Nisan ayı enflasyonu dün açıklandı ve küresel gelişmelerin de etkisiyle enflasyon iyiden iyiye kontrolden çıktı. Ancak burada şu yanılgıya düşmemek gerek. Ortadoğu’daki savaşın tetiklediği enerji fiyatları kaynaklı yaşanan yukarı gidiş, savaş patlak vermeden önce vardı. Ocak ayı enflasyonunun yüzde 4,84 ve Şubat ayı enflasyonunun da yüzde 2,96 çıktığını unutmamak gerek.

Hele ki, sene başında Merkez Bankası’nın yıl sonu enflasyon hedefinin yüzde 16 olduğunu, hükümetin ve ekonomi yönetiminin de bunu sürekli gündeme getirdiğini de hatırlamak lazım. Hatta başta asgari ücret olmak üzere yapılacak maaş zamları için de “hedef enflasyonun” gözü önünde bulundurulması gerektiği çokça dillendirilmiş, ancak kamuoyu tepkisinden olsa gerek yüzde 16’lık bir ücret artışı yapılmamış, yüzde 27’yle enflasyonun altında bir artışa gidilmişti.

Hayatını idame ettirmesi maaşına yapılacak zamma bağlı olan vatandaşlar, sene başında zaten enflasyonun altında yapılan zamla ekside başlamışlardı. Enflasyonun hararetinin düşmek bir yana sürekli artmasıyla da maaşlardaki erime beklenenden de fazla ve hızlı gerçekleşiyor, hayat pahalılığının dozajı arttıkça geçim sıkıntısı da insanları çıldırtacak bir noktaya ulaşıyor.

Aralık 2025’te enflasyon düşük çıksın ve ücretlere de ona göre daha düşük bir artış yapılsın kaygısıyla yapılmayan zamlar Ocak’ta yapıldı ve aylık enflasyon yılın ilk ayında yüzde 4,84 oldu. Şubat’ta yüzde 2,96, Mart’ta yüzde 1,94 olan enflasyon, dün açıklanan veriye göre de Nisan’da yüzde 4,18 olarak gerçekleşti. 2026’nın ilk 4 ayındaki kümülatif artış yüzde 14,64 olurken, 2026 yılı için belirlenen yüzde 16’lık enflasyon hedefi muhtemelen önümüzdeki ay geçilecek. Öyle bir enflasyon hedeflemesi ki, ilk 5 ayda geçersiz oluyor. Bu koşullarda bu “enflasyonla mücadele programı”nın başarısından bahsedilebilir mi?

Eylül 2021’de enflasyonu patlatan “enflasyonist ortamda faiz düşürme”nin ardındaki “epistemolojik kopuş” temalı, “gözlerdeki ışıltı” esintili Heterodoks yaklaşımdan 2023 seçimlerinin ardından tornistan eden siyasi iktidar, çareyi tam tersi şeyleri yapmakta buldu ve buna da “rasyonaliteye dönüş” dedi. Bu isimlendirme bile önceki uygulamalarının irrasyonel olduğunu itiraf etmeleri anlamına gelir, ki bu irrasyonel uygulamalardan etkilenen milyonlarca insana da bunun bir izahatının yapılması ve en azından bir özür dilenmesi gerekir. Elbette öyle bir şey olmadı.

Ortaya çıkan yüksek enflasyon tablosunu dış gelişmelere bağlamak kolaycılık olur ve içinde bulunduğumuz durumu da açıklamaz. “Rasyonaliteye dönüş” diye cilalanan ve ana ekseni (sanki enflasyonun müsebbibi buymuş gibi) halkın tüketimini kısmak için faizi artırmak, yani katı bir parasal sıkılaştırma olan bu program, adı konmamış bir “kemer sıkma programı”dır aslında. Ve elbette programın temel sütünu olan yüksek faiz, dışarıdan kaynak ihtiyacını karşılamak için “carry trade”cilere vaat edilmiş kazancın da anahtarı işlevi görmüştür. Bu dış kaynağın da dünya üzerinde görülmemiş bir dolar bazında faiz mukabilinde geldiğini de unutmamalı.

Sözün özü, 3 senedir süren bir kemer sıkma veya istikrar veya adına ne derseniz deyin, “halkı sıkboğaz etme” programı olmaz, olamaz. Bir yanda faizciler göz göre göre ihya olurken, diğer taraftan halkın sefalete mahkum, bankalara muhtaç hale getirilmesi kabul edilemez.

Tek çıktısı hızlı fakirleşme ve rantiyeyi ihya olan bu programın enflasyonu nereden nereye getirdiği de meydanda zaten. Programın başladığı Haziran 2023’te aylık enflasyon yüzde 3,92, yıllık enflasyon ise yüzde 38,21 iken; 3 sene sonra Nisan 2026’da aylık enflasyon yüzde 4,18, yıllık enflasyon da yüzde 32,37’dir.

Şimşek’in değil, siyasi iktidarın ekonomi programı çökmüştür. Yaklaşan seçimler öncesinde bu programın daha fazla devam etmesi mümkün gözükmüyor.