“Bakara/3, Al-i İmran/100, En’am/153, İsra/9, Tekvir/26 vb. ayetlerine/ilahi mesajlarına rağmen; iki yüz yıldan beri, dillerimizle “hidayet”te, ayaklarımızla da “dalalet”te (Fatiha/5-7) değil miyiz? Batıldaki ayaklarımızı, Hak/tevhid söylemimizin yanına almadıkça/kendimizi düzelterek tevbe etmedikçe de zilletten kurtuluş görünmüyor. (Rad/11)

NEREYE?!. Hukuk ve ahlak; fıtratın/temel değerlerin (hayat, inanç, akıl, iffet/aile, mal vb.) korunması; adalet ve düzen içindir. Değerleri koruması gereken devlet/hukuk; AB uğruna, (zina, lgbt vb. yasalarla) koruması gereken değerleri, ifsada yol açarak, haramları “hak ve özgürlük” olarak tanır, normalleştirirse (zulüm, şirk), toplumun/devlet gemisinin batmasına yol açmış olur. “Ahlaki” söylemlerle, hukukun açtığı yaralar tedavi edilemez. Bu iğrenç çığırı açanlar da, faillerin eylemlerinden paylarını alır. Yanlış rotada seyreden gemimizdeki delikler, giderek çoğalıyor.

“Nereye, gidiyor(sun)uz.” (Tekvir/26)

Siyonizm’in kontrolündeki NATO’nun/komutanının “düşmanı” ile, bizim/“Mehmetçiğimizin” düşmanı aynı olabilir mi(?!)

Rahman’ın, insanın düşmanı; insan şeytanı Siyonistlerin yanında durarak, Rahman’dan yardım alabilir miyiz?

Emperyalist düşmanlarımızın; kültür ve medeniyetini/hukukunu iktibas/ithal ederek, “anti-emperyalist” ve “bağımsız” olabilir miyiz?!

Allah’ın (cc) yardımını ve rızasını; D-8 ile mi, yoksa, AB ve NATO ile mi alabiliriz? O (cc)’na rağmen, kim kime yardım edebilir? Rahmani/doğru tercihimizle kurtulur, şeytani/yanlış tercihimizle de helak oluruz. Şeytan, düşman olarak hep yanlış tercihi süsler, ona çağırır. (Enam/112, 153; Araf/16-17; Zuhruf/36-37, Nas/son)

İslam’daki “dost-düşman” ölçüleri/kriterleri ile, AB’nin/NATO’nun/Siyonizm’in kriterleri zıt değil mi?

Kur’an’daki/Fatiha’daki “doğru yol” İslam mı, diğerleri mi? (Fatiha/5-6, Al-i İmran/19, Enam/153, İsra/9, Yasin/4, 60-61)

İnsanlık ve İslam düşmanı şeytan; insanları, hep İslam’ın dışındaki yollara, ölçülere çağırır. (Bakara/257, Araf/16-17, Zuhruf/36-37)

Siyonistlere/ABD, AB ve NATO’ya göre; Gazze’de, İran’da direnenler “terörist”, “düşman”(!). Bize göre de öyle mi ki, onlarla birlikte olalım?

Biz kim, dost kim, düşman kim?

İzzeti ve güvenliği tağutların yanında arayan işbirlikçiler; sonunda, tağutlar eliyle ve korktuklarıyla cezalandırılır...

“AŞURA/KERBELA” Yüzyıllar önce tutuşturulan tefrika/fitnesi ateşi büyüyerek, canlarımızı yakarak izzetimizi zillete dönüştürüyor. Bugün; Hüseyin (r.a.) adımız çok, Yezid adı yok olsa da... İki milyar nüfuslu Müslümanlar olarak, her günümüz “aşura”, her yerimiz “Kerbela” oldu… “Tevhid” izzet kimliği altında, “vahdet” rahmetine/nimetine ulaşmadıkça, zillet azabımız da sürecektir... Zamanımızdaki “ırkçı” ve mezhepçi tefrikacılar; adı kalmayan Yezid’in mirasçıları gibidir. Hüseyin ve Yezid sadece birer isim değil; kişilik ve ahlaktır da...

Bizde “ehl-i beyt” sevgi ve saygısı, duygusal anlamda da olsa, o kadar güçlüdür ki; “Hüseyin” adı çok olmasına rağmen, Bizans’a/İstanbul’un fethi için gönderilen (669) ilk İslam ordusunun komutanı “Yezid”in, adı sanı bile yoktur...

“KERBELA”NIN MESAJLARI: Zulme/zalime direnmeli; kim olursa olsun. Dost/kardeş yarası kolay kapanmıyor; büyüyor da. Evin içinde ayrılık, çatışma varsa, düşmanın işi kolaylaşır. Evin içindekilerin birbirine verdiği zarar, düşmanınkinden daha büyük olabilir. Nefis ve şeytan düşmanlarımız, İslam düşmanlarından daha tehlikeli ve zararlıdır. “Ben”liği/tefrikayı terk etmedikçe rahmet, kurtuluş ve izzet de yoktur.

Kendi içindeki putlara mağlup olanlar, dışındaki tağutlara direnemez, teslim olurlar… Cihad, izzet; terki de zillet sebebidir. En büyük fitnemiz, tefrikamızdır...

Evimizde/yurdumuzda tefrikada/didişmede olmamız; dışardaki ortak düşmanlarımıza davetiye gibidir...

Hz. Hüseyin (r.a.) ile Yezid arasındaki mücadele “siyasi” mahiyetteydi; aralarındaki ihtilaf “hilafet”in “meşruiyeti”nin yöntemi ile ilgiliydi. Yezid; yönetimini, zamanının güçlü devletleri Farsların/İran veya Bizans’ın/Roma hukuk düzenine göre icra edecek değildi. Elbette Kur’an ve sünnetle hükmedecekti(?!) Hilafete kendisini ehil, atanma yöntemini de meşru görüyordu. Yezid tarafındakilerin çoğunun da kalpleri Hüseyin’den (r.a.) kılıçları da kendisinden yana idi.”(?!) Geçmişten ibret, ders almalıyız; tarih tekerrür etmesin diye. Bu da ihtilafları rafa kaldırmakla/ümmet olmakla olur. Gündemde tutarak, yaraları deşmekle olmaz… Kuşatıldığımızı göremiyor muyuz?!

BİLELİM Kİ: Hz. Ali’nin (r.a.) Hz. Fatıma (r.a.)’nın vefatından sonraki hanımlarından doğan çocuklarından üçünün adı; Ebu Bekir, Ömer ve Osman idi...