Türkiye demokrasi tarihinin en derin yaralarından biri olan 12 Eylül 1980 askerî darbesinin üzerinden 46 yıl geçerken, ülkenin siyasi, sosyal ve hukuki yapısında açtığı derin tahribat hafızalardaki yerini koruyor.
“Bayrak Hareketi” kod adıyla yaklaşık dört aylık gizli bir hazırlık sürecinin ardından sahneye konulan darbe planı, Türk milletinin iradesine ve bağımsızlığına vurulmuş en ağır darbelerden biri olarak kayıtlara geçti.

- "BAYRAK HAREKETİ" VE MİLLİ İRADEYE KARŞI KURULAN KONSEY!
Planın ilk denemesi 11 Temmuz 1980'de ordu komutanlarına verilen harekât emriyle yapılmak istenmiş, ancak dönemin Başbakanı Süleyman Demirel'in güvenoyu almasıyla bu teşebbüs ertelenmişti.
Tarihler 12 Eylül'ü gösterdiğinde ise sabaha karşı Türk demokrasisi taarruza uğradı.
Genelkurmay Başkanı Orgeneral Kenan Evren'in radyodan okuduğu bildiriyle Türkiye karanlık bir sabaha uyandı.
Genelkurmay Başkanı Orgeneral Kenan Evren, Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Nurettin Ersin, Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Tahsin Şahinkaya, Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Nejat Tümer ve Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Sedat Celasun'dan oluşan Milli Güvenlik Konseyi (MGK), tüm yetkileri gasp ederek antidemokratik uygulamalarını hayata geçirdi.

- SİYASİ PARTİLER KAPATILDI, LİDERLER SÜRGÜNE GÖNDERİLDİ!
Siyasi ve sosyal yapıyı kökten değiştirmeyi hedefleyen darbeciler; sendikaların ve meslek kuruluşlarının faaliyetlerini durdurdu, Anayasa'yı yürürlükten kaldırdı ve Türkiye Büyük Millet Meclisi'ni lağvederek milli iradeyi hiçe saydı.
Ülke genelinde sıkıyönetim ilan edilirken, Türk Hava Kurumu, Çocuk Esirgeme Kurumu ve Kızılay dışındaki tüm sivil toplum kuruluşları kapatıldı.
Siyasi partilerin faaliyetleri yasaklandı; Süleyman Demirel ile Bülent Ecevit Hamzakoy'a, Milli Görüş hareketinin lideri Prof. Dr. Necmettin Erbakan ile Alparslan Türkeş ise Uzunada'ya sürgüne gönderilerek siyasi yasaklarla tecrit edildi.

- HAFIZALARDAN SİLİNMEYEN İDAMLAR VE "ASMAYALIM DA BESLEYELİM Mİ?" ZİHNİYETİ!
Antidemokratik uygulamalarıyla insan haklarını ayaklar altına alan darbe yönetimi, vicdanlarda silinmeyecek idam kararlarına imza attı.
Kurulan sıkıyönetim mahkemeleri yüzlerce genci idamla yargıladı.
9 Ekim 1980'de sol görüşlü Necdet Adalı ile ülkücü Mustafa Pehlivanoğlu idam edildi.
Darbe öncesinde bir askeri inzibat erini öldürdüğü iddiasıyla yargılanan 17 yaşındaki Erdal Eren'in idam kararı Yargıtay tarafından iki kez iptal edilmesine rağmen MGK tarafından onaylandı.
Yaşı büyütülerek 13 Aralık 1980'de Ankara Ulucanlar Cezaevi'nde infaz edilen Eren için Kenan Evren'in sarf ettiği "Asmayalım da besleyelim mi?" sözü, darbeci zihniyetin hukuk tanımazlığının en acı itirafı oldu.

- İSTATİSTİKLERLE 12 EYLÜL BİLANÇOSU!
Hukukun tamamen askıya alındığı bu dönemde bilanço acı tablonun veçhesini gözler önüne serdi:
- · 650 bin kişi gözaltına alındı.
- · 210 bin davada 230 bin kişi yargılandı.
- · 7 binden fazla kişi hakkında idam talep edildi.
- · 517 kişi ölüm cezasına çarptırıldı, 50 kişinin idam cezası infaz edildi.
- · Onlarca gazeteciye binlerce yıl hapis cezası istendi.
- · 14 bin kişi Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığından çıkarıldı.
- · 30 bin kişi "sakıncalı" damgasıyla işinden edildi; 4 bine yakın öğretmen ve çok sayıda akademisyen ihraç edildi.
- · Yaklaşık 1000 film sakıncalı bulunarak yasaklandı, kültür ve sanat hayatı baskı altına alındı.

- GÜDÜMLÜ ANAYASA VE ZIRHLI DOKUNULMAZLIK!
Darbeci generallerin kurduğu Danışma Meclisi eliyle hazırlatılan 1982 Anayasası, baskı ve korku ikliminde yüzde 92'lik "evet" oyuyla güdümlü bir referandumla kabul edildi.
Darbe rejimini kurumsallaştıran bu anayasaya konulan "geçici 15. madde" ile darbeciler kendilerine ömür boyu dokunulmazlık kalkanı oluşturdu.

- YARGILAMA SÜRECİ VE CEZASIZLIKLA SON BULAN DAVA!
Türkiye'nin demokratikleşme mücadelesinde dönüm noktası olan 12 Eylül 2010 referandumuyla geçici 15. madde kaldırılarak dokunulmazlık perdesi yırtıldı.
Referandumun ardından Türkiye'nin dört bir yanından suç duyuruları yağdı.
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, dönemin hayatta kalan MGK üyeleri Kenan Evren ve Tahsin Şahinkaya hakkında soruşturma başlattı.
Ankara 12. Ağır Ceza Mahkemesince 10 Ocak 2012'de kabul edilen iddianamede, sanıklar anayasayı ve TBMM'yi ortadan kaldırmaya teşebbüsle suçlandı.
Sağlık bahaneleriyle duruşmalara katılmayan darbeciler, video konferansla yaptıkları savunmalarda "kurucu iktidar" olduklarını ve mevcut mahkemelerin kendilerini yargılayamayacağını iddia etti.
Yargılama sürecinde mahkemenin kapatılmasıyla dosya Ankara 10. Ağır Ceza Mahkemesine devredildi.
18 Haziran 2014'te mahkeme, Evren ve Şahinkaya'yı "ağırlaştırılmış müebbet hapis" cezasına çarptırdı, takdiri indirimle cezayı müebbet hapse çevirerek rütbelerinin sökülmesine karar verdi.
Ancak sanık avukatlarının temyiz başvurusu sürerken Kenan Evren 9 Mayıs 2015'te 98 yaşında, Tahsin Şahinkaya ise 9 Temmuz 2015'te 90 yaşında öldü.
Yargıtay 16. Ceza Dairesi, sanıkların ölümü nedeniyle davanın düşmesine karar verilmesini istedi.
Yerel mahkemenin düşme kararlarındaki usul tartışmaları ve bozma kararlarının ardından dosya nihayetinde Yargıtay 3. Ceza Dairesi'ne taşındı.
Daire, Evren ve Şahinkaya hakkındaki ölüm nedeniyle davanın düşmesi ile mal varlıklarına el konulması ve TSK'dan çıkarılarak rütbelerinin geri alınmasına yer olmadığına dair yerel mahkeme kararını onadı.
Böylece millet iradesine pusu kuran darbeciler, adalet önünde tam anlamıyla hesap veremeden tarihe kazındı.



