SON SÖZÜ TÜRK MİLLETİ SÖYLEMELİDİR
Türkiye, tarihinin en kritik dönemlerinden birinden geçmektedir.
Günlerdir kamuoyunda yeni bir çerçeve yasa hazırlığından söz ediliyor.
Siyasi açıklamalar yapılıyor.
Terör örgütünün uzantıları peş peşe değerlendirmelerde bulunuyor.
İmralı görüşmeleri sonrasında kamuoyuna mesajlar aktarılıyor.
Ve bütün bunların merkezinde, Türkiye Cumhuriyeti’nin geleceğini etkileyebilecek hukuki düzenlemeler olduğu ifade ediliyor.
İşte tam da bu nedenle bugün sormamız gereken en önemli soru şudur:
Bu kadar tarihî sonuçlar doğurabilecek bir düzenlemede son sözü kim söyleyecektir?
Mesele yalnızca silah bırakılması değildir
Başlangıçta kamuoyuna “silahların bırakılması” olarak anlatılan süreç, artık bundan çok daha geniş bir çerçevede tartışılmaktadır.
Kamuoyuna yansıyan açıklamalarda; terör örgütü mensuplarının hukuki durumuna ilişkin düzenlemelerden, yeni bir çerçeve yasaya kadar birçok başlığın konuşulduğu görülmektedir.
Yine çeşitli açıklamalarda, terör örgütü mensupları hakkında yapılacak yasal düzenlemelerin sürecin devamı açısından önemli olduğu ifade edilmektedir.
Bütün bunlar gösteriyor ki mesele artık yalnızca güvenlik boyutu değildir.
Mesele, Türkiye Cumhuriyeti’nin hukuk düzenini ve geleceğini ilgilendiren düzenlemelerdir.
Dikkat çekici ifadeler
DEM Parti İmralı Heyeti tarafından kamuoyuna aktarılan açıklamada şu ifadeler kullanılmıştır:
“Siyasetin çıkaracağı yasa, bu sürecin önünü açacak anahtar niteliğindedir. Demokratik Cumhuriyet’e sonuna kadar kapı aralanmaktadır.”
Bu açıklama üzerinde dikkatle durulmalıdır.
Çünkü burada yalnızca silah bırakılmasından değil, çıkarılacak yasanın “Demokratik Cumhuriyet’e kapı aralayacak anahtar” olacağından söz edilmektedir.
Aynı açıklamalarda ve süreç boyunca yapılan değerlendirmelerde;
“Demokratik Cumhuriyet”…
“Kurucu unsur”…
“Eşit yurttaşlık”…
“Ortak vatan”…
gibi kavramların özellikle öne çıkarıldığı görülmektedir.
Siyasette hiçbir kavram tesadüfen seçilmez.
Her kavramın hukuki ve siyasi bir anlamı vardır.
İşte bu nedenle Türk Milleti, hazırlanacak çerçeve yasanın her maddesini bilmek istemektedir.
Kamuoyunda dile getirilen iddialar
Sürece ilişkin yapılan bazı açıklamalar da kamuoyunda dikkat çekmiştir.
Eski AK Parti Milletvekili Mehmet Metiner, yaptığı bir televizyon programında hazırlanmakta olan çerçeve yasa teklifinin, teröristbaşı Abdullah Öcalan’ın bilgisi ve onayı dâhilinde şekillendiğini ileri sürmüş; devlet ile İmralı arasında bu konuda mutabakat bulunduğunu iddia etmiştir.
Bu açıklamalar doğru olsun ya da olmasın, böylesine önemli iddiaların kamuoyu önünde dile getirilmesi bile milletin zihninde çok ciddi sorular oluşturmaktadır.
Çünkü konu artık günlük siyasi tartışmaların ötesine geçmiştir.
Konu, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin geleceğini ilgilendiren hukuki düzenlemelerdir.
Eğer gerçekten kamuoyuna yansıdığı gibi Türkiye Cumhuriyeti’nin geleceğini etkileyecek bir çerçeve yasa hazırlanırken teröristbaşı Abdullah Öcalan’ın görüş ve değerlendirmeleri alınıyor, hazırlanan metin kendisine aktarılıyor veya süreç hakkında kendisiyle mutabakat arandığı ifade ediliyorsa; burada Türk Milletinin sorması gereken çok temel bir soru vardır:
Türkiye Cumhuriyeti’nin geleceğine yön verecek böylesine önemli bir yasa hazırlanırken, yıllarca bu ülkenin evlatlarını; Türk-Kürt ayrımı yapmadan, askerimizi, polisimizi, öğretmenimizi, doktorumuzu, işçimizi, kadınlarımızı ve çocuklarımızı katleden bir terör örgütünün elebaşının görüşüne başvurulduğu iddia edilirken, bu devletin gerçek sahibi olan Türk Milletinin görüşü neden doğrudan sorulmamaktadır?
Bu devlet masa başında kurulmadı.
Türkiye Cumhuriyeti; milletimizin kanıyla, canıyla ve büyük fedakârlıklarıyla kuruldu. Bu vatanın her karış toprağında şehitlerimizin emaneti vardır.
