Peygamber Efendimiz (S.A.V.), Müslümanların istiklâl ve hâkimiyetini tesis ile âleme nizam ve adalet dağıtmak için “Hicret”le birlikte Medine’de “İslâm Devleti”ni kurmuştur. Bu devlette diğer unsurlar bulunmasına rağmen hâkimiyet Allah-u Teâlâ’ya, yetki Peygamberimize, bu uğurda mücadele etmek de Müslümanlara aitti. Hedef, adaletin tesis edilmesiydi. Böylece İslâm’ın üstünlüğüne ilâveten, izzet üstünlüğü de devlet eliyle Müslümanlara verilmiştir.

Kur’an-ı Kerim’de, “(Ey Muhammed ümmeti)! Siz beşeriyet için meydana çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz; iyiliği emreder, fenalıktan alıkoyarsınız ve Allah’a imanınızda devam edersiniz…” (Al-i İmran Sûresi, 110) ayetiyle Müslümanların, iyiliği emredip kötülükten alıkoymak yani yeryüzünde adaleti tesis etmek için ortaya çıkartılmış hayırlı bir topluluk olduğu açıkça ortaya konularak; insanlık içinden çıkmış böyle hayırlı bir topluluğa yeryüzünde fitnenin yok olup, Allah’ın (C.C.) nizamını ve adaleti dünyanın tamamına yaymak için hedef koymaktadır.

Bugün el birliğiyle insanlığı katleden, İslâm dünyasını kan ve gözyaşına boğan Yahudi ve Hıristiyanlar ise, “Yahudiler Uzeyr Allah’ın oğludur dediler, Hristiyanlar da Mesih Allah’ın oğludur dediler. Bu onların ağızlarıyla geveledikleri sözlerdir. (Sözlerini), önceden kâfir olmuş kimselerin sözlerine benzetiyorlar. Allah onları kahretsin! Nasıl sapıyorlar!” (Tevbe Sûresi, 30) ve “Gerek ehl-i kitaptan, gerek müşriklerden olan kâfirler, hem de devamlı kalmak üzere cehennem ateşindedirler. Onlar bütün yaratıkların en şerlisidirler” (Beyyine Sûresi, 6) ayetleriyle tasvir etmektedir.

İslâm’ın tek hak din olduğu ve diğer dinlerden üstün olduğu da Kur’an-ı Kerim’de, “Her kim İslâm’dan başka bir din ararsa asla kabul edilmez ve o, ahirette hüsrana uğrayanlardan olur” (Âl-i İmrân Sûresi, 85) ayetinde açıklanmaktadır. Allah-u Teâlâ bu âyette İslâm’dan başka din arayanların isyan, sapkınlık ve hüsran içinde olduğunu belirtir ve şöyle buyurur: “Allah katında din, şüphesiz İslâm’dır” (Âl-i İmrân Sûresi, 19).

İslâm’ın bütün dinlerden üstün olduğu da şu ayette açıkça belirtilir: “O (Allah), müşrikler hoşlanmasalar da (kendi) dinini bütün dinlere üstün kılmak için Resulünü hidayet ve Hak Din ile gönderendir” (Tevbe Sûresi, 33).

İslâm’ın üstünlüğüne ilâveten Müslümanların izzet üstünlüğü de veren Allah-u Teâlâ, bu üstünlüğü ikame için devletin kurulması gerektiğini belirtir. Kur’an-ı Kerim’de Peygamber Efendimize (S.A.V.) hitaben: “Biz sana bu kitabı hak bilgiler (kurallarla dolu olarak) indiriyoruz ki insanlara hükmedesin. Sakın bozgunculara yüz verme!..” ve başka bir ayette, “Biz Resullerimizi beyyinelerle (donatarak) göndeririz ve onlara Kitap (la beraber) Mizân (usul) indiririz ki; insanlar adaleti ayakta tutsun… Demir’i de indirdik; onda ağır tehlikeyle birlikte insanlığa faydalar var; esasen, Allah ve Resulüne dolaylı olarak kimin yardımcı olacağı bilinsin: Allah izzetlidir, güçlüdür…” buyrularak adaleti sağlamak ve Müslümanların izzetlerini korumak için devletin ne kadar önemli olduğu belirtilmiştir.

Bu yüzdendir ki Müslümanlar, tarih boyunca “i’lây-ı kelimetullah” için çalışmış ve bunda da muvaffak olmuşlardır. Bazen bir bölgeyi, bazen bir coğrafyayı, bazen de Osmanlılar gibi dünyanın üçte birini hâkimiyetleri altına alarak adaleti tesis etmişlerdir.

