25 Ağustos 2026 tarihinde Şam’dan “tarihi” olduğu söylenen bir açıklama yapıldı. Terör örgütü YPG/SDG/PKK’nın elebaşı Mazlum Abdi, SDG’nin feshedildiğini ve Suriye ordusuna entegrasyonunun tamamlandığını duyurdu.

Bunun üzerine haberler peş peşe geldi:

“SDG feshedildi.”

“YPG tarihe karıştı.”

“Suriye’de tek devlet, tek ordu dönemi başladı.”

Ancak bu manşetler gerçeğin tamamını yansıtmıyor. Çünkü Mazlum Abdi’nin kullandığı ifade çok daha farklıdır:

“SDG’nin bağımsız askeri güç olarak varlığına son verildi.”

Dikkat ediniz!

Mazlum Abdi, “Silahlarımızı teslim ettik, birliklerimizi dağıttık, komuta zincirimizi ortadan kaldırdık ve mensuplarımızı sivilleştirdik” demiyor.

Tam tersine, terör örgütü YPG/SDG/PKK güçlerinin Suriye ordusundaki tugaylara entegrasyonunun tamamlandığını söylüyor.

Dolayısıyla sona erdirilen şey örgütün silahlı insan gücü, askeri kapasitesi veya siyasi hedefleri değildir. Sona erdirildiği ilan edilen yalnızca “bağımsız askeri güç” statüsüdür.

Yani örgüt yok edilmemiştir. Devletin içine alınmıştır.

Fesih ile entegrasyon aynı şey değildir

Gerçek bir fesihten söz edilebilmesi için terör örgütünün bütün askeri ve siyasi yapısıyla dağıtılması gerekir.

Silahların teslim edilmesi, mühimmat depolarının merkezi yönetime devredilmesi, örgütsel komuta zincirinin parçalanması, yabancı teröristlerin Suriye’den çıkarılması, suç işleyenlerin yargılanması ve Türkiye’nin aradığı teröristlerin teslim edilmesi gerekir.

Peki bunların hangisi yapılmıştır?

Kamuoyuna açıklanmış kapsamlı bir silah teslim envanteri var mıdır?

Kaç tüfek, kaç tanksavar, kaç top, kaç İHA, ne kadar mühimmat teslim edilmiştir?

Bu silahların seri numaraları ve teslim tutanakları nerededir?

Terör örgütü YPG/SDG/PKK’ya ait tüneller, karargahlar, haberleşme sistemleri, istihbarat ağı ve mühimmat depoları kimin kontrolüne geçmiştir?

Bu soruların hiçbirine açık ve belgeli cevap verilmemiştir.

Buna karşılık açıklanan anlaşma hükümlerinden, örgütün silahlı kadrolarının dağıtılmadığını açıkça görüyoruz.

Teröristler silah bırakmadı, tugay oldu

29 Ocak 2026 tarihli anlaşmaya göre terör örgütü YPG/SDG/PKK mensupları Haseke merkezli üç tugay halinde Suriye ordusuna dahil edilmiştir.

Ayn el-Arab’daki silahlı güçler de ayrı bir tugay halinde Halep’teki bir tümene bağlanmıştır.

Rudaw’ın yayımladığı bilgilere göre Haseke, Kamışlı, Derik ve Ayn el-Arab merkezli yerel tugayların yanı sıra Afrinli unsurlardan oluşacak bir tugayın kurulması da gündeme gelmiştir.

Bu nasıl fesihtir?

Feshedilen bir örgütün mensupları neden tek tek silahsızlandırılmak yerine topluca tugaylaştırılmıştır?

Neden aynı bölgelerde tutulmuşlardır?

Neden Suriye’nin farklı bölgelerindeki birliklere dağıtılmamışlardır?

Neden eski örgütsel bağlarını kıracak şekilde bireysel incelemeden geçirilmemişlerdir?

Ortada açık bir gerçek vardır:

Terör örgütü YPG/SDG/PKK mensupları silah bırakmamış, sadece üniforma değiştirmiştir.

