Yüce Allah’ın insana tercih hakkı verdiği durumlar olduğu gibi vermediği durumlar da vardır. Buna binaen tercih etsin veya edemesin insanın yaşadıkları kaderidir. Bu iki durum, ilim ehli tarafından ızdırari (seçemediği) kader ve ihtiyari (seçtiği) kader şeklinde ifade edilmiştir.

İnsan, seçemediklerinden sorumlu değildir. Ancak, bunlar hakkında şükür ve sabır ölçülerine riayet etme mecburiyeti vardır. Yüce Allah’ın emir ve yasaklarına tam teslim olmak vardır. Öte yandan kendisine verilen, cüz-i iradesi gereği tercih hakkı verilen durumlardan ise sorumludur.

Mesela insanın, ana babasını kendi seçemediğinden dolayı her hangi bir sorumluluğu yoktur. Yani, ‘Neden şu anayı seçtin, neden bu babayı seçmedin?’ gibi bir soruya muhatap olmayacaktır. Tıpkı ırkı, dili, cinsiyeti vs. durumlarda olduğu gibi…

Diğer taraftan özellikle inancı ve buna bağlı olarak, helâl-haram, iyi amel-kötü amel, Allah yolunda cihat etme gibi durumlar ise tercihine bırakılmıştır ki buna da ihtiyari kader denmiştir. Izdırari kaderi külli iradesiyle Yüce Allah takdir etmiştir. İhtiyari kaderi ise kulun cüz-i iradesine bırakmıştır.

Daha evvel de bahsettiğimiz üzere insan, cüz-i iradesiyle sadece niyetini belirleyebiliyor. Bu niyete göre ameli Yüce Allah dilerse nasip ediyor. Ancak, eylem gerçekleştikten sonra amel defterlerine kayıt ediliyor.


Kader konusunda insanı en fazla düşündüren hususlardan bir de kulun ne şekilde hareket edeceğinin Yüce Allah’ın ilmi dâhilinde olduğudur. Tabii ki Yüce Allah, bütün noksanlıklardan münezzehtir. Dolayısıyla bilmemesi bir noksanlık olurdu ki böyle bir ihtimal yoktur.

Belki tam örtüşmeyebilecek ama konuya daha bir açıklık katma adına şöyle bir misal, zihinlerdeki bulanıklığı gidermeye yardımcı olacaktır. Faraza hayat bir tiyatrodur, insanlar ise oyuncu. Oyun, doğal olarak sahneye konulmadan önce bir senarist tarafından kaleme alınmıştır. Tabii ki sahne alması da bir yöneten eşliğinde olacaktır. Oyunda iyi rol, kötü rol vs roller vardır. Bu anlamda oyuncular tespit ve rolleri de tevdi edilmiştir. Hatta bazen oyuncuya rol tercihi bırakılır. Neticede tiyatro sahne alır ve oynanır. Soru şu: Peki şimdi burada gerek senarist ve gerekse yönetmen oyuncuların nasıl hareket edeceklerini ve ne konuşacaklarını önceden biliyor olmaz mı?.. El hak olur...

İşte dünya hayatı da buna benzetilebilir. Teşbihte hata olmaz burada senarist de yönetmen de Yüce Allah’ın bizatihi kendisidir. O hayatta iyi ve kötü olmak üzere iki yol (rol) yazmıştır. Kimi kulları (Peygamberleri) bizzat örnek teşkil etsin diye yani insanlar onları örnek alsınlar diye iyi rolle bizzat görevlendirmiştir. Diğer insanlara da tercih hakkı vermiştir. Senaryo olarak da ilâhi kitaplar indirmiş ve şu devasa kâinatı önüne sermiştir. Şeytan ile de bütün insanları uyarmıştır. Ancak, seçme hakkını kula bırakmıştır. Yani insan iyi rolü de kötü rolü de kendisi seçecektir. Tabi akıbeti de ona göre olacaktır.

Devam edecek.