İnsanı değeryap kılan bedeni, cismi değil, ruhudur. Hz. Mevlana bunu; “İnsanoğlu nefsine dön, nefsindeki faziletleri ikmale çalış. Çünkü sen cisminle değil, ruhunla insansın” ifadesiyle açıkça ortaya koymuştur. Bu sebeple toplumun düzelmesi için insanlar ‘Önce Ahlak ve Maneviyat’ örtüsüyle örtünmeli, ahlak libasını giymelidir. Toplum bu ana kuralı göz ardı ettiğinden, toplumda her türlü rezalet çoğalmaktadır.

Nitekim artık toplumun değerleri yozlaştırıldığı için, erkekler utanmaz hale geldi. Kadın kadından iğrenmeye başladı. Maalesef kadınlar parklarda, caddelerde, sokaklarda sürekli iç çamaşırı gibi giysiler, tayt, daracık elbiseler vb. ile dolaşmaktadır. Bu görüntüler otobüste, tramvayda, metrobüste, trende, vapurda her yerde ziyadesiyle görülmektedir. Herkesin önünde, caddede, sokakta öpüşmeyi marifet sayan, ar ve hayâdan nasipsiz insanlar her gün biraz daha artmaktadır.

Bu durumları düzeltecek olan parlamento gaflet uykusundadır. Partiler de maalesef bunları önleyecek düzenlemeler yapmayı teklif yerine, kulaklarının üzerine yatmaktadır. Bu yaratıkların hudut tanımaz azgınlıkları toplumu germektedir. Sokaklar kokuşmuş et parçası gibi kirlenmiş durumdadır. Yöneticilerin asıl görevi, ahlak ve maneviyatı güçlendirecek düzenlemeler yapmaktır. Kendi meselelerini düzeltememiş idarecilerin, dünyaya mesajlar vermesi beyhudedir. ‘Dünya beşten büyük’ slogan olarak güzel ama o beş dediğimiz gücün karşısında dik duracak mecal yoksa -ki yok-, pehlivanlık taslamak doğru değildir.

Toplumları perişan eden ahlaksızlık, arsızlık, hırsızlıktır. “En dehşetli hırsızlıklar kanunun koruması altında yapılanlardır.” (H. Rahmi Gürpınar) Ülkemizin bu açıdan karnesi hiç de iyi değildir. Zira bir nevi bazı şahıslar korunmakta, bazı şirketlere kol kanat gerilmektedir. Onların borçları ertelenmekte, faiz ödemeleri affedilmekte, milletimiz de buna seyirci durmakta, hatta bunları koruyan siyasi iradeye de yardımcı olmaktadır.

“Yoksulu baskı altında tutmak yetmez, çaresiz bırakmak da lazımdır ki efendisine bağlı kalsın.” (Thomas Szasz) Ülkemizin durumu da bir nevi bu merkeze kaymaktadır. Siyasilere tavır koyanlar bir vesile ile susturulmaktadır.

Artık milleti değeryap kılan tüm değerler dejenere edildi veya unutuldu. Toplumu oluşturan aile yapısı zayıfladı. Yapılan kanuni düzenlemeler, ailedeki düzeni, ahengi bozmuş durumdadır. Yani aile muhabbeti buharlaştı. Her kafadan ayrı ses çıkıyor. Örf ve âdetler ise çare olmaktan uzaklaşmıştır.

Ailede saygı, yerini bencilliğe bırakmış durumdadır. Menfaat, ar ve hayânın, ahlaklı olmanın, hatta vicdanın önüne geçti, maalesef buharlaştı. Zira insanlar dünyevileşti. Doğru olan değil, kolay olan seçilir hale geldi. Helal kazanç unutuldu, haram kazanç normalleşti. Haram paralarla şatolar, konaklar, villaların inşası zirve yapmış durumda iken, fakir fukara mide gurultusu içinde uyumaya çalışmaktadır. Bunun dini referansı olamaz.

Unutmamak gerekir ki; “Doğru söz eğri kulağa ağır gelir.” (Hz. Mevlana) Kulak var duymaz olur, hakikati duymamaya çalışır. Göz var bakar ama şaşı bakar. Öyle bir zamana gelindi ki dürüst insanlar, yalancılardan, hırsızlardan özür diler hale geldi. Yanlış yapan, eğri duran, adam gibi dik duranı eleştirme cesaretini gösteriyor. Toplumda haklı olanlar susturuluyor, haksız olanlara da sahip çıkılıyor. Ancak;

· Bu dünya kimseye kalmayacak.