Dün YPG/SDG üniformasıyla gezen kadrolar, bugün Suriye ordusunun üniformasını giymektedir.

Aynı kadrolar, aynı bölgeler, yeni üniforma

Gerçek entegrasyonun en önemli ölçülerinden biri, eski örgütsel ve bölgesel yapının dağıtılmasıdır.

Fakat yapılan düzenlemelerde terör örgütü YPG/SDG/PKK mensupları, yıllardır örgütlendikleri Haseke, Kamışlı, Derik ve Ayn el-Arab çevresinde tutulmaktadır.

Bu bölgeler, örgütün askeri karargahlarını, tünellerini, lojistik ağını, siyasi yapılanmasını ve paralel yönetim mekanizmasını kurduğu alanlardır.

Aynı silahlı kadroları, aynı komutanlarla, aynı coğrafyada ve tugay bütünlüğü içinde tutup yalnızca üstlerine Suriye ordusunun üniformasını giydirmek örgütsel tasfiye değildir.

Bu, mevcut yapının devlet çatısı altında korunmasıdır.

Üstelik bu tugayların gerçek emir-komuta zinciri de henüz şeffaf biçimde ortaya konulmamıştır.

Tugay komutanlarını kim seçmiştir?

Eski terör örgütü YPG/SDG/PKK hiyerarşisinde görev yapan isimler komutayı sürdürmekte midir?

Bu birlikler Şam’ın emriyle Haseke’den çıkarılıp Suriye’nin başka bir bölgesine gönderilebilecek midir?

Suriye Genelkurmayının emrine karşı gelen komutanlara hangi yaptırım uygulanacaktır?

PKK ile haberleşme, finansman, personel, lojistik ve istihbarat bağları gerçekten kesilmiş midir?

Suriye ordusunun üniformasını giymek, gerçek komutanın Şam olduğu anlamına gelmez.

Gerçek emir-komuta birliği, ancak bu birliklerin atama, terfi, tayin, eğitim, disiplin, ikmal ve harekat yetkilerinin tamamen Suriye Genelkurmayına geçmesiyle sağlanabilir.

Bunun gerçekleştiğini gösteren somut belgeler henüz kamuoyuna sunulmamıştır.

Asayiş dağıtılmadı, İçişleri Bakanlığına alındı

Terör örgütü YPG/SDG/PKK yalnızca askeri birliklerden oluşmamaktadır. Örgütün bir de Asayiş adı altında faaliyet gösteren paralel polis ve iç güvenlik yapılanması bulunmaktadır.

Yapılan anlaşmaya göre Asayiş personelinin dağıtılması yerine Suriye İçişleri Bakanlığı bünyesine alınması kararlaştırılmıştır.

Yani örgütün kurduğu paralel güvenlik teşkilatı lağvedilmemiş, personeliyle birlikte devletin güvenlik yapısına aktarılmıştır.

Burada da aynı sorular geçerlidir:

Bu personel tek tek güvenlik soruşturmasından geçirilmiş midir?

PKK ve YPG ile bağlantıları incelenmiş midir?

İnsan hakları ihlallerine, zorla silah altına almalara, sürgünlere ve terör faaliyetlerine karışmış olanlar ayıklanmış mıdır?

Yoksa aynı kişiler, aynı bölgelerde bu defa Suriye İçişleri Bakanlığının üniformasıyla mı görev yapacaktır?

Eğer değişen yalnızca üniforma ve maaşı ödeyen kurum ise bunun adı tasfiye değildir.

YPJ de ortadan kaldırılmadı

YPJ, “Kadın Savunma Birlikleri” adıyla faaliyet gösteren ve YPG’nin kadınlardan oluşan silahlı yapılanmasıdır.

Rudaw’ın görüşmelere yakın kaynaklara dayandırdığı haberlerde, YPJ’nin geleceği için ayrıca toplantı yapıldığı ve bu yapının Suriye İçişleri Bakanlığı bünyesine alınması yönünde uzlaşma sağlandığı belirtilmektedir.

