İslam ülkelerinin geri kalış serüvenine neden şaşırmadığımız ortada.
Sömürge olmayan ülkelerin bile emperyalistlerin vagonlarına eklemlenmeden duramadığını bu kadar gördükten sonra.
Bir aldanış ki, sorma gitsin.
Bakıyorsunuz, özgün değerlerini hayata geçirmiş, küresel güçlere kükreyen, modernizme kafa tutan,batılı tarzı umursamayan ülkelerde biraz umut var gibi.
Lakin gelen haberlerle yıkım, bir kez daha.
“Taliban yönetimi, Afganistan’ın 1 trilyon doların üzerinde olduğu tahmin edilen yer altı kaynaklarını Amerikan şirketlerinin yatırımına açabileceğini duyurdu. Kabil yönetimi, ABD yatırımlarının, yaptırımların hafifletilmesine ve dondurulan Afgan varlıklarının serbest bırakılmasına katkı sağlamasını istiyor.”
Afganistan’ın masal kadar güzel florasını, bakir dağlarını, ovalarını, zengin maden kaynaklarını, cevherlerini Amerikan şirketlerinin yatırımına açmayı teklif ediyor yetkilileri.
Büyükannelerinin gezdiği ardıç ağaçlarının gölgelerini,
Tayların doğumunu bekleyen büyükbabaların heyecanını,
Hayallerini gençlerin.
Cesareti, cömertliği, yardımseverliği, yaşama sevincini, tevazuu; göçmen kuşlardan ve uçurtmalardan daha hızlı vuracaklarının farkındalar aslında.
Kendimiz kalmak, bu denli güç olmamalıydı.
“Beni öldürmeyen şey, güçlendirir” dese de A. Camus, İslam halkları için ölümün yüz binlerce varyantı, güçlenmesine yetmemekte.
Afgan Dışişleri Bakanı Emir Han Muttaki, ABD şirketlerinin madencilik, altyapı, tarım ve ticaret sektörlerindeki yatırımlarını memnuniyetle karşılayacaklarını söylüyor.
Afganistan; bakır, demir cevheri, lityum, kobalt, niyobyum ve altın açısından önemli rezervlere sahip.
Fakat sanki İslam halklarının elleri kırılmış.
Bariyerleri geçmeye ürkmekte.
Hazineleri ben çıkaramam, acizim, akılsızım, “buyurun siz arayın, bulun, kullanın, tepe tepe harcayın, bizim yoksul halkların iliğini kemiğini sömüren kene olun, daha fazla zenginleşin, mazlum yeryüzü halklarına daha fazla zulmedin, daha fazla kan dökün, mezbahalarınızda insanları katledin” notasını geçmekteler.
Aslında Afganistan yönetimi, İran ve Çin başta olmak üzere pek çok ülke ile madencilikle ilgili milyarlarca dolarlık anlaşmalar yapmıştı.
Ne ki İslam devletlerinin başkanları her seferinde çok fazla Amerikan muhibbi.
Kimi, beni ABD korusun deyip trilyonlarca doları akıtırken,kimi ülkesini direniş olmadan emperyalistlere peşkeş çekmekte,kimi de ekonomik özgürlüğüne pranga takması için bileklerini uzatmakta.
Suriye dosyası ortada.
Oynanan bir komedi.
Lakin İslam halkları çok çabuk inanmakta, başı örtülü eşi olan her sakallı başkana. Ümmetin yön bilgisi hasarlı olup restore etmek aklından geçmemekte. Şara geldiğinde, ABD askerlerinin ülkeyi terk etmesini zafer görüp, onlar çıkmadan İsrail’ in, Suriye’nin önemli bölgelerini işgal etmesine suskun bir İslam Âlemi.
Taliban, Amerikan yaptırımlarının hafifletilmesine ve yurt dışında dondurulan Afgan varlıklarının serbest bırakılmasına katkı sağlaması için dar labirente sığmaya çalışıyor. Afganistan Merkez Bankası’na göre, yaklaşık 9,5 milyar dolarlık rezerv dondurulmuş durumda; bunun yaklaşık 7 milyar doları ABD’de bulunuyor.
ABD’ nin değerli madenlere olan iştahı, Taliban’ı bu teklife yöneltmiş.
Amerikalı müteahhitler Afganistan’daki yol, viyadük, meydan, baraj yapımına çok ilgililer. Tarım şirketleri kirlenmemiş doğal topraklarda yetiştirecekleri ürünlerin hayalini kurmakta. Zengin madenlerin büyüsü, işadamlarının uykusunu kaçırmakta. Hasretle Trump’ın onayını beklemekteler.
Oysa yoksulluk, şarkın kaderi olmamalıydı.
İslam halkları birleşip, yeraltı kaynaklarını emperyalistlerden uzak tutup kendileri işletip büyütebilmeliydi. Soykırım destekçilerini, Müslümanların sırtından zenginleşmekten uzak tutabilmeliydiler. Kırk satır ya da kırk katır reva görülen, ölümlerden ölüm beğenme seçeneği sunulan, en fazla ekonomik ölümle can çekişen, yoksullukla bin parçaya bölünen İslam dünyası.
M.C. Richards’ın dediği gibi “yaptığımız tüm sanat çalışmaları çıraklıktır. Sanatın büyüğü yaşamımızdır”.
Onurlu, dirençli, özgüvenli, cesur, çalışkan, namerde avuç açmadan, yurt sevgisi ve yön bilgisi kavi, öz değerleri koruyarak başı dik ayakta kalmaktır, sanat olan yaşam.