Evet, itiraz vardır, başkaldırı vardır, diretme ve direnme vardır ancak bunların hepsi karar anına kadardır. Karar verildikten sonra herkes tabi olur ve herkes üzerine düşeni yapar.
Genel Merkez'in aldığı karara itirazı olanlar var. Bu tutum, Milli Görüş geleneğine uygun bir davranış değildir. Çünkü karar alınmış ve gereği yapılmıştır. Bu aşamadaki itirazlar maksatlıdır.
Bahane aramaya ya da üretmeye gerek yoktur. Faraza bu kararın altında Erbakan hocamızın imzası olsaydı, nasıl bir tepki gelirdi! Rahmetli Hocamız, bu konuda kesin ve net düşüncelerini beyan etmiştir: "Alınan karara tabi olmak farzdır." demiştir.
Şu hususa dikkat çekmek isterim. Bu bir bakış açısıdır ve isabetlidir. Mesela teşkilatı bir tepeye benzetelim. Tepenin zirvesinde Genel Başkan vardır. Onun etrafında genel idare kadroları, tepenin yamaçlarına eteklerine doğru geldikçe il, ilçe, mahalle, sandık teşkilatları ve nihayet üyeler vardır.
Herkes bulunduğu nokta, konum ve mevki açısından görüş alanına giren bölgeyi gözlemler ve olayları o saha çerçevesinde değerlendirir. Faraza bir ilçe başkanı konum ve mevki itibariyle bu tepenin yamacında bir yerdedir. Görüş açısı da tepenin dikey ve yatay her noktasını görme ihtimali yoktur...
Oysa Genel Başkan, zirvede olduğu için tepenin dört etrafında cereyen eden bütün hadiselere hakimdir. Yani yurt sathında bütün teşkilatların her durumuna hakimdir, olmak zorundadır. Bundan öte bir de iç ve dış siyaset, iç ve dış mihrakların yapısı, planları... gibi konulara da vakıftır ve bu minval üzere siyaset üretmelidir.
Lider, olup-biten her şeyi de ayan-beyan ifade edemeyebilir. Şer odakları her an pusudadır. Bu bir peygamber metodudur. Hz. Peygamber, savaş hazırlığına başladığı zaman gidilecek yeri, savaşılacak kavmi açıklamazdı. Belki en güvendiği bir kaç kişi hariç...
Şimdi Saadet Partisi Genel Merkez'in, özelde Genel Başkanın aldığı karara binaen çatlak sesler geliyor. Onlar, ya çok acemi ya da eğitimlere yeterince iştirak etmemişlerdir. Yani toylardandırlar.
Hani sizden olan emirlere itaat ediniz ilahi emrine boyun etmiştik... Hani biz, 'Gevşemeyin, üzülmeyin! Eğer gerçekten iman etmişseniz, üstün olan sizsiniz.' (A'li İmran/239) emrini düstur edinmiştik...
Akıllı olalım, şu an hangi konumdaysak, hagi vazifemiz varsa, orada en iyisini yapma çabası içerisinde olalım. Milli Görüşçü olmak, herkese nasip olmaz, orada vazife yapmak da her babayiğitin harcı değildir.