Bu iddianın bütün ayrıntıları resmi olarak açıklanmamıştır. Ancak aktarılan model, YPJ mensuplarının silahlarının alınarak yapının dağıtılmasını değil, devletin güvenlik teşkilatı içine taşınmasını öngörmektedir.

Dolayısıyla YPJ de tasfiye edilmemekte; isim ve statü değiştirerek varlığını sürdürmektedir.

Elebaşları yargılanmadı, makam sahibi oldu

En dikkat çekici gelişmelerden biri de terör örgütü YPG/SDG/PKK yöneticilerinin devlet makamlarına taşınmasıdır.

YPG’nin üst düzey elebaşlarından Sipan Hamo, Suriye Savunma Bakan Yardımcısı yapılmıştır.

Rudaw’ın görüşmelere yakın üç farklı kaynağa dayandırdığı habere göre Mazlum Abdi’ye Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara’nın danışmanlığı, İlham Ahmed’e ise Suriye Parlamentosu Dış İlişkiler Komisyonunda görev önerilmiştir.

Bu görevlerin kabul edilip edilmediği ve yetki alanlarının ne olacağı henüz resmi olarak açıklanmamıştır. Ancak bu tekliflerin yapılmış olması bile entegrasyon modelinin gerçek niteliğini göstermektedir.

Terör örgütü yöneticileri devletin önüne çıkarılıp hesap vermemiştir.

Aksine, askeri ve siyasi makamlarla ödüllendirilme ihtimali doğmuştur.

Feshedilmiş bir terör örgütünün elebaşları nasıl olur da yeni devlet yapısında etkili görevler üstlenir?

Bu kişiler hangi demokratik seçimle veya hangi toplumsal yetkiyle bir etnik grubun temsilcisi kabul edilmektedir?

Suriye’de yaşayan Kürt kökenli vatandaşların temsil hakkı başkadır, terör örgütü YPG/SDG/PKK yöneticilerinin kendilerini bütün Kürtlerin temsilcisi olarak dayatması başkadır.

Hiçbir etnik topluluğun temsil hakkı silahlı bir örgütün tekeline bırakılamaz.

Devlet atamalarında SDG etkisi

29 Ocak anlaşmasında yer alan düzenlemelere göre Haseke Valisinin SDG’nin önerisiyle atanması, Savunma Bakan Yardımcısının yine SDG tarafından önerilmesi ve il güvenlik müdürünün Şam yönetimince belirlenmesi öngörülmektedir.

Bu düzenleme bile tek başına önemli bir çelişkiyi ortaya koymaktadır.

Bir taraftan SDG’nin feshedildiği söyleniyor, diğer taraftan bu yapıya vali ve savunma bakan yardımcısı önerme hakkı tanınıyor.

Feshedilmiş bir örgüt devlet atamalarında nasıl söz sahibi olabilir?

Eğer SDG artık yoksa bu önerileri hangi siyasi veya hukuki yapı yapacaktır?

Eğer bu yetkiler eski SDG kadroları tarafından kullanılacaksa ortada gerçek bir fesih değil, örgütün siyasi karar mekanizmasının devlet içine taşınması vardır.

Sözde özerk yönetimin kadroları devlet memuru oldu

Terör örgütü YPG/SDG/PKK, yıllar boyunca kontrol ettiği bölgelerde yalnızca silahlı birlikler kurmadı. Yerel yönetimler, mahkemeler, eğitim kurumları, medya organları, dernekler ve çeşitli bürokratik yapılar oluşturdu.

Anlaşma kapsamında bu kurumların Suriye devlet kurumlarıyla birleştirilmesi, çalışanların kadroya alınması ve görevlerinin güvence altına alınması öngörülmektedir.

Özerk yönetimin verdiği ilk, orta, lise ve üniversite diplomalarının denkliğinin sağlanması da anlaşmada yer almaktadır.

Yerel, kültürel ve sivil toplum kuruluşları ile medya kurumlarının ilgili bakanlıkların mevzuatına göre ruhsatlandırılması planlanmaktadır.