Peygamber Efendimiz (S.A.V.) hayattayken antlaşmayı bozan Yahudi kabileleri “Beni Kureyza, Beni Nadr ve Beni Kaynuka”ya hadleri bildirilmiş, bir kısmı da sürgün edilmiştir. O günün iki süper gücünden birisi olan Doğu Roma (Bizans) İmparatorluğu’na karşı Mute Savaşı’yla karşı durulmuş; Hülâfa-i Raşidin döneminde “Kadisiye ve Nihavend Savaşları”yla o günün iki süper gücünden birisi olan Sasani İmparatorluğu yıkılmışmıştır.

Hülâfa-i Raşidin döneminin ikinci halifesi Hz. Ömer (R.A.) zamanında Ecnadeyn ve Yermük seferleriyle Kudüs fethedilmiştir. Kudüs’ü alan Hz. Ömer (R.A.), burada yaşayan Hıristiyanlarla zimmet akdi yapmış ve Hıristiyanların, Müslümanların hâkimiyetini kabul etmek ve cizye vermek şartıyla bu bölgede oturmalarına müsaade etmiştir. Hz.Ömer (R.A.) tarafından verilen emanname, “Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla! Allah’ın kulu, mü’minlerin emiri Ömer tarafindan İliya halkına verilen emandır: Halife bu emanı, onların canları, malları, kiliseleri, haçları, hastaları, sağlamları ve diğer dindaşları için vermiştir” sözleriyle başlamakta ve “Bu metinde olanlara Allah’ın ahdi, Resulü’nün, halifelerin ve müminlerin zimmeti vardır; ta ki üzerlerine düşen cizyeleri ödesinler” şeklinde bitmekteydi.

Hz.Ömer (R.A.) Kur’an-ı Kerim’deki, “Kendilerine kitap verilenlerden (Yahudi ve Hıristiyanlar) Allah’a ve ahiret gününe iman etmeyen, Allah’ın ve Resulü’nün haram kıldığını haram saymayan ve hak din İslâm’ı din edinmeyen kimselerle, küçülerek (boyun eğerek) kendi elleriyle cizye verinceye kadar savaşın” (Tevbe Sûresi, 29) ayetinin gereğini yerine getirmişti.

Kudüs, Hz.Ömer (R.A.) zamanında Hıristiyanların elinden alındığı miladi 638 tarihinden 1916 tarihine kadar geçen yaklaşık 1200 yıl Müslümanların hâkimiyetinde kalmıştır. Sadece I. Haçlı Seferi’nde bir süre (80 küsur yıl) Hristiyanların eline geçmiş fakat Selahattin Eyyübi tarafından 1187 tarihinde tekrar ele geçirilmiştir.

Kudüs, Hz. Ömer (R.A.) devrinden sonra, Memluklular, Eyyubiler, Büyük Selçuklu Devleti ve son olarak da Büyük Osmanlı Devleti tarafından barış ve huzur içinde idare edilmiştir.

Dört Halife dönemi ve sonrasında önemli başarılar elde eden Müslümanlar, 7’inci yüzyılda Afrika’nın tamamını ele geçirmiş, 9’uncu yüzyılda Türkistan’a kadar ulaşmışlardır. Karahanlılar’ın İslâm’ı kabulüyle Türkler, İslâm’la şereflenmiş; kurdukları devletlerle yeryüzünde adaleti tesis etmişlerdir.

Selçuklular döneminde Bizans’ın bozguna uğratılarak Anadolu’nun kapılarını açan Türkler, Osmanlılar döneminde üç kıtaya hâkim olmuşlardır.

Geçmişi bu denli üstün olan, izzet üstünlüğünü sürekli elinde tutan, tarihte sürekli yöneten konumda olan, dünyaya adalet dağıtan necip İslâm milletinin son üç asırdır mağlubiyet psikolojisine esir olması çok hazindir.

Mağlubiyet Psikolojisi aynı zamanda “batıcılık, batı taklitçiliği, dinde reform, Yahudi ve Hıristiyanlarla dostluk çabası ve Ehl-i Kitap sempatisi, dinlelarası diyalog fitnesi, Peygambersiz İslâm Projesi, Kur’aniyyun hareketi ve İslâm Devlet Sistemi’ni inkâr” gibi anlayışların da temel kaynağıdır.

Bu yüzden Müslümanlar, behemehal mağlubiyet psikolosinden kurtulmak zorundadır.