‘SosYO-EKONOMİK Tufan’ ülkemizi ve dünyayı sarmış durumda…

çare ve çözüm önerilerimiz bu yazılarda; uygulanmayı bekliyor…

Biz önceki onlarca yazımızda böyle diyorken; malum olanlar oldu…

Bütün bu olanlar, gerçekleşen olaylar bu yazıların gerekçesidir...

Bu vesilelerle bir kere daha ‘çare ve çözüm yazılarımızı’ yazmaya devam ettik…

“Fon vurgunundan Kur’an Nizamı Adil Düzen’e” yazı serimizi yazdık…

“Kur’an Nizamı ve ‘Fon vurgunu’ sistemin iflası” dedik, ilk yazımızda…

“Kur’an nizamı, fon vurgunu ve bir çözüm önerisi” başlıklı yazı ile başlayıp 4 yazı daha yazdık ki; meselenin hem önemi hem çare ve çözümlerimiz daha iyi anlaşılsın…

“Fon vurgunundan Kur’an Nizamı Adil Düzen’e” yazı serimizle, hayatın ilmî-iktisadî-idarî/siyasî, dinî/ahlâkî 4 alanında “sosyal tufan” seviyesinde var olan sorunlara “Kur’an Nizamı Adil Düzen ve Adil Ekonomik Düzen çözümlerimizi” sunduk…

Küresel Krize Kur’ani Çözümler

Biz, yukarıdaki girizgâhlarda özetlediklerimi günlük köşe yazılarımda yazıyorken İstanbul İlim ve Kültür Vakfı, 13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumunu yaptı; Latif Erdoğan da dün, “Kendi gök kubbemizde bir hoş seda” başlıklı yazısını yazdı…

“Dünyanın dört bir yanından gelen ilim ve fikir adamları, akademisyenler, araştırmacılar “Küresel Krize Kur’ani Çözümler” başlıklı sempozyumda üç gün boyunca tebliğler sundular, sohbetler yaptılar, birbirlerini daha yakından tanıma fırsatı buldular.

Elbette konuşulan konular üzerine beyana dökülen düşünceler, fikirler, söylemler çok önemliydi. Fakat üç gün boyunca katılımcılar ve sempozyumu takip eden dinleyiciler arasında kurulan muhabbet köprüsü, örülen muhabbet örgüsü çok daha önemliydi. Küçük ölçekte de olsa, İttihad-ı İslam mefkûresinin somut halini görme ve yaşama fırsatı bulundu. Sempozyum, kendi gök kubbemizde hoş bir seda bıraktı. Gördüğüm umumi manzara içimi sevinç ve sürurla doldurdu. Küresel Kriz çağrışımıyla hafızam beni şu nurlu paragrafa götürdü: “Risale-i Nur, yalnız bir cüzi tahribatı, bir küçük haneyi tamir etmiyor. Belki bir külli tahribatı ve İslamiyet’i içine alan dağlar büyüklüğünde taşları bulunan bir muhit kaleyi tamir ediyor. Ve yalnız hususi bir kalbi ve has bir vicdanı ıslaha çalışmıyor; belki bin seneden beri tedarik ve teraküm edilen müfsit aletlerle dehşetli rahnelenen kalb-i umumi ve efkarı ammeyi ve umumun, bahusus avam-ı mümininin istinatgahları olan İslami esaslar ve cereyanlar ve şeairler kırılmasıyla, bozulmaya yüz tutan vicdan-ı umumiyi Kur’an’ın icazıyla o geniş yaralarını, Kuran’ın ve imanın ilaçlarıyla tedavi etmeye çalışıyor.”

Yaşanan yıkımlar münferit vakalar olmaktan çıkmış, küreselleşmiş ve külliyet kesp etmiştir. Dağlar büyüklüğünde taşlarla inşa edilmiş muhit bir kalenin tamirinden hatta yeniden inşasından bahsediyoruz. İman esaslarının bütünü, ibadet ve muamelatın tamamı, güzel ahlakın hemen hepsi inkâr sadmeleriyle sarsılmış yıkılmaya yüz tutmuştur. İnsanların dinle arasına aşılması çok zor uçurumlar konulmuştur. Dünyeviliğe kaymış ruhlar uhreviliğe karşı yabanileşmiştir. Ben merkezli dünya görüşü hem toplumu hem aileyi hem de bütün sıla bağlarını çökertmiştir. İnsanlar kendi öz benliklerinden kaçarcasına tapındıkları dış dünyaya savrulmuş, dış dünya tarafından köleleştirilmiştir. Özenti ve taklit histerisi kişileri kimliksiz hale getirmiştir. Aranılan aidiyetlerde dine ve maneviyata yer yoktur. Bir devlet kapitalizmi olan komünizm ile bireye indirgenmiş bir komünizm olan kapitalizm dünyayı ikiye bölmüştür. Her ikisinin dayattığı dünya görüşünde de din devre dışıdır.

Bediüzzaman, çarenin Kur’an’da olduğuna sarsılmaz bir imanla inanmıştır. Beşerî müdahaleler, beşerî düşünce ve fikirlerle böylesi âlemşümul bir problemi çözmenin imkânı yoktur. Öyleyse tevhid-i kıble etmeli, bir üstada, bir mürşide yönelmeli -ki o da Kur’an’dır- ve asrın getirdiği bütün problemlere onun öğreti ve talimleriyle müdahale etmelidir.”

Yazının tamamı bu linkte: https://www.yeniakit.com.tr/yazarlar/latif-erdogan/kendi-gok-kubbemizde-bir-hos-seda-54029.html?utm_source=gazeteoku&utm_medium=referral