Bunlar yüzeyden bakıldığında devlet bütünlüğünün sağlanması olarak sunulabilir. Fakat personel ve kurumsal ağ hiçbir incelemeye tabi tutulmadan topluca korunursa, ortaya devletin bölgeye hakim olması değil, örgütün kurduğu idari yapının devlet tarafından resmileştirilmesi sonucu çıkar.

Örgütün bürokratları tasfiye edilmemiş, devlet memuru yapılmıştır.

Örgütün kurduğu kurumlar ortadan kaldırılmamış, yeni bir tabela altında ruhsatlandırılmıştır.

Örgütün eğitim sistemi reddedilmemiş, diplomaları tanınmıştır.

Bu sebeple entegrasyonun yalnızca şekli mi, yoksa gerçek mi olduğu dikkatle incelenmelidir.

Askeri dönem kapanıyor, siyasi ve anayasal mücadele başlıyor

Mazlum Abdi’nin Rudaw’a verdiği röportaj, örgütün bundan sonraki hedefini açık biçimde ortaya koymaktadır.

Abdi, 29 Ocak anlaşmasının bütün taleplerini karşılamadığını, fakat “Suriye devleti içerisinde Kürtler için bir statü oluşturduğunu” söylemektedir.

Daha da önemlisi, anlaşmalar uyarınca Kürtlerin yaşadığı bölgelerde askeri, güvenlik ve idari bakımdan kendi kendilerini yönettiklerini ileri sürmektedir.

Abdi, bu kazanımların kalıcı hale getirilmesi ve Anayasa’ya geçirilmesi için mücadele edeceklerini de açıkça ifade etmektedir.

SDG’nin devlet sistemine dahil olmasının ardından siyasi bir üst kurul oluşturmayı hedeflediğini söylemesi de son derece önemlidir.

Bu açıklamalar neyi göstermektedir?

Terör örgütü YPG/SDG/PKK siyasi ve ideolojik hedeflerinden vazgeçmemiştir.

Bağımsız silahlı yapı olarak elde edemediği statüyü, Suriye devletinin içinde siyasi ve anayasal yollarla elde etmeye yönelmektedir.

Başka bir ifadeyle örgüt, silahlı bağımsızlık aşamasından devlet içindeki kurumsallaşma aşamasına geçmektedir.

Bu nedenle “SDG feshedildi, mesele bitti” demek son derece yanıltıcıdır.

Askeri tabelanın indirilmesi, siyasi hedefin ortadan kalktığını göstermez. Tam tersine, silahlı kadrolar devlet kurumlarına yerleştirilmiş ve siyasi hedefler için daha meşru bir zemin oluşturulmuş olabilir.

Kürtçe eğitim meselesi de siyasi statü hedefinden bağımsız değildir

Anlaşmalarda Kürt toplumunun eğitim sürecinin ele alınması ve bölgedeki eğitsel özelliklerin gözetilmesi öngörülmektedir.

Ancak Mazlum Abdi’nin açıklamaları, talebin yalnızca Kürtçenin öğrenilmesiyle sınırlı olmadığını göstermektedir.

Abdi, Kürtçenin seçmeli ders olmasını yeterli bulmadığını, mevcut Kürtçe müfredatın korunmasını ve Kürtçenin resmi eğitim dili olarak kabul edilmesini istemektedir.

Her vatandaşın ana dilini öğrenmesi ve kültürünü yaşatması elbette insani bir haktır. Ancak eğitim sisteminin etnik bölgeler temelinde ayrıştırılması, ayrı siyasi ve idari statü talepleriyle birleştirildiğinde ulus devlet yapısı açısından farklı sonuçlar doğurabilir.

Konu, kültürel haklarla terör örgütünün siyasi hedefleri birbirine karıştırılmadan değerlendirilmelidir.

Suriye’deki Kürt kökenli vatandaşların hakları korunmalıdır. Fakat bu hakların sahibi ve temsilcisi terör örgütü YPG/SDG/PKK değildir.

