Hükümetlerin ve devletlerin çöküşü, malum ani olmaz. Çöküş, önce doğrudan uzaklaşmakla başlar. Sonra da iktidarların yaptıkları yanlışlar normalleşir. İktidar hayranlığı/alışkanlığı insanı kör eder. Onun için siyasette/iktidarlarda vefa aranmaz. Alkışlanan iktidarlar lâ-yüsel olmaya başlar. Zoru görünce de zulüm devreye girer. Her türlü haksızlığa/arsızlığa göz yumulur.
Hz. Ali (ra) buyuruyor ki; “Eğer Müslümanların yaşadığı bir şehirde (bir ülkede) fakir görürseniz, bilin ki o şehrin yöneticileri halkın malını çalıyorlar.” Bu hal devletin ve iktidarların çöküşünü hızlandırır. Her konuda zulüm zirve yapar hale gelir. Uzun uzun gerekçelere gerek yoktur. İnsanlara akılları yettiği, algıladığı kadar hitap edilmelidir, ötesine geçildiğinde insanlar mankurtlaşabilir.
Eğer bir ülkede devamlı kanun çıkartılıyorsa ve buna rağmen halk rahatlayamıyorsa, bilinmeli ki o yasalar halkı değil, küresel şirketleri ve sermaye sahiplerini korumak için çıkarılıyor, çeteleşen şirketlerin önü açılıyor demektir. Ayrıca bir iktidar insanları din adına kandırıp, oy alıyorsa, istikbalden emin olunmaz. Keza bir ülkede eğitim görmüş insanlar, cahil insanların elinde oyuncak olmuşsa, o ülkenin bekasından emin olmak da mümkün değildir.
Fatih Sultan Mehmet Han: “Vebal nedir bilir misiniz? Hak etmeyenlere makam, mevki vermektir” buyurmaktadır. Yani naehil olanları iktidara taşımaktır. Bu gibi iktidarlarda bulunanlardan bazıları köy de körfez de alır. Bunlardan bazıları da Amerika'da çiftlik alır. Diğer bazıları da gemi alır, villa alır, konak yapar. O ülkenin insanlarının büyük bir bölümü de üç kuruş az harcamak için devamlı hesap yapar.
Unutmamak gerekir ki, bir gün gelecek, herkes dünyayı terk edecektir. Kimi zamansız, kimi vedasız, kimi dargın, kimileri de kırgın olarak gidecektir. Zamanı geldiğinde de İlâhî muhasebede hesaba çekilecektir. İnsanın unuttuğu ölüm, insanın kurduğu hayallerden daha yakındır, herkes bunu hatırlamalıdır. Bu devirde, bu kadar düzenbazın, bu kadar hırsızın/arsızın arasında dürüst olup, onuruyla yaşama mücadelesi veren herkese selâm olsun. Bu günlerde enaniyetini ayaklar altına alarak mücadele, er kişinin işidir.
İnsanları temel ihtiyaçlarıyla meşgul ederseniz, özgürlüklerinin buharlaşacağı unutulmamalıdır. Hz. Ali’nin buyurduğu gibi; “Hak yolda yürüyenlerin azlığı seni (asla) korkutmasın.” Nitekim hak gelince, batıl mutlaka zail olacaktır. Ne yapılırsa yapılsın, bir gün gelecek ve yaptıklarının hesabını herkes mutlaka verecektir. Çünkü herkes ölecektir.
Hemen belirtelim ki; eğer bir ülkede yanlış yapanlar yollarda, alanlarda güven içinde yürüyebiliyorsa, bunun iki önemli sebebi vardır. Ya rejim yanlıştadır ya da halk şuursuz, aptal veya cahildir. Bilgi insana cesaret verir, cehalet ise küstahlık. Bilgili insan mütevazı, cahil insan ise kibirli olur. Bu gibilerle yolda dahi yürümek züldür.
İyi olan insanların kıymetini, bir gün gelir, size iyi olmayanlar gösterir. Onun için hiç kimsenin hayatına özenmeye gerek yoktur. Zira gerçek zenginlik, sağlıktır, huzur, selamet ve saadettir. Yanlış yolda yürüyenlerden ise hayır gelmez.
Nitekim son günlerde seyrettiklerimiz, ziyadesiyle üzülmemize vesile olmaktadır. Maalesef ‘terörsüz Türkiye’ nam altında bir tiyatro oynanmaktadır. Bir de ‘Mekke Savunma Anlaşması’nın, bir emrivaki olarak imzalandığını esefle müşahede ettik. Bu anlaşma ile asıl düşman olan ABD'nin, İran’a karşı kara harekâtı garanti altına alınırken, Müslümanlara gözdağı verilmiştir. Yani ABD'nin üslerini, İran’ın meşru müdafaa durumunda vurması halinde bile, bu anlaşma ile İran'a karşı cephe açılacaktır. Anlaşma bu hükmü taşımaktadır. Kısacası ABD korunacak, gerekirse İran’a karşı cephe açılacak, Müslüman Müslüman’ı vuracak, Siyonistler de buna çok sevinecektir.
Alma mazlumun ahını, çıkar aheste aheste. Netice-i kelam, bunlardan hayır gelmez.
Rahman ve Rahim,
Kadir ve Muktedir,
Gaffar ve Settar olan Allah’a emanet olunuz.
Selam doğru yola uyanlara olsun. (Taha/47).