“Terörsüz Türkiye” olarak adlandırılan süreci başlatan ve kamuoyunda en dikkat çekici çağrıları yapan isim MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli oldu.
Bahçeli, hemen her konuşmasında Abdullah Öcalan konusunda bugüne kadar siyasette kolay kolay duyulmayacak açıklamalar yaptı. Öcalan’a “umut hakkı” verilmesi gerektiğini açıkça dile getirerek bu konuyu Türkiye’nin gündemine taşıdı.
Ancak bugün gelinen noktada dikkat çekici bir tablo ortaya çıktı:
Öcalan ve Kandil’deki elebaşları çerçeve yasa teklifinin kapsamında yok. Öcalan’a yönelik “umut hakkı” da teklifte yer almıyor.
İşte tam bu noktada Saadet Partisi Genel Başkanı Sayın Mahmut Arıkan’ın sürecin başından beri neden “şartlı evet” dediğinin önemi daha iyi anlaşılmaktadır.
Saadet Partisi terörün sona ermesine karşı çıkmadı. Terörün bitmesine, silahların susmasına ve toplumsal huzurun sağlanmasına destek verdi.
Fakat bu desteği hiçbir zaman kayıtsız şartsız vermedi.
Daha ilk günden kırmızı çizgilerini ortaya koydu:
Terörün bitmesine evet; Öcalan’a özel düzenlemeye hayır.
Silahların susmasına evet; tavize ve dayatmaya hayır.
Toplumsal barışa evet; Türkiye’nin geleceğini tehlikeye atacak hesaplara hayır.
Üstelik Mahmut Arıkan bunları bugün, çerçeve yasa ortaya çıktıktan sonra söylemiyor.
Tarih 22 Ekim 2025. Yer, Saadet Partisi TBMM Grup Toplantısı.
Mahmut Arıkan, daha sürecin başlarında yaptığı o grup toplantısı konuşmasında sürecin “tek taraflı ajandalara kurban edilmemesi” gerektiğini vurguluyor ve bugün çok daha anlamlı hâle gelen şu uyarıyı yapıyordu:
“Bütün süreci Öcalan’ın özgürlüğüne indirgemek, sürece ihanettir. Kazanım bir kişinin değil, toplumsal birliğin olmalıdır.”
Bu sözün altını özellikle çizmek gerekiyor.
Çünkü tarih 22 Ekim 2025.
Henüz bugün tartıştığımız çerçeve yasa ortada yokken, Mahmut Arıkan Saadet Partisi’nin kırmızı çizgisini açıkça ilan ediyordu:
Süreç Öcalan’ın özgürlüğüne indirgenemez.
Arıkan aynı 22 Ekim 2025 tarihli Saadet Partisi TBMM Grup Toplantısı’nda partinin sürece verdiği desteğin kayıtsız şartsız olmadığını da şu sözlerle anlatıyordu:
“Bu sürece desteğimizi, en başta adına itiraz ederek verdik. Çünkü meseleleri sadece güvenlik meselesine indirgemek çözüm getirmez. Eğer gerçekten samimiyseniz, bu sürecin adı ‘terörsüz Türkiye’ değil ‘yaşanabilir Türkiye’ olmalıdır.”
Bugün bu sözleri yeniden okumakta fayda var.
Çünkü Saadet Partisi’nin “şartlı evet”i, önüne konulan her şeye evet demek değildi.
Tam tersine, doğru olanı desteklerken yanlış gördüğü düzenlemelere karşı çıkma iradesiydi.
Saadet Partisi, “çerçeve yasa” olarak ifade edilen düzenlemede kabul edilemez gördüğü hususlara daha başından itiraz ederek sürecin yanlış bir istikamete sürüklenmemesi için ağırlığını ortaya koydu.
Bugün gelinen noktada Öcalan’ın, Kandil’deki elebaşlarının ve Öcalan’a yönelik “umut hakkı” düzenlemesinin çerçeve yasa teklifinin dışında kalması, Saadet Partisi’nin sürecin başından beri ortaya koyduğu kırmızı çizgilerin önemini göstermektedir.
İşte “şartlı evet”in anlamı tam olarak budur.
Baştan her şeye “hayır” deyip kenara çekilmek kolaydı.
Önüne gelen her şeye “evet” demek de kolaydı.
Zor olan; masada bulunmak, terörün bitmesine destek vermek fakat milletin geleceğini ilgilendiren yanlış bir adım görüldüğünde “Buraya kadar!” diyebilmektir.
Mahmut Arıkan’ın ortaya koyduğu siyasi tavır da budur.
Bir taraftan terörün sona ermesini savunurken diğer taraftan sürecin Öcalan’ın özgürlüğüne veya Kandil’deki elebaşlarının geleceğine indirgenmesine karşı çıkmıştır.
Çünkü mesele bir kişinin geleceği değil, 86 milyonun geleceğidir.
Bir kişinin umudu değil, milletimizin ortak umududur.
Bir avuç örgüt elebaşının geleceği değil, Türkiye’nin geleceğidir.
Bunu anlayabilmek için meselelere yalnızca günlük siyasi tartışmaların penceresinden değil, gerçek anlamda Millî Görüş zaviyesinden bakmak gerekiyor.
Bugün dönüp 22 Ekim 2025 tarihli grup toplantısında Mahmut Arıkan’ın söylediği sözlere baktığımızda, “şartlı evet”in neden bu kadar önemli olduğunu daha iyi görüyoruz:
“Bütün süreci Öcalan’ın özgürlüğüne indirgemek, sürece ihanettir.”
Öcalan’a özel bir düzenleme yapılmasın diye kırmızı çizgisini çekti.
Kandil’deki elebaşlarının bu süreç üzerinden özel kazanımlar elde etmesine karşı durdu.
Bahçeli “umut hakkı” dedi; Mahmut Arıkan ise daha 22 Ekim 2025’te, Saadet Partisi TBMM Grup Toplantısı kürsüsünden “Bu süreç Öcalan’ın özgürlüğüne indirgenemez” diyerek kırmızı çizgisini ilan etti. Bugün Öcalan’ın, Kandil’deki elebaşlarının ve “umut hakkı” düzenlemesinin çerçeve yasa teklifinin dışında kalması, o gün ortaya konulan itirazın önemini çok daha açık biçimde göstermektedir.
Çünkü Millî Görüş siyaseti rüzgâr hangi taraftan eserse o tarafa dönmek değildir.
Millî Görüş; gerektiğinde herkes “evet” derken şart koyabilmek, herkes “hayır” derken milletin menfaati varsa doğruya destek verebilmek ve şartlar ne olursa olsun ülkenin geleceğini savunabilmektir.
Bugün yaşananları gördükçe davamızın, teşkilatımızın ve Millî Görüş’ün kıymetini daha iyi anlamamız gerekiyor.