Petrol, sınır kapıları ve stratejik tesisler

Anlaşmaya göre Rümeylan ve Süveydiye petrol sahalarının Suriye Enerji Bakanlığına, Kamışlı Havalimanı’nın Sivil Havacılık Kurumuna, Semalka ve Nusaybin sınır kapılarının ise merkezi yönetime devredilmesi öngörülmektedir.

Bunlar, Suriye’nin toprak ve devlet bütünlüğü açısından önemli adımlardır.

Ancak hukuki devir ile fiili kontrol aynı şey değildir.

Petrol sahalarının güvenliğini kim sağlamaktadır?

Gelirlerin tamamı merkezi bütçeye mi aktarılmaktadır?

Sınır kapılarında çalışan personel kime bağlıdır?

Silah, insan ve malzeme geçişini denetleyen gerçek güç kimdir?

Havalimanının çevre güvenliği hangi birlik tarafından sağlanmaktadır?

Bu sorular cevaplanmadan stratejik tesislerin tamamen Şam’ın kontrolüne geçtiği kesin olarak söylenemez.

Türkiye açısından ölçü tabela değil, sahadaki gerçekliktir

Türkiye’nin güvenliği açısından önemli olan, SDG adının kullanılıp kullanılmaması değildir.

Önemli olan terör örgütü YPG/SDG/PKK’nın askeri, siyasi, güvenlik ve istihbarat kapasitesinin gerçekten ortadan kaldırılıp kaldırılmadığıdır.

Türkiye şu soruların cevabını aramalıdır:

Terör örgütü YPG/SDG/PKK’nın PKK ile organik bağı kesilmiş midir?

Türkiye’nin aradığı teröristler teslim edilmiş midir?

Yabancı teröristler Suriye’den çıkarılmış mıdır?

Ağır silahlar merkezi envantere alınmış mıdır?

Sınır hattı tamamen Suriye merkezi ordusunun kontrolüne geçmiş midir?

Eski YPG/SDG tugayları Şam’ın emriyle başka bölgelere sevk edilebilmekte midir?

Eski örgüt yöneticileri gerçek bir adli incelemeden geçirilmiş midir?

YPG, YPJ ve SDG’ye ait bayraklar, semboller, üniformalar, eğitim kampları ve propaganda kurumları kapatılmış mıdır?

Bu sorulara açık, denetlenebilir ve belgeli cevaplar verilmedikçe Türkiye açısından tehdit sona ermiş sayılamaz.

Sonuç: Örgüt feshedilmedi, devlet içinde kurumsallaştırıldı

Bugün ortaya çıkan tablo açıktır.

Terör örgütü YPG/SDG/PKK’nın adı kaldırılmıştır ancak silahlı mensupları tugaylar halinde korunmuştur.

Elebaşları yargılanmamış, devlet makamlarına taşınmıştır.

Asayiş yapılanması dağıtılmamış, İçişleri Bakanlığına alınmıştır.

YPJ’nin ortadan kaldırılması yerine devlet güvenlik yapısına dahil edilmesi gündeme gelmiştir.

Özerk yönetimin çalışanları devlet memuru yapılmıştır.

Yerel yönetim, eğitim, medya ve sivil toplum ağı yeni hukuki statülerle korunmuştur.

Örgütün siyasi ve anayasal statü hedefi sona ermemiştir.

Teslim edilen silahların kapsamlı envanteri açıklanmamıştır.

Eski komuta zincirinin tamamen dağıtıldığı kanıtlanmamıştır.

Bu nedenle “SDG feshedildi” manşeti tek başına gerçeği anlatmamaktadır.

Gerçekte feshedilen, örgütün bağımsız askeri güç tabelasıdır.

Terör örgütü YPG/SDG/PKK ise silahlı, siyasi, güvenlik ve idari kadrolarıyla canlı biçimde varlığını sürdürmektedir.

Sadece adı, üniforması ve hukuki statüsü değişmiştir.

Bunun adı gerçek bir tasfiye değildir.

Bunun adı, terör örgütü YPG/SDG/PKK’nın Suriye devletinin içine yerleştirilmesi, kurumsallaştırılması ve devletleştirilmesidir.