Sonradan ortaya çıkan bir olay hakkında, zaman bakımından en yakın olan iddia esas alınır…

Yani hâdis olan bir işin sebep ve zemân-ı vukû’nda ihtilâf olunsa, zemân-ı baîde nisbetin isbât olunmadıkça, hâle akreb olan zemâna nisbet olunur.

Hâdis: (Hades’den) Sonradan ortaya çıkan. (Hadîs: Söz) Akreb: (Kurb’dan) Daha yakın. Evkât: Vakitler. İzâfet: Bağlamak.

Sonradan ortaya çıkan bir işin, evvelki muayyen bir zamanda meydana geldiği isbatlanamazsa, şimdiki hâle en yakın zamanda vuku bulduğu kabul edilir.

Meselâ, ölen bir kimsenin ölümünden önce yaptığı ikrârın zamanında ihtilâf doğsa, ölüm hastalığında yapıldığı kabul edilir.
Bir kadın kocasının kendisini maraz-ı mevtinde (ölüm hastası iken) boşadığını, dolayısıyla iddeti içinde kocasının vefatıyla vâris olduğunu iddia etse, diğer vârisler ise sıhhatte iken boşandığını söyleseler, söz kadınındır…

Vaktiyle vücudunun kanadığını namazdan sonra gören bir kimsenin namazı iâde edip etmeyeceği soruldu. Başıma gelmediği için, cevabında tereddüt ettim. Ancak aklıma hemen Mecelle’nin, BİR İŞİN EN YAKIN ZAMAN DA OLDUĞUNA HÜKMEDİLİR! külli kâidesi (m.11) geldi. Nitekim baktığım fıkıh kitapları da, bu kâideye istinâden, kanı gördüğü anda abdestin bozulacağını söylemişlerdi…

Bu prensibe, 8. maddede geçen BERÂET-I ZİMMET ASILDIR prendisi istisna getirmektedir. Nitekim bir malın satışına vekil olan kimse, o malı azledilmeden önce satıp teslim ettiğini, müvekkil de azlini öğrendikten sonra satıp teslim ettiğini iddia etse, satılan mal mevcut ise müvekkilin sözüne, aksi taktirde vekilin sözüne itibar olunur… [1]

[1] Şimşirgil, A.& Ekinci, E. B. (2018); Ahmet Cevdet Paşa ve Mecelle’den Düsturlar, 8. Baskı, IQ Kültür Sanat Yayıncılık, İstanbul, s,151-152