Türkiye’de yıllardır dile getirdiğimiz eleştirilerin bugün Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin kurulmasında en güçlü siyasi desteği veren isimler tarafından yeniden gündeme getirilmesi, basit bir fikir değişikliğinden çok daha fazlasını gösteriyor.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan başkanlık sistemini uzun yıllar Türkiye’nin gündeminde tuttu. Ancak bu sistemin fiilen hayata geçirilmesinin önünü açan en kritik siyasi hamlelerden biri, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’den geldi. Bahçeli, başkanlık sistemine geçilmesini güçlü biçimde gündeme taşıdı; MHP’nin desteğiyle anayasa değişikliği Meclis’ten geçti, 2017’de referanduma sunuldu ve ardından Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi uygulamaya konuldu.

O gün bu sistem; güçlü yönetimin, siyasi istikrarın, hızlı karar almanın ve güçlü Türkiye’nin anahtarı olarak anlatılıyordu.

Saadet Partisi olarak biz ise daha o günlerde itiraz ettik. “Kuvvetler ayrılığı zayıflar, Meclis etkisizleşir, denge ve denetleme mekanizmaları zarar görür, siyaset kutuplaşır” dedik.

Bunun karşılığında eleştirilmekle kalmadık; ağır ithamlara ve zaman zaman hakarete varan suçlamalara maruz kaldık. Başkanlık sistemine karşı çıkmak neredeyse güçlü Türkiye’ye karşı çıkmakla eş tutuldu.

Şimdi ise sistemin hayata geçirilmesinde belirleyici siyasi rol oynayan Sayın Bahçeli, siyasi partiler ve seçim sisteminin yeniden düzenlenmesi gerektiğini söylüyor.

Elbette herkes düşüncesini değiştirebilir. Siyasette yanlış görülen uygulamalar yeniden değerlendirilebilir.

Fakat o zaman sormak da bizim hakkımızdır:

Ne oldu?

Dün Türkiye’nin önünü açacağı söylenen sistemde bugün neden yeniden düzenleme ihtiyacı ortaya çıktı?

Ve daha önemlisi:

Biz bunları daha sistem kurulmadan söylerken neden dinlenmedik, neden suçlandık?