Her izin döneminde olduğu gibi bu yıl da yurt dışında yaşayan vatandaşlarımızın birçok derdiyle karşılaşıyoruz.

Yıllardır Avrupa’da yaşayan insanlarımız memleketlerine geldiklerinde sadece tatil yapmıyor; ailesini, akrabalarını ziyaret ediyor, düğününe, cenazesine katılıyor, alışverişini yapıyor, esnafa ve ülke ekonomisine ciddi katkı sağlıyor.

Fakat her izin döneminde aynı şikâyetleri dinliyoruz:

“Şu sorunumuzu da birileri duysun.”

Bunlardan biri de yurt dışından getirilen cep telefonlarının Türkiye’de kullanım süresi meselesi.

İlk bakışta küçük bir teknik mesele gibi görünebilir. Fakat yaşayan için hiç de küçük değil.

Çünkü telefon artık sadece arama yaptığımız bir cihaz değil.

Telefonumuz bankamız.

e-Devlet’imiz.

Navigasyonumuz.

Uçak biletimiz.

WhatsApp’ımız.

Ailemizle irtibatımız.

İş yerimizle bağlantımız.

Kısacası günlük hayatımızın neredeyse tamamı cep telefonunun içerisinde.

İşte tam da bu nedenle mevcut uygulamadaki çok garip bir durumun artık düzeltilmesi gerekiyor.

Bir gurbetçimiz düşünün.

Yıl içerisinde Türkiye’ye birkaç kez geliyor ama her gelişinde sadece birkaç gün kalıyor.

Örneğin ocak ayında Türkiye’ye geliyor, üç-dört gün kalıp Almanya’ya dönüyor.

Aradan bir süre geçiyor, tekrar birkaç günlüğüne geliyor.

Sonra tekrar Avrupa’ya dönüyor.

Vatandaş Türkiye’de toplamda belki 10-15 gün bile kalmamış oluyor.

Fakat sistem vatandaşın Türkiye’de fiilen bulunduğu günleri değil, takvim süresini işletiyor.

Örneğin üç ayrı gelişinin arasında 30’ar günlük dönemler geçmişse, vatandaşın fiilen Türkiye’de kaldığı süre birkaç gün olmasına rağmen kullanım süresinin yaklaşık 90 günü geçmiş olabiliyor.

Bir kez daha Türkiye’ye gelip birkaç gün sonra geri döndüğünde ise takvim işlemeye devam ediyor ve toplam süre doluyor.

Sonra asıl izin zamanı geliyor.

Vatandaş ailesini alıp dört-beş haftalığına memleketine geliyor.

Telefonunu açıyor ve karşısına çıkan manzara:

Kullanım süreniz dolmuştur!

Telefon çalışmıyor.

İnsan ister istemez soruyor:

Bu vatandaş telefonu Türkiye’de kaç gün kullandı ki kullanım süresi doldu?

Kendisi Almanya’dayken telefonu da Almanya’daydı.

Türkiye’deki GSM şebekesini kullanmadı.

Türkiye’deki baz istasyonlarına bağlanmadı.

Türkiye’de hiçbir iletişim hizmetinden faydalanmadı.

Öyleyse Almanya’da geçirdiği günler neden Türkiye’de telefon kullanmış gibi hesabından düşülüyor?

Asıl akla ziyan olan tarafı budur.

Üstelik telefon kapandığında mesele yalnızca “Alo diyememek” de değildir.

Yurt dışından gelen vatandaşın Türkiye’deki irtibatının büyük bölümü bir anda kesiliyor.

Ailesine ulaşamıyor.

WhatsApp üzerinden haberleşmekte güçlük çekiyor.

İnternete erişim imkânı olmadığında navigasyonu kullanamıyor.

Banka işlemlerinde doğrulama mesajları sorun olabiliyor.

İş yeriyle bağlantısı aksıyor.

Türkiye’deki randevularına ve dijital hizmetlere erişimi zorlaşıyor.

Yani bir telefonun kapanması, bugün artık insanın günlük hayatla bağlantısının önemli bir bölümünün kesilmesi anlamına geliyor.

Peki çözüm zor mu?

Hayır.

Bugün devlet vatandaşın Türkiye’ye hangi gün, hatta hangi saatte giriş yaptığını biliyor.

Hangi gün çıktığını da biliyor.

Pasaport kayıtları var.

Emniyetin giriş-çıkış sistemi var.

e-Devlet var.

BTK var.

Kurumlar arasında elektronik veri paylaşımı yapılabiliyor.

O hâlde yapılması gereken son derece basittir:

Vatandaş Türkiye’ye girdiğinde telefon kullanım sayacı çalışsın, Türkiye’den çıktığında dursun.

Türkiye’de üç gün kaldıysa üç gün düşsün.

Beş gün kaldıysa beş gün düşsün.

Bir gün kaldıysa yalnızca bir gün düşsün.

Türkiye’den çıktığında sayaç dursun.

Bir sonraki gelişinde kaldığı yerden devam etsin.

Bundan daha adil bir uygulama olabilir mi?

Bir de işin siyasi tarafı var.

2023 seçimleri öncesinde AK Parti’nin yurt dışındaki vatandaşlarımız için açıkladığı vaatlerin arasında mobil cihazların Türkiye’de kayıtsız kullanım süresi de özellikle yer alıyordu.

Demek ki sorun bilinmiyor değildi.

Vatandaşın böyle bir talebinin bulunduğu da biliniyordu.

O hâlde bugün şu soruyu sormak en doğal hakkımızdır:

Seçimden önce gurbetçinin telefonu için söz veriliyorsa, seçimden sonra neden bu sorun kökten çözülmüyor?

Sınır kapılarında vatandaşlarımızı çiçeklerle karşılamak, su ve gül suyu ikram etmek elbette güzel.

“Hoş geldiniz” demek de güzel.

Ama gurbetçi artık sadece hoş söz değil, çözüm bekliyor.

Kapıda çiçek verip birkaç kilometre sonra vatandaşın günlük hayatını zorlaştıran uygulamalarla karşı karşıya bırakmanın anlamı yok.

Yurt dışında yaşayan insanlarımız Türkiye’nin misafiri değildir.

Bu ülkenin vatandaşlarıdır.

Memleketleriyle bağlarını yıllardır koruyan, kazançlarının önemli bir kısmını Türkiye’de harcayan, yatırım yapan ve ailelerine destek olan milyonlarca insanımızdır.

Onların taleplerini dinlemek bir lütuf değil, devletin vatandaşına karşı sorumluluğudur.

Bu nedenle çağrımız son derece açık:

Telefon kullanımında takvim gününü değil, Türkiye’de fiilen geçirilen günü esas alın.

Vatandaş Türkiye’deyse sayaç çalışsın.

Türkiye’den çıktıysa dursun.

Teknolojinin bütün imkânları devletin elindeyken, vatandaşın Almanya’da geçirdiği günleri Türkiye’de telefon kullanmış gibi saymayın.

Her izin döneminde aynı sorunları tekrar tekrar konuşmak yerine artık kalıcı çözümler üretelim.

Çünkü gurbetçinin istediği çok şey değil:

Kapıda “Hoş geldiniz” denildiği gibi, sorun çıktığında da “Yanınızdayız” denilmesini istiyor.

Şaban Turhal