Müslümanların bir ve beraber olmaları, “Yeni Bir Dünya’nın kurulması” yani dünyada barış ve istikrarın sağlanması açısından hayati öneme haiz olduğu artık herkesin kabul ettiği bir gerçek olarak önümüzde durmaktadır.
Bu birlik gerçekleşirse herkes bilir ki, yer altı ve yer üstü zenginliği, ham madde ve enerji kaynaklarının en çoğu Müslümanların elinde olacaktır. Dünyanın atardamarı olan geçitler ve yollar Müslüman yurtlarında olup, kontrol altında bulunacaktır. Vahşi Batılı ve sömürgeci güçler, öyle istedikleri gibi terör estirip savaş çıkartıp, dünyayı kana bulayıp, soygun ve vurgun amacıyla kaba güç kullanmaya kalkışamayacaklardır. Oluşacak problemlerin masada barış yolu ile çözülmesi zaruri hale gelecektir.
Biz bunları ifade ettiğimizde hemen itirazlar yükselmektedir:
“Bu bir hayaldir. Batılı sömürgeciler dediğiniz devletler çalışmış, çabalamış, teknik üstünlük kurmuş, oturduğu yerden dünyayı yönetecek pozisyonlar elde etmiş. Hem Müslümanlar bir araya gelebilseler bile nerede teknoloji, nerede insan altyapısı, nerede sermaye? Hayal görmeyelim!”
İlk bakışta doğru gibi gözüken bu itirazlar bugün tam manasıyla çürümüştür. Yaklaşık 50 yıldır tam olarak dış dünyadan tecrit edilen ve ambargo altında tutulan bir İran, bu itirazları çürütüvermiştir. Devasa savaş araç gereçleri, teknoloji harikası olarak niteledikleri silahları, uzaydan yönetildiği ifade edilen kitle imha silahları, dünyanın bir noktasında yaprak kıpırdasa onu saniyeler içinde yok edebilecek düzenekleri ve istedikleri sahalara kurmuş oldukları “demir kubbeleri” ile İran’a çullandılar. Lakin Allah-u Teala’nın, “Kuvvet hazırlayın” emrine uymuş ve mukabil teknikleri kullanmış olan İran, onların burnunu öyle bir yere sürttü ki, dünya durdukça bir destan olarak hafızalarda yerini koruyacaktır. Merhum Erbakan Hoca’mız da hep bunu söylerdi. Acaba kendileri hayatta iken de Türkiye’de söz sahibi olması içeriden ve dışarıdan çeşitli hile ve ihanetlerle engellenirken, o İran ile bu konularda dayanışma içinde miydi? Tarih bu konuları elbette bir gün yazacaktır.
Demek oluyor ki, siyasette usta olan uzmanlar, birlik için niyet ederek, halı dokur gibi bu birliğin gerçekleşmesi için ince ve fark edilmeyecek düğümler atarak, bu eseri ortaya çıkarabilirler. Niyet halis olup, o yolda gayret edecek olsalar Allah’ın da yardımına müstehak olacaklardır. İslam Birliği için böyle bir siyasi atraksiyon ne İran’sız, ne de Türkiye’siz olamaz gibi gözükmektedir.
Böyle hayırlı çabaların başlamasının önünde iki büyük engel var:
1-Amerikan gölgesi.
2-NATO nüfuz bölgesi.
En başında Batılı vahşi güçlerin İslam dünyasına karşı başlatacağı “Modern Haçlı Seferleri”ne destek olacağına dair Amerika’da söz vermek gibi bir felakete imza atan AKP iktidar yetkilileri, faiz ve döviz gibi sömürü çarklarına alet edilip ekonomik darboğazlara sürüklenince, bu felaketlerden “dış güçler” diye tarif ederek ABD’yi sorumlu tutmuşlardı. Bugün daha feci ekonomik felaketlere duçar oldukça, faizleri yüzde ellilere, enflasyonu da yüzde yüzlere tırmandırıp yeniden Amerika’ya el açmak zorunda kalmışlar, bunun için de ne istedilerse yapmaya, istemedikleri şeyleri de asla yapmamaya gayret gösterir hale gelmişlerdir. Açığa çıkan gerçekler de göstermiştir ki, mesela savunma sanayiinde çok parlak gelişmeler olduğunu söylediklerinde bile doğruları gizlemişler. Mesela yıllarca “F-35 savaş uçaklarından daha mükemmelini, tamamı yerli olarak biz yapıyoruz, o uçakları vermemekle bizi bu KAAN uçaklarını yapmaya mecbur ettiler, iyi de oldu” derken, motorlarını Amerika’dan almayı planladıkları, sadece kaporta kısmını yaptıkları ortaya çıktı. Şimdi Amerika’nın gözüne girmek için neler yapmakta olduklarını, ya da yapma dediğinde, neleri yapmaktan vazgeçtiklerini hepimiz izliyoruz. Bu gösteriyor ki, üstümüze Amerikan gölgesi düşmüştür. Amerikan gölgesinde hareket etmekte olan bir iktidar İslam Birliği emeli için çalışabilir mi?
Çalışabilir mi?
İkince engelimiz de NATO nüfuz bölgesidir. Artık bütün dünyanın kabul ettiği İran’ın parlak zaferine karşı, sömürgeci Batılılar muzaffer İran’a NATO ile müdahale etme planları yaparken, bizdeki AKP iktidarı NATO’yu ayakta tutma icraatlarına imza atmakla meşgul. Mesela ABD ordusunun katil İsrail ordusu ile entegre olmak üzere altyapı hazırladığını ve Erbakan Hoca’mızın 40 yıl önceden tahmin edip açıkladığı gibi, “NATO kumandasının İsrail’e verilmesi” için zemin oluşturduklarını fark etmezden gelerek. Üstelik İran’ı NATO dili kullanarak sebepsiz yere itham ederek. Diyebiliriz ki, NATO AKP iktidarının ciğerlerine nüfuz etmiş.
Böyle bir NATO bölgesinde hareket etmekte olan bir iktidar İslam Birliği emeli için çalışabilir mi?
Çalışabilir mi?
Nitekim bu güne kadar çalışmadı, bu günden sonra da çalışacağını ummak aşırı iyimserlik sayılmalıdır.
Türkiye’nin neden Milli Görüş iktidarına bu kadar acil ihtiyacı var, anlaşılabiliyor mu?
YÜCE ALLAH’IM!
Elimizde bize verdiğin sancak,
Gönlümüzde ise yüksek bir gönder!
Sancağı çekmek istiyoruz ancak,
Bize feraset ve dirayet gönder!