Köprünün üzerinde yürürken bir yere takılmayayım diye yere bakmaktayım.

Böyle çok takılıp düşmüşlüğüm olduğundan tedbirli davranıyorum.

Asfalt kaldırım, yoğun biçimde kiraz çekirdekleri dolu.

Konunun bir tarafı elbet toplumsal kirlilik.

Her tarafı çöp etmekte üzerimize yok.

Ancak bir diğer yanı konunun,

Bu yıl,“var yılı”.

Ağaçlar yıkılmakta kirazlardan.

Geçen yıl da “yok yılı” idi,

Meyve ağaçları özellikle kirazların sineleri bomboştu.

Fakat basına yansımasa da, muhtemelen yine ihracat yaptığımız ülkeler, yüksek pestisit oranı yüzünden kirazları geri çevirmişti ki; bu bolluk bir de ucuzlukla taçlandı.

En pahalı Salihli Kirazları bile 100 liraya düştü.

El tezgâhları adım başı, natürmort tabloları gibi kiraz şöleni yaşattı.

Masum halk, tehlikesinden habersiz tonlarca ucuz ama zehirli kiraz tüketti.

Sabire, Pamukova’nın bir köyünde yaşamakta.

Kadın üreticiyi desteklemek için, bahçe mamullerini o yöreye gittiğimde ondan almaktayım her seferinde.

Kapısının önünde tahta pazar tezgâhında bir sergi açmakta.

Bahçesinin domates ve biberleri,

Kendisinin yaptığı tarhana,

Ev yumurtaları,

İneğinin sütleri,

Tarlasından topladığı kirazlar, vişneler, şeftaliler, üzümler.

Bu yıl yine o yöreye yolum düştü,

Ancak kapısı kapalı, sergisi yok.

Telaşla telefonunu arıyorum,

Neredesin,

Gülüyor,“çok büyük faaliyetteyiz;

Dağları zehirliyoruz”.

Nasıl diyorum.

“Nasıl olacak, üzüm mevsimi gelmekte.

Sık sık zehir yani ilaç atmasak, üzümler kapkara olur.

Tüccar gelip bakıyor, ayna gibi parlak olmazsa kirazlar, üzümler,

Bir tane kurt çıksa almaz gider tüccar.

O kadar ürün ne olacak,

Biz memur, işçi değiliz,

Çoluk çocuk bu ürünlerle geçiniyoruz.

İnekleri çıkardığımız dağlarda ot bile bitmez ilaç atmasak.

O hayvanlara yem parası nasıl yetiştiririz,

Kirazları, üzümleri, ilaçlarken;

Meraları, çayırları, otları da ilaçlıyoruz ki; inekler yemyeşil çimenleri yiyip süt versin”.

Demek Sabire, sütleri bile zehirliyorsunuz,

“Ne yapalım ablam başka çaremiz mi var.

Biz yemiyoruz ama o ayna gibi parlak zehirli kirazları, üzümleri, nektarları, armutları.

Arka bahçemde diktiğim ağaçlarıma zehir vermiyoruz,

Kurtlu kirazları, yamuk yumuk erikleri, tanelerinin yarısı kapkara çürümüş üzümleri, kendi kokusu ve lezzetinde yemekteyiz.

Dışarıya sattığım yumurtaların tavuklarına “yumurtlama yemi” veririm, bol bol iri ürünler alırım.

Fakat bizim ev halkının yediği yumurtaların tavukları dışarıda gezerler, eşinirler, bir şeyler bulup yerler,

Onları ayrı yerde tutarım, yumurtaları çok küçük olur ama lezzeti büyüktür.”

Sabire, her gün yaşadığımız ama farkına varmadığımız acı gerçeği özetledi.

Kırsal da yaşasa da, ürünler köysel gözükse de,

Sanayi tip, zehirli üretim yapmaktalardı.

Havamız, suyumuz, sütümüz, otumuz, toprağımız, ağacımız zehirlenmişti.

Köye yerleşme hayalimiz de yıkılmıştı.

O hüzünle meyvelerin ünlü Natürmort tablolarını anımsadım.

3000 yıl öncesinde antik Mısır, ölüleri için yapmış meyve resimlerini,

Antik Romalılar da, misafirleri için meyveleri mozaiklerde tasvir etmiş.

Madem şimdi zehir saçmakta meyveler, meşhur tablolar zihnimde resmigeçitte. Caravaggio, “Meyveli Natürmortu”, 1603’de resmetti.

L. Forte' “Üzüm ve Diğer Meyvelerle Natürmortu” 1630 da hayata geçirdi.

D. E. Smith, “Lima Pazarı'nın Meyveleri”ni 1853’de tualine yansıttı.

V.V. Gogh, “Ayva, Limon, Armut ve Üzüm” adlı eserini 1887 de sarılarla bezedi.

R.R.Varma, “MeyveliKadın” dedi 1894 de tablosuna.

J.S. Sargent,1908 de “Narlar” ile anımsanmakta.