Böylesine tarihî sonuçlar doğurabilecek bir yasa hazırlanırken, Türk Milletinin iradesinin doğrudan alınması yalnızca demokratik bir tercih değil; aynı zamanda güçlü bir meşruiyet kaynağıdır.
Türk Milleti bilmek ister
Hazırlanan çerçeve yasa nedir?
Hangi maddeleri içermektedir?
Kimleri kapsamaktadır?
Terör örgütü mensuplarına hangi haklar tanınacaktır?
Teröristbaşı Abdullah Öcalan’ın hukuki statüsüne ilişkin herhangi bir düzenleme düşünülmekte midir?
Türkiye Cumhuriyeti’nin üniter yapısını, anayasal düzenini veya devlet anlayışını doğrudan ya da dolaylı etkileyebilecek hükümler var mıdır?
Bu soruların cevabını istemek, her Türk vatandaşının en doğal demokratik hakkıdır.
Çünkü egemenlik, millet adına kullanılan bir emanet değil; doğrudan doğruya Türk Milletine ait anayasal bir haktır.
Referandumdan neden kaçınılsın?
Hiç kimseyi suçlamıyorum.
Hiç kimsenin niyetini sorgulamıyorum.
Ancak şunu sorgulamak her Türk vatandaşının hakkıdır:
Türkiye Cumhuriyeti’nin geleceğini şekillendirecek bir süreçte, terör örgütünün talepleri kamuoyunda tartışılırken, DEM Parti İmralı heyetinin açıklamaları üzerinden yeni kavramlar ve yeni hukuki düzenlemeler konuşulurken, son hakem neden doğrudan Türk Milleti olmamaktadır?
Eğer gerçekten demokrasiye inanıyorsak, bunun yolu bellidir.
Çerçeve yasa taslağı eksiksiz olarak Türk Milletinin önüne konulmalıdır.
Her maddesi açıkça tartışılmalıdır.
Ve nihayetinde referandumla karar doğrudan Türk Milleti tarafından verilmelidir.
Buradan bütün siyasi partilere, genel başkanlara ve milletvekillerine samimi bir çağrıda bulunuyorum.
Eğer hazırlanacak düzenlemeler gerçekten tarihî öneme sahipse…
Eğer bu düzenlemeler yalnızca bugünü değil, Türkiye’nin geleceğini de etkileyecekse…
Eğer bu süreç gerçekten demokratikleşme olarak tanımlanıyorsa…
O hâlde bunun en meşru yolu bellidir.
Türk Milletinin hakemliğine başvurmak.
Sadece anayasa değişiklikleri değil…
Türkiye Cumhuriyeti’nin geleceğini etkileyebilecek böylesine kapsamlı yasa değişiklikleri de doğrudan milletin iradesine sunulmalıdır.
Bunun adı referandumdur.
Referandumdan çekinilmemelidir.
Çünkü referandum, millet iradesinin en doğrudan tecellisidir.
Kimseyi suçlamıyorum
Burada hiç kimseyi suçlamıyorum.
Hiç kimsenin niyetini sorgulamıyorum.
Kimsenin peşinen yanlış yaptığını da söylemiyorum.
Söylediğim yalnızca şudur:
Madem böylesine tarihî sonuçlar doğurabilecek bir çerçeve yasa hazırlanıyor…
Madem bu yasa Türkiye Cumhuriyeti’nin geleceğini etkileyecek kadar önemli görülüyor…
Madem kamuoyuna yansıyan açıklamalarda bunun yeni bir dönemin “anahtarı” olduğu ifade ediliyor…
O hâlde son söz mutlaka Türk Milletine ait olmalıdır.
Çünkü egemenlik kayıtsız şartsız Türk Milletinindir
Türkiye Cumhuriyeti;
Tek devlettir.
Tek millettir.
Tek vatandır.
Tek bayraktır.
Tek resmî dili vardır.
Bu kurucu esaslar herhangi bir siyasi pazarlığın konusu olamaz.
Tam tersine, bu esasları doğrudan veya dolaylı etkileyebilecek her düzenleme, Türk Milletinin bilgisi dâhilinde hazırlanmalı; açıkça tartışılmalı ve gerekiyorsa doğrudan milletin onayına sunulmalıdır.
Bugün yapılması gereken budur.
Kimse milletten çekinmemelidir.
Kimse milletin vereceği karardan korkmamalıdır.
Çünkü bu devletin gerçek sahibi Türk Milletidir.
Ve Anayasamızın en temel ilkelerinden biri yalnızca bir cümle değildir; devletimizin varlık sebebidir:
Egemenlik kayıtsız şartsız Türk Milletinindir.
Hiç kimse Türk Milletinden daha büyük değildir.
Hiçbir siyasi irade, hiçbir örgüt, hiçbir kişi; Türk Milletinin üzerinde değildir.
Türkiye Cumhuriyeti’nin geleceğini belirleyecek tarihî kararların en büyük meşruiyet kaynağı da, en doğru hakemi de Türk Milletidir.
Bu tarihî konuda son sözü de doğrudan Türk Milleti söylesin.
Öyleyse geliniz…
Referanduma gidin.
Kararı Türk Milleti versin.