Kaderin imanın şartlarından olduğu herkesçe malumdur. Bunun bir kez daha hatırlanmasında bir beis olmaz. Kadere inanmamak insanı küfre düşürür. Zaten iman olmadan da böylesine önemli bir mevzuyu net bir şekilde anlamak asla mümkün olmaz.
Dolayısıyla icmali iman gereği kadere şeksiz şüphesiz inanmak zorunluluğu vardır. Ancak bu kadarla yetinmek, insanı kâmil iman sahibi yapmıyor. O halde iman-ı kâmile sahip olabilmek için mutlaka araştırıp işin aslını bilmek gerekir ki bu ise tafsili iman gereğidir.
Tabi parantez içinde icmali ve tafsili iman nedir, onu da hatırlamak icap eder. İcmali iman, imanın şartlarına şeksiz şüphesiz, hiç tereddüt etmeden inanmaktır. Tafsili iman ise inanılan herşeyin tafsilatıyla öğrenilmesi demektir. Yani ilminin alınması gerekir. Buna göre bir üst paragraf yeniden gözden geçirilebilir.
Konumuza dönersek!
Sahabeden Abdullah ibn Mesud ra, şu hadisi nakletmiştir: 'Sizden birinizin yaratılışının başlangıcı olan temel maddeler, anasının karnında kırk günde derlenip toplanır. Sonra ikinci kırk günlük zaman içinde kan pıhtısı halini alır. Sonra o kadar müddet zarfında da bir et parçası haline gelir. Daha sonra Allah bir melek gönderir de ona ruh üfürür ve şu dört şeyi yazması emrolunur. O kimsenin rızkını, ecelini, amelini ve iyi bir kimse mi yoksa kötü bir kimse mi olacağı.’
Hadis-i şerifin kaderle ilgili olan bölümü, ruh üfürüldükten sonraki görevli meleğin yazmakla emrolunduğu dört husustur... Bir defa bu melek o insanın amel defterlerini yazacak olan kiramen kâtiplerinden biri midir?
Melek bu dört hususu o gün insanın defterine yazdı mı yoksa yaşadıkça mı yazacaktı? Ya da bazısını yazıp, bazısını yaşadıkça mı yazacaktı?.. Acaba hadis-i hangi türlü anlamak gerekirdi? Doğrusu insanın izah da en çok zorlandığı bir mevzuydu bu… İlk etapta, ‘Yazı yazıldı, defter dürüldü. Artık kul, ister- istemez yazılanı yaşayacaktır.’ şeklinde düşünülebilir. Tamam da öyle olsa! “Mademki imtihan dünyası... o zaman bu imtihan nicedir?” demez mi insan? (Hâşa) Beşerin sistemiyle kıyaslamak gibi olmasın ama bu herhalde önce yerleştirmeleri yapıp, sonra da seçme sınavı yapıyoruz gibi saçma bir şey olmaz mı? Yani şimdi böyle bir adalet olur mu?..
Halbuki Yüce Allah, insana tercih hakkı vermişti. Yani hâk ile bâtıl, adalet ile zulüm arasında tercih yapabilecekti insan. Öyle ya Rabbinin kemndine lütfettiği cüz-i iradesiyle düşünme, irdeleme ve karar verme yetisine sahipti. Tabi bu karar, insanın niyetidir. İcraat yani amel Yüce Allah’ın dilemesiyledir. İnsan, yaşanacaklara yön verme çabasında olmalıdır ancak, yaşananlar Allah'ın diledikleridir. 'Ameller niyetlere göredir.' buyurmuş Peygamber Efendimiz...
Devam edecek.