Kelimenin delâlet ettiği hakiki ma’nâya göre hükme varılır; karine olmadıkça mecâz-i ma’nâya veya tağlîb (çoğunluğa göre hükmetmek) kâidesine göre ma’nâ çıkarmaya gidilmez.

Meselâ :

a) Bir kimse oğlu için bir şeyler vasiyet ederse, oğlunun oğlu (torunu) buna girmez. Çünkü kelimenin hakiki mânası, oğlu ifâde ediyor; torunu değil…

b) Mesela Ahmet,

“- Şu kadar malımı evlâdıma vakfettim…” dedikten sonra ölürse, Ahmet’in erkek ve kız bütün çocukları buna girer; çünkü örfen «evlâd» kelimesi umumiyetle erkek ve kız çocuklarına delâlet eder; yani ma’nâ-i hakikîsi budur… [1]

Söz; ya hakikî, ya mecâz veya kinâyedir… FENERDE Kİ MUMU YAK! sözü hakikattir. FENERİ YAK! sözü ise mecâzdır, fenerdeki mumun yakılması kastedilmektedir. FİLÂNIN KILIÇ BAĞI UZUNDUR! sözü, o kimsenin uzun boylu olduğundan kinâyedir. Bir sözde esas olan, hakikî ma’nâdır; mecâz değildir. Bir ihtiyaç olmadıkça, mecâz ma’nâya gidilemez. ŞU EV FİLÂNINDIR! denince, mülk anlaşılır, kirâ değil… [2]

[1]https://www.islamiokul.com/oku.php?_kf=kutuphane/fikih/fikihkaideleri/003.htm#_Toc113024106
[2] Şimşirgil, A.& Ekinci, E. B. (2018); Ahmet Cevdet Paşa ve Mecelle’denDüsturlar, 8. Baskı, IQ Kültür Sanat Yayıncılık, İstanbul, s,152-153