Bir müddettir ülkemizden ayrıyız. Medine-i Münevvere’den muhterem okuyucularımızı selamlıyoruz. Malum, arınma sadece siyaset için yapılmaz. Öncelikle fert olarak yapılması gerekir. Gönül huzuru için elzemdir. Kul olarak her fiilimizi kontrol edemediğimiz için, nedamet duyarak Yaradan’a iltica etmemiz gerekir.
Bir başka ifade ile maneviyat deryasında temizlenmeliyiz. Bunun için de Yaradan’a, Yaradan’ın emir ve yasaklarına uyma sözünü vermeliyiz. O affetmedikçe, hiç kimse arınma iddiasında bulunamaz. Zira en doğru yolu, anayasasında (Kur’an’da) göstermiştir.
Yol olarak da sırat-ı müstakimi, adil düzeni emretmektedir. Bu emre uymak mecburidir. Aksi hal, arınmak olmaz. Yanlış istikamete yönelenlerin başı iblistir. İblis nefse hizmet ettiği için, ona uyan insanın istikamet bulması mümkün değildir. Doğru olan yol, Hakk'ın tarif ettiği yoldur. Bunun dışındaki tüm yollar batıldır.
Yıllardan beri çektiğimiz sıkıntılar, doğru yola şaşı bakmamızdan ileri gelmektedir. Nefsimize göre hareket etmemiz, şaşkınlığa sebebiyet vermektedir. Zira iblisin tuzakları, iman zaafı olanların hoşuna gider. Oysa dünya, ahiret için çalışma alanıdır. Kul iyilerle olmalı, düzenbazlardan uzak durmalıdır.
Allah Resulü; “Ey Ali, muhakkak Allah-u Teâlâ iyiliği yarattı, onun için ehil kimseler de yarattı, onlara, iyiliği ve iyilik yapmayı sevdirdi. Nasıl ki suyu kuru toprağa yönlendirerek toprağı ve ehlini ihya ediyorsa, iyileri de ihtiyaç sahiplerine yönlendirir” buyurmakta ve iyiler için istikamet vermektedir. Bu yolun dışında yol aramak, iyi olmayanların peşine takılmak asla doğru değildir. Çünkü iyiler kötülük yapamaz, kötüler de iyilik yapamaz.
Hayatımızda, bunun canlı örneklerini gördüğümüz halde, uyanmıyoruz. Nefsimize uyarak, kötülerle birlikte olmaya devam ediyoruz. Böylece harama gidenlere yol açıyoruz. Peygamberimiz buyuruyor ki; “Bina ettiğiniz şeylerde, haram taş (bile) bulunmasından sakının. Çünkü bu (haram) harap olmanın aslı ve esasıdır.” Onun için haramdan uzak durmalı, haramzadelere de iltifat etmemeliyiz.
Hac ve umreye gelenler bu esaslara riayet etmez, bildiği yolda devam ederse, mukaddes yerlere gelmekle arınması mümkün değildir. İnanan insanların bulunacağı yerde haram olmaz, harama da tevessül edilmez. İnanan insanların bulunduğu yerde işret olmaz, sömürü olmaz, edepsizliklere yer verilmez. Sadece ‘emir bi’l-ma’rûf’a dikkat edilir.
Peygamberimiz; “Dünya, tatlı ve yeşil bir bahçe (gibi)dir. Her kim orada helalinden mal kazanır ve onu (verimli) hak olan yere sarf ederse, Allah ü Teâlâ ona sevap ihsan eder ve onu cennetine koyar” müjdesini vermektedir. Bunlar, hayatında, siyasette, meslekte, her alanda müminin dikkat kesileceği açıklamalardır.
Bu güzel diyarlarda, affa sığınmak için zahmet çekenler, Allah’ın talimatlarına uyarsa, lehine neticeler doğar, aksini yapanlar ise gezinmiş olurlar. Medine-i Münevvere’de içimizden geçenleri aktarmak istedik. Herkesin bu manevi atmosferden müstefit olması için hatırlatmalar yaptık.
Asil inanç sahipleri, doğru yolda olanlar, denizin dibindeki inciye benzerler. Az bulundukları için çok değerlidirler. O değere nail olmak duasıyla, Medine-i Münevvere’den selamlar.
Rahman ve Rahim,
Kadir ve Muktedir,
Gaffar ve Settar olan Allah’a emanet olunuz.
Selam doğru yola uyanlara olsun. (Taha/47).