· Bugün gülenler yarın ağlamaya namzet olabilir.

· Bugün Karun gibi, Firavun gibi güçlü olanlar, yarın bir duaya muhtaç hale gelebilir.

Çünkü hayat fani, kısadır, öldükten sonraki hesap ise uzundur. Bu fani dünyada yaptığımız iyilikler, gökyüzünde de sadece ‘Hoş Seda’mız kalacaktır. İnsanın eceli geldiği zaman, sahip oldukları şöyle bir taksime tabi tutulacaktır.

· Ruhunu Azrail alacak.

· Malı mirasçılarına kalacak.

· Bedeni toprak olacak.

· İyilikleri de hakkını bilerek bilmeyerek çiğnediği kullara verilecek.

· Kendine de kefen kalacak.

Heyhat… “Ölüm gibi bir gerçeğin farkında iken dünya gibi bir yalanın peşinde koşup duruyoruz.” (Hz. Mevlana) Vay halimize, vay ki vay nefsimize… Çünkü: “Her nefis ölümü tadacaktır.” (Enbiyâ/35)

Onun için toplumu ifsat edici her hareketten uzak durulmalı, gelecek nesle sağlam bir ülke bırakmaya çalışmalıyız. Nefsimizi azgınlaştırmaktan uzak durmalıyız.

Eğer nesle ahlak ve maneviyatın önemi anlatılmazsa, ona Allah korkusu verilmezse, haram-helalin ne olduğu anlatılmazsa, böyle bir nesilden evliya çıkmaz, çıksa çıksa sadece eşkıya çıkar. Nitekim 22 Eylül 2026 tarihinde, Manisa ili Turgutlu ilçesinde henüz 15 yaşında olan bir saldırganın ateş etmesi üzerine 11 öğrenci yaralanmıştır. Bu hal bizi, yöneticilerimizi düşündürmelidir.

Bu saldırganın ve benzeri saldırganların tavrı, maneviyatsız bir eğitimin mahsulüdür. Bu gençlerimizi maalesef cehalet boğuyor. Tekdüze eğitim insanı yozlaştırıyor, öfkeli kılıyor, freni tutmaz hale getiriyor.

Merhum Erbakan’ın dediği gibi; “Herhangi bir kimse Malazgirt'te inanışının şahlanmasını yaşamadan, Kosova'da, Niğbolu'da bir kılıç olup parlamadan, Ulubatlı Hasan olup İstanbul'u fethetmeden, Sultan Fatih olup atını denize sürmeden, Kanuni olup şanlı ordularıyla Avrupa'nın içine yürümeden, Seyit Çavuş olup 250 kiloluk mermiyi ‘Ya Allah’ deyip namluya sürmeden, bir insan Sakarya'nın siperlerine girmeden ve Kıbrıs'ta düşman tahkimatının arasından geçmeden, Millî Görüş’ün, Adil Düzen’in ne olduğunu anlayamaz." Çünkü Millî Görüş partilerini, diğer partiler gibi bir parti olarak görür. Oysa Millî Görüş tarihimizdir, Millî Görüş iman anlayışımızdır, Millî Görüş bir şahlanışın işaret fişeği, milletin istiklalidir.

Bundan dolayıdır ki emperyalist güçler ve emperyalist güçlerin talimatına uyanlardan tarihi anlamak beklenemez. Onun için ahlak ve maneviyattan uzak nesiller yetiştirildi. Şimdi de Millî Görüş sayesinde, milli ve manevi olan her şeye sahip nesiller gelmedikçe, ne ahlak, ne adalet ne de ar-hayâ yaşama imkânı bulamaz.

Rahman ve Rahim,

Kadir ve Muktedir,

Gaffar ve Settar olan Allah’a emanet olunuz.

“Ya Rabbi bu haftayı bize hayırlı ve bereketli kıl. Hayırlara yakın, şerlere uzak eyle.”

Selam doğru yola uyanlara olsun. (Taha/47).