Bugün Türkiye’de yeni anayasa tartışmaları üzerinden yeniden “Türk Milleti” kavramının Anayasa’dan ve devletin resmî belgelerinden çıkarılması gerektiği yönünde görüşler dile getirilmektedir.

Oysa bu söylem yeni değildir.

Fethullah Gülen’in onursal başkanı olduğu Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı tarafından düzenlenen 28. Abant Platformu’nun sonuç bildirgesinde de aynı talepler açıkça yer almıştır.

Bildirgede; hiçbir resmî belgede “Türk Milleti” ifadesinin bulunmaması, bunun yerine yalnızca “Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı” kavramının esas alınması gerektiği savunulmuş; devletin herhangi bir üst kimlik tanımlamaması istenmiş ve bu anlayışın eğitim müfredatına da yansıtılması önerilmiştir.

Bugün aynı taleplerin yeniden farklı çevreler tarafından dile getirilmesi, üzerinde ciddiyetle düşünülmesi gereken bir durumdur.

Çünkü burada mesele yalnızca bir kelime meselesi değildir.

Mesele, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kurucu kimliğidir.

Anayasa’nın 66’ncı maddesinde ifadesini bulan Türk Milleti kavramı, etnik bir tanımlama değil; Türkiye Cumhuriyeti’ne vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkesi kapsayan anayasal ve siyasi millet anlayışının adıdır. Cumhuriyet’i kuran iradenin ortak kimliğidir. Millî egemenliğin sahibidir.

Dolayısıyla “Türk Milleti” ifadesini Anayasa’dan ve resmî belgelerden çıkarmaya yönelik her girişim, yalnızca terminolojik bir değişiklik değil; devletin kurucu felsefesini dönüştürmeye yönelik bir adımdır.

Burada dikkat çekici olan başka bir husus daha vardır.

Yıllarca devleti ele geçirmek için sınav sorularını çalan, kumpaslar kuran, casusluk faaliyetleri yürüten ve 15 Temmuz’da doğrudan Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni hedef alan FETÖ’nün yıllar önce dile getirdiği talepler ile bugün terör örgütü PKK’nın ve ona yakın çevrelerin dile getirdiği anayasal taleplerin önemli ölçüde örtüşmesi tesadüfle açıklanabilecek bir durum değildir.

Terör örgütleri yöntem olarak farklı olabilir.

Biri dini istismar eder, diğeri etnik ayrılıkçılığı kullanır.

Biri kripto yapılanmalar kurar, diğeri silahlı terör yürütür.

Ancak Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin üniter yapısını, millî kimliğini ve kurucu değerlerini hedef alan taleplerde buluşmaları dikkat çekicidir.

FETÖ’nün yıllar önce “Türk Milleti resmî belgelerde olmasın” dediği noktaya bugün PKK çizgisinin de farklı söylemlerle ulaşmaya çalışması, bu iki terör örgütünün Türkiye’ye bakışındaki ortak stratejik hedefleri göstermektedir.

Bu nedenle mesele sadece FETÖ meselesi değildir.

Sadece PKK meselesi de değildir.

Mesele, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu değerlerine yönelen müşterek bir zihniyetle mücadele meselesidir.

Farklı örgütler, farklı söylemler ve farklı yöntemler kullanabilirler; ancak hedef aynı olduğunda, bu benzerliklerin dikkatle analiz edilmesi gerekir.

Çünkü bir devleti yıkmanın en etkili yolu önce onun ortak kimliğini tartışmalı hâle getirmektir.

Millet kavramını aşındırırsanız, millî birliği zayıflatırsınız.

Millî birliği zayıflatırsanız, devleti içeriden çözmeye başlarsınız.

Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu felsefesi, etnik kökeni, mezhebi, inancı veya kültürü ne olursa olsun bütün vatandaşlarını Türk Milleti ortak paydasında birleştirmiştir. Bu kavram dışlayıcı değil, birleştiricidir; ayrıştırıcı değil, bütünleştiricidir.

Bu sebeple “Türk Milleti” kavramını hedef alan her tartışma, sadece bir anayasa maddesinin değil, Türkiye Cumhuriyeti’nin temel direklerinden birinin tartışmaya açılması anlamına gelir.

Geçmişte bunu FETÖ istemişti.

Bugün aynı hedefe yönelen söylemlerin yeniden dolaşıma sokulması ise tarihî hafızamızı diri tutmamızı zorunlu kılmaktadır.

Çünkü devletler yalnızca sınırlarını değil, kurucu kavramlarını da koruyabildikleri ölçüde güçlü kalırlar.

Ve Türkiye Cumhuriyeti’nin en önemli kurucu kavramlarından biri hiç şüphesiz Türk Milleti’dir.