Kütahya’da 19. yüzyılda yapılmış Aya Haralambos Kilisesi’nin restore edilerek yeniden açılması ve Fener Rum Ortodoks Kilisesi’ne verilmesi gibi konuşmalar gündemdedir.

Bu mesele, sıradan bir tarihi eser onarımı değildir.

Bu mesele mütekabiliyet, milli egemenlik, devlet ciddiyeti ve Fener Rum Ortodoks Kilisesi’nin Türkiye’deki faaliyet alanını genişletme girişimleri bakımından değerlendirilmelidir.

En baştan açıkça söylüyorum:

Bu kilise yeniden açılmamalıdır.

Fener Rum Ortodoks Kilisesi’ne verilmemelidir.

Kilise olarak kullanılmasına izin verilmemelidir. Eğer illa restorasyon isteniyorsa cami olduğu eski haline çevrilmelidir.

Çünkü Yunanistan’da, Batı Trakya’da ve Türk-İslam eserlerinin bulunduğu diğer bölgelerde camilerimiz yıkılırken, kapatılırken, başka amaçlarla kullanılırken veya çürümeye terk edilirken Türkiye’nin tek taraflı biçimde kilise açması kabul edilemez.

Selanik, yüzyıllar boyunca bir Türk-İslam şehriydi. Bir zamanlar “Minareler Şehri” olarak anılan Selanik’te bugün ibadete açık bir tek tarihi cami bulunmamaktadır.

Batı Trakya’da Türk azınlığın kendi seçtiği müftüler tanınmamakta, vakıf mallarına müdahale edilmekte, camilerin yönetimine Yunan devleti tarafından atanan kişiler sokulmaya çalışılmakta, buna karşı çıkan Batı Trakya Türkleri yargılanmakta ve cezalandırılmaktadır.

Türk okulları birer birer kapatılmaktadır.

Türk kimliği inkar edilmektedir.

Türk mezarlıkları ve Türk-İslam eserleri saldırıya uğramaktadır.

Bütün bunlar yaşanırken Türkiye’de nerede eski bir kilise bulunursa onarılması, açılması ve Fener Rum Ortodoks Kilisesi’nin kullanımına verilmesi hangi devlet aklıyla açıklanabilir?

Karşılıklılık nerede?

Türk milletinin hakkı ve hukuku nerede?

Kütahya’daki yapı binlerce yıllık değildir. Doğu Roma döneminden kalma eşsiz bir kilise de değildir. Kaynaklarda 1834 ve 1885 tarihleri geçmektedir. Yani yapı Osmanlı döneminde, 19. yüzyılda inşa edilmiştir.

Bu yapıya sanki binlerce yıllık kutsal bir merkezmiş gibi olağanüstü anlam yüklemek ve “tarihi miras” gerekçesiyle yeniden kilise haline getirmek doğru değildir.

Yapının içerisinde minber ve mihrap bulunmaktadır. Akademik kaynaklardan biri bunların cami olarak kullanıldığı döneme ait olduğunu belirtmektedir.

Demek ki bir cami kullanımı ve camiye dönüştürme geçmişi bulunmaktadır.

Buna rağmen bu unsurlar yok sayılarak yapının yalnızca kilise kimliği üzerinden yeniden açılmak istenmesi kabul edilemez.

Daha da vahimi, kamuoyuna yansıyan bazı açıklamalarda kilisenin restore edimesi işimin de Fener Rum Ortodoks Kilisesine verilmesinin düşünülmesidir.

Bu yapı Fener Rum Ortodoks Kilisesi’nin mülkü müdür?

Tapusu ona mı aittir?

Fener Rum Ortodoks Kilisesi’nin Kütahya’da yaşayan ve ibadet ihtiyacı bulunan bir cemaati mi vardır?

Kütahya’da kaç Rum Ortodoks yaşamaktadır?

Bu kilise kimin ibadet ihtiyacı için açılacaktır?

