bilgi Sistemleri (GIS) alanında ihtisas yapıyordu. Mücahitlerin cephede işaretleme ve konum bilgilerini doğru yapabilmesi için bu alanı ona babası tavsiye etmişti. Oğlunu cihat ruhuyla yetiştirmişti. 12 Aralık 2024 tarihinde Fâlûcâ’yı savunurken şehit düştüğünde onun varlığından geriye beyaz bir duvara nakşedilmiş adı kalmıştı.
Yâsir’in beşinci oğlu İmâd, 2004 yılında Cebaliye’de doğdu. O da abisi gibi Coğrafi Bilgi Sistemleri alanında eğitim alırken 31 Aralık 2024 tarihinde Cebaliye’de şehit düştü.
Baba Yâsir’in ve beş oğulun hikâyesi, Gazze’de evlatlarıyla birlikte gözlerini kırpmadan şehadete koşan Hamas liderlerinden sadece birinin öyküsüdür. Onlar siyaseti, koltuk kapma yarışı olarak değil Siyonizm’e karşı cihad etmek için bir araç olarak gördüler. Kendi oğullarını Avrupa’ya gönderip Gazzeli gençleri savaş alanına sürüklemediler. Kendi güvenliklerini Gazzelilerden öncelemediler. Gazzeliler aç kalınca kendileri de aç kaldı. Gazzeli gençler cephede çarpışırken onların evlatları da cephelere koştu. Lider kimliklerini kullanarak oğullarını cephe gerisi hizmetlere çekmediler. Aksine sıcak savaşın gerçekleştiği ilk mevzilere kendi oğullarını gönderdiler. Yapmadıkları ve yapamayacakları bir şeyi halktan ve seçmenden talep etmediler (Saf 61/2). Gazzelilerin gönlünde yer ettiler ve sadakatlerini de gördüler. Bu nedenle Gazzeliler, direnişçileri yalnız bırakmadı.
Şehit Babanın Şahit Oğlu
Sözü, şehit Prof. Dr. Nizar Reyyân’ın oğlu Berâ’ya bırakalım. Berâ aynı zamanda bu beş gencin teyze oğludur: “Kuzenlerim, kendilerine takılan isimlerin hakkını verdi. Yâsir enişte, Ahmed ve Muhammed’in isimlerini, kendisi de bir şehit olan peygamberimize duyduğu sevgiden dolayı takmıştı. İbrahim’in ismini, benim şehit kardeşimin hatırasını yaşatmak için seçmişti. Muhannad’in ismini, Şehit Muhannad et-Tâhir’in hatırasını yaşatmak amacıyla takmıştı. İmâd’ın ismini ise Şehid İmâd Akil’in [ö. 1993] adını yaşatmak için seçmişti.”
Berâ’nın kardeşi İbrahim, henüz on altı yaşındayken Abdullah Şaban isimli Kassam mücahidiyle birlikte Cebâliye yakınlarındaki Elei Sinai kibutzundaki Siyonistlere operasyon düzenlemiş ve 2 Ekim 2001 tarihinde şehit düşmüştü. Prof. Dr. Nizar Reyyân, oğlu İbrahim’i bizzat operasyona uğurlamıştı. O gece iki mücahidin çatışırken attıkları naralar ve tekbir sesleri, Cebaliye’de duyuluyordu. Tüm aile televizyonda canlı verilen çatışmayı izliyordu. Saatlerce süren çatışma sonunda iki mücahidin şehit olduğu ilan edilince evi zılgıtlar sardı. Herkes tekbir getiriyordu. Gözyaşı döken bile olmadı.
Şehit Muhannad et-Tâhir ise Nablusluydu. Hukuk Fakültesi mezunuydu. Kassam’ın dördüncü mühendisi olan Muhannad, 30 Haziran 2002 günü suikastle şehit düşünceye kadar düzenlediği bombalı saldırılarda resmi rakamlara göre en az yüz Siyonist’i öldürmüş ve sayısı hala tespit edememiş kadar çok Siyonist’i de yaralamıştı.
[1] https://x.com/BelalNezar/status/1881704806051627251