Bir televizyon kanalına konuk olarak çağrılmıştım. Moderatör, “Hocam, insanların kafasını karıştıran, cevabı zor güncel sorular soracağım” dedi. Bugün o sorulardan bir kısmını ve cevaplarını paylaşmak istedim. Allah-u Teâlâ, en iyisini bilir.

Hocam, “Toplumda dindarlık arttı ama ahlak azaldı diyenler var. Sizce bu tespitte doğruluk payı var mı?”

Toplumda dindarlığın arttığına dair elimizde objektif bir veri yok. Ayrıca dindarlık algısının da tam ve doğru şekilde anlaşılıp anlaşılmadığı meselesi de vardır. Belirli kalıplara sokulmuş ve iktidarla bağlantılı olarak eleştirilen dindarlık ile, gerçek dindarlığı birbirine karıştırmamak gerekir. Gerçek dindarların yaşadığı, İslâmi kuralların hâkim olduğu bir devlet olmadığı için, fetret dönemi yaşayan Müslümanların bugünkü halini baz alarak “dindarlık arttı, ahlak azaldı” gibi bir argüman ortaya koymak en azından objektif bir değerlendirme olamaz. Kaldı ki gerçek dindarlıkla ahlak doğru orantılıdır.

Gençler neden dini konulara ya mesafeli ya da tepkili hale geldi?

Gençlerin dini konularda mesafeli olmasının birkaç sebebi vardır. Bunlardan birisi bilgiye kolay ulaşım imkânıdır. Bu da kirli bilgiye ulaşımı da kolaylaştırmaktadır. Sosyal medyada bilgi kirliliği ve İslâm karşıtlığı hâkim olduğu için gençlerin dini konulara mesafeli olması kaçınılmazdır. Buna bir örnek vermek gerekirse: Batı’da eskiden beri medya ve sosyal medyada Yahudi sempatizanlığı ve İslâm düşmanlığı hâkimdi.

Gazze’deki Siyonist katliamdan sonra merkez medya aynı tavrına devam etmesine rağmen, sosyal medyada sadece Siyonist karşıtlığı değil Yahudi karşıtlığı da hayli yaygınlaşmıştır. Hatta dalga konusu haline gelmiştir. Bugün Batı’daki sosyal medyayı incelediğiniz zaman para ve Yahudi bağlantılı aşağılama ve esprilerin yapıldığını görürsünüz. İsrailliler ve Hindistanlılar hariç dünya genelinde gençler arasında böyle bir akım başladı.

Gençlerin, dini konulara karşı duyarsızlığının başka bir sebebi ekonomik sıkıntıdır, başka bir sebep 25 yıldır gücü elinde bulunduran iktidarla dini aynı kefeye koyma mantıksızlığıdır. Başka bir sebep yeteri kadar güvenli bilginin üretilememiş olmasıdır. Başka bir sebep dini anlatan hocaların duanın sadece kavli yönünü ön plana çıkartıp fiili yönünü anlatmamasıdır.

Ekonomik sıkıntı çeken bir gence siz, sadece dua edin deyip ona yardım etmezseniz bu onu belirli bir süre sonra dine karşı kayıtsız hale getirebilir.

Unutulmamalıdır ki, Allah-u Teâlâ, kötülükleri bizim elimizle düzeltmek istediğini Kur’an-ı Kerim’de belirtmektedir. Hocaefendiler de kötülükleri düzeltmenin bütün sorumluluğunu tamamen Allah’a havale etmektedir.

Dini değerlerle modern yaşam biçimleri arasında sizce bir denge kurulabilir mi?

Dini değerler insan fıtratına uygun olduğu için bu değerler hangi dönemde olursa olsun uygulanabilir değerlerdir. Mesela İslâm, insanın “din, akıl, can, mal ve neslini” emniyet altına almıştır. Bunlara dokunulmasını yasaklamıştır. Bu değerler tarihin her devrinde aynıdır ve korunması gerekir. Bundan dolayı dini değerler insan fıtratına uygun olduğu için her zaman ve şartta uygulanabilir.

Bugün Peygamber yaşasaydı, sizce en çok neye itiraz ederdi?

Peygamber Efendimiz (S.A.V) bugün yaşasaydı, zulme ve adaletsizliğe başkaldırır ve mutlaka zulmü bertaraf ederek adaleti sağlardı. İslâm’ı tek kelimeyle özetlemek gerekirse bu kelime “adalet” olurdu.

Gerçek dindarlık ibadetle mi ölçülür, ahlakla mı?

İbadetle ahlak arasında sıkı bir bağ vardır. Kur’an-ı Kerim’deki: “Muhakkak ki, namaz, hayâsızlıktan ve kötülükten alıkoyar. Allah'ı anmak elbette (ibadetlerin) en büyüğüdür. Allah, yaptıklarınızı bilir” (Ankebût Sûresi, 45) ve “Emrolunduğun gibi dostdoğru ol” (Hûd Sûresi, 12) gibi öğütler aslında insanı ahlaklı bireyler yapmak içindir.

Zikir ve ibadet, insanı ahlaki erdeme ulaştırır. Ulaştırmıyorsa kişide sorun var demektir.

Dinde sorgulamak günah mıdır, yoksa iman etmek için bir zorunluluk mudur?

Dini sorgulamak, öğrenmek için ve iyi niyetli bir yaklaşımsa bu elbette mümkündür. Kur’an-ı Kerim’de İbrahim aleyhisselamın dilinden müsbet yönde soru sormanın mümkün olduğu şöyle açıklanmaktadır: “Bir vakit İbrahim şöyle demişti: ‘Ey Rabbim, ölüleri nasıl diriltirsin, bana göster.’ Allah: ‘Ölüyü dirilttiğime inanmadın mı?’ buyurdu. İbrahim, ‘Evet, inandım, fakat kalbim tam yatışsın diye sordum’ dedi. Allahü (Tealâ) buyurdu ki, kuşlardan dört cins tut ve iyice gözden geçirdikten sonra kendi elinle parçala ve her dağ başına onlardan birer parça koy. Sonra onları çağır; koşarak sana geleceklerdir. Bil ki Allah, dilediği her şeyde gâlibdir, hikmet sahibidir” (Bakara Sûresi, 260).

Unutulmamalıdır ki, dini sorgulamakla din düşmanlığı yapmak arasında fark vardır. Türkiye özelinde konuyu değerlendirmek gerekirse, dini sorgulamanın din düşmanlığı güdüsünün dışa vurumu şeklinde ortaya çıktığını görmek gerekir. İnsanların dini öğrenmek için iyi niyetli sorgulaması olabilir ancak din düşmanlığı için yapılması asla kabul edilemez çirkin bir davraştır, günahtır.

Hayatınız boyunca inançla ilgili fikrinizin en çok değiştiği an ne zamandı?

Hayatım boyunca inancım belirli bir düzlemde devam etti. Dün olduğu gibi bugün de en dinamik ve mükemmel din olan İslam’ın dünyadaki mevcut zülüm düzeninin yegâne alternatifi olduğunu düşünüyorum.

Bugün Müslümanların yaşadığı mağlubiyet psikolojisi ve yaşadığı fetret dönemi, insanları aldatmamalıdır. Bu arızi dönem geçicidir.

İslâm, doğuşundan beri Müslümanların izzet ve şerefini yüceltmiştir. Son üç asırdır yaşadığımız fetret dönemi hariç tarih boyunca yeryüzünde adaletin tesis edilmesine öncü olmuş mukaddes İslâm dininin gelecekte hükmünü icra edeceğinden hiç kimsenin şüphesi olmasın. Âti (istikbal, gelecek) İslâm’ındır.