Ortada bir cemaat yoksa, ihtiyaç yoksa ve yapı binlerce yıllık eşsiz bir dini merkez değilse bu yeniden açılış kime hizmet edecektir?

Söylenen sözün hukuki, siyasi ve milli sonuçları düşünülmelidir.

Fener Rum Ortodoks Kilisesi sıradan bir restorasyon kuruluşu değildir. Türkiye’nin çeşitli bölgelerindeki eski kiliseler üzerinden dini ve sembolik faaliyet alanını genişletmeye çalışan bir merkezdir.

Bir gün Bodrum’da, bir gün Nevşehir’de, bir gün Batı Anadolu’da, bir gü. Ayvalık’ta, bir gün Karadeniz’de, şimdi de Kütahya’da karşımıza çıkmaktadır.

Her eski kilisenin onarılması, yeniden açılması ve Fener Rum Ortodoks Kilisesi’nin faaliyet alanına dahil edilmesi tesadüf olarak görülemez.

Bu adımlar üst üste geldiğinde karşımıza kültürel miras çalışmasından çok daha geniş bir tablo çıkmaktadır.

Bugün “sadece restorasyon” denilir.

Yarın yılda bir ayin yapılır.

Sonra ayinlerin sayısı artırılır.

Ardından sürekli din görevlisi talep edilir.

Daha sonra çevrede mülk edinme, konaklama tesisi kurma, dini eğitim faaliyeti yürütme ve uluslararası ziyaret merkezi oluşturma talepleri gelir.

Sonunda Türkiye’nin bir şehrinde, yerel cemaati bulunmayan yeni bir dini ve siyasi faaliyet alanı ortaya çıkar.

Bu nedenle meseleye yalnızca bir binanın onarılması olarak bakılamaz.

Fener Rum Ortodoks Kilisesi’nin Türkiye’nin dört bir yanında kendisine tarihi, dini ve sembolik alanlar oluşturmasına izin verilmemelidir.

Hele ki Yunanistan, Batı Trakya Türklerinin en temel haklarını bile tanımıyorken Türkiye’nin tek taraflı taviz vermesi düşünülemez.

Yunanistan Batı Trakya’da Türk camilerine, Türk vakıflarına, seçilmiş müftülere ve Türk okullarına yönelik baskılarını sona erdirmeden Türkiye’de yeni bir kilise açılması söz konusu olmamalıdır.

Selanik’te tarihi camiler ibadete açılmadan Kütahya’da kilise açılmamalıdır.

Batı Trakya’daki Türk-İslam vakıfları gerçek sahiplerine bırakılmadan Fener Rum Ortodoks Kilisesi’ne Türkiye’de yeni bir alan verilmemelidir.

Türk kimliği Yunanistan tarafından tanınmadan, Türkiye’nin Fener Rum Ortodoks Kilisesi’nin yayılma siyasetine imkan sağlaması kabul edilemez.

Mütekabiliyet yoksa açılış da, tahsis de olmamalıdır.

Kütahya’daki bu kilisenin onarılması, yeniden ibadete açılması ya da müze yapılması ve Fener Rum Ortodoks Kilisesi’ne verilmesi projesinden vazgeçilmelidir.

Bu, din düşmanlığı değildir.

Bu, Türk milletinin haklarını korumaktır.

Bu, Batı Trakya Türklerinin yalnız olmadığını göstermektir.

Bu, Türkiye Cumhuriyeti’nin kendi topraklarında yeni fiili ve sembolik alanlar oluşturulmasına izin vermemesidir.

Bu, tek taraflı taviz siyasetine son verilmesidir.

Soruyoruz:

Batı Trakya’da camilerimiz yıkılırken, kapatılırken ve Türkler kendi camilerinde söz sahibi olamazken Kütahya’daki bir kiliseyi Fener Rum Ortodoks Kilisesi’ne teslim etmeyi düşünmek de nedir?

Türk milletinin çıkarına olmadığı açıktır.

Bu proje hiç yapılmamalıdır!