Herkes bilir ki, siyaset kalıcı değil, değişkendir. Ülkeleri için projesi güzel olanlar, mümkün mertebe uzun bir dönem iktidarda kalırlar, milleti ikna edemeyenler de iktidardan düşerler. Parti müdavimleri bazen yanlış yola girmelerinden dolayı saf değiştirebilir, bazen de inancından koparak yanlış olan düşüncelerin peşinde koşup durabilirler.
Bazı siyasetçiler milli ve manevi olmayan izm’lerin peşinde koşmaktan yoruluyor ama taassupkârane siyaset yaptıkları için bazen gömlek değiştirip, bazen de inanç sapmasına düşebiliyor. Uzun bir zamandan beri de bazı yanlışlar yapıldığı için dertlerimiz bir türlü bitmiyor.
Merhum Erbakan'ın ifadesiyle;
· “Sen hangi inancın evladısın,
· Hangi tarihin çocuğusun,
· Neyi bırakıp nereye gidiyorsun?
Buna mukabil;
· Bunlar benim müttefikim
· Bunlar benim stratejik ortağım diyerek (Büyük Orta Doğu projesinde olduğu gibi) adam aldatmaya çalışıyorsun.”
Ortada ‘Adil Düzen’ varken, batıla hizmete koşuluyor. Bu sebeple:
· “AKP'liler yeni Osmanlı kuruluyor zannediyor
· HDP'liler Kürdistan kuruluyor zannediyor
· MHP'liler Türkiye parçalanmaz zannediyor
· CHP (ve Yeni Partililer) de Atatürk silinmez zannediyor.
Birbirlerini yemekten olanları fark edemiyorlar. (Onun için büyük) İsrail kuruluyor.” Zira peşinde koşulan partiler ve hükümetler önce Irak’ın vuruluşuna aldırmayıp, ondan sonra da Suriye’nin ortadan kaldırılmasına seyirci kaldılar. Ardından İsrail'in devleştiğini seyredecekler.
Unutulmasın ki hedef ülke Türkiye'dir. Bu bir projedir. Ama bizim insanımız ve hükümetlerimiz bunu göremiyor. Çünkü gönüller mühürlüdür.
Bir zamanlar, merhum Osman Bölükbaşı: “Türkiye'yi yöneten siyasetçiler, bunların bakiresi bile (hâşâ) genelevden emeklidir” demişti. Elbette ki bu gibi siyasetçilerden hayırlı hizmet alınamaz ve beklenemez.
Ülkeler, vurdumduymaz siyasetçilerin elinde, maalesef güç sahibi devletlerin aleti olmaktadırlar. Nitekim Amerika'nın ‘Çöl Fırtınası’ operasyonuna, Mısır: 20.000, Suriye: 14.000, Fas: 13.000, Kuveyt: 9.000, Umman: 6.300, Birleşik Emirlikler: 4.300, Katar da: 2.600 askerle dâhil oldular. Bugün de İran’a karşı aynı anlayışla yaklaşmaktadırlar.
Ayrıca belirtelim ki; NATO liderliğinde Libya müdahalesinde de:
· Katar: 6 Mirage savaş uçağı ile,
· Birleşik Arap Emirlikleri: 6 Falcon ve 6 Mirage uçağıyla,
· Ürdün: 6 savaş uçağı ile bu operasyona katıldı.
Diğer taraftan Yemen'e karşı düzenlenen ‘Kararlılık Fırtınası’ operasyonuna da;
· Suudi Arabistan: 100 savaş uçağı ve 150.000 askerle,
· BAE: 30 savaş uçağı ile,
· Kuveyt: 15 savaş uçağı ile,
· Bahreyn: 15 savaş uçağıyla,
· Katar: 10 savaş uçağıyla,
· Ürdün: 6 savaş uçağı ile,
· Fas: 6 savaş uçağıyla,
· Sudan: 5 savaş uçağıyla katılmıştı.
Şimdi de bütün bu İslam ülkeleri, ABD'nin İran'a yaptığı operasyonda, İran'dan yana değil, ABD'den yana tavır aldılar. Bunlar Gazze'de, Filistin'de dökülen kana rağmen hâlâ ABD ve İsrail'den yanadırlar. Bu tabloyu sergileyen idarecilerden hayır beklemek boşunadır.
Bütün bunlara rağmen, İmam Şa’râvî’nin dediği gibi:
· “Dünya tasası çekme, o Allah'a aittir.
· Rızık endişesi taşıma, o da Allah'a aittir.
· Gelecekten kaygı duyma, gelecek Allah’ın elindedir.
· Tek bir tasan olsun: Allah’ı nasıl razı edeceksin.”
Netice-i kelam; dünya tasası çekmeye değmez. “… Kâfirler istemeseler de Allah nurunu tamamlayacaktır.” (Saff/8)
Rahman ve Rahim,
Kadir ve Muktedir,
Gaffar ve Settar olan Allah’a emanet olunuz.
“Ya Rabbi bu haftayı bize hayırlı ve bereketli kıl. Hayırlara yakın, şerlere uzak eyle.”
Selam doğru yola uyanlara olsun. (Taha/47).