Veriniz; meyve vermeyen ağaç kesilir, ya odun olur yakılır, ya tahta olur mobilyacılarda bir işe yarar.

“Sayende başardım” denir.

Saye, Farsçadır, gölge manasına gelir.

Meyvesiz ağaçlardan yaprakları sık olup 365 gün yeşil kalanlar da Çam ve ardıç ağaçları gibi sayeleri/gölgeleri sayesinde ayakta kalmayı başarırlar.

Her insan hem meyve verecek hem sayesinde ailesine, komşularına, köyüne, mahallesine, şehrine, devletine ve bütün devletlere faydalı olacak şekilde yaratılmıştır.

Her şeyin bir sınırı vardır.

Fare, fil kadar büyümez, gül ağacı çınar kadar yol almaz.

Her insan parmak çizgileri kadar birbirinden ayrı özelliklerle donatılmıştır.

Bazıları keşfedilmiştir, bazıları ise keşfedilemeden kabre girmektedir.

Onun için babalar, anneler, abla ve ağabeyler, öğretmenler, yöneticiler, yavrularınızı keşfediniz ve kabiliyetleri doğrultusunda eğitiniz.

İlkokula birinci sınıfta 20 çocuk zorunlu olarak bir ders yılı sekiz ay beraber olacaklar.

Çocuğun biri aileden okuma yazmayı öğrenerek gelmiş.

Biri bir haftaya kalmadan öğrenmiş biri bir senede hecelemeyi bile öğrenememiş am bunlar aynı sınıfta kalmak zorundalar.

İmtihanlarla sınıflara geçiş yapsalar, A, B, C, D, F sınıfları olsa her üç ayda bir imtihan notlarına göre ileri veya geri alınsa, dört sınıfı bir senede bitirmenin yolları da aransa ve üç yılı boşa gitmese ne olur?

Bulunduğunuz yer, her ne ise, onun faydalarını etrafınızla paylaşmayı bilelim.

Ormanlar, aynı cinsten ağaçlardan meydana gelirler.

Birbirlerini kıskanmadıkları gibi, gölgeleriyle de güneşin ateşinden birbirlerini korurlar.

Buhar alışverişi yaparlar.

Aslında su ve diğer yiyecekler de havamız gibi herkesin havası kendine gittiği gibi, herkesin suyu da, yiyeceği de Rabbimizin takdiri doğrultusunda sahibini arar ve bulur ama neden biz alıcı, soyguncu, hortumcu, yol kesici durumunu tercih edelim ki?

Verici olmayı tercih edip ihtiyaçlarımızı kazandığımız gibi kazanamayanlara da yardım elimizi uzatalım.

Bu iki el, dilenme işini de yapar, dağıtma işini de yapar.

Biz, dağıtmak için çalışalım.

Rabbimiz buyurur:

“Müminler muhakkak kurtuluşa erdiler.

Onlar, namazlarında huşuludurlar.

Onlar, boş şeylerden yüz çevirirler.

Onlar, zekât için çalışırlar.” (Mü’minün süresi ayet 23/1-4)

En sevmediğim lakırdılardan biri, “Meslek sırrı” sözü, kapitalizmin uydurduğu sömürgenlerin sayısının artmaması ve herkesi sömürülecek halde bırakma lakırdısıdır.

Bazılarınızın ikna olmayacağını bilerek yazıyorum.

Bu lakırdı kanunlaşınca sanayi casusluğu ortaya çıkıyor, ülkeler arasında savaşlara da sebep oluveriyor.

Dükkân komşunuzun batmakta olduğunu gördüğünüzde yeniden toparlanacak bir fikir biliyorsanız, ona söyleyiniz.

Batıp gitsin de ben daha fazla kanayım dersen sen de kaybetmek durumunda kalacaksın.

Hâlbuki altın piyasasına girmek isteyenler, altının alıp-satıcısının en çok olduğu yeri, İstanbul “Kapalı Çarşı”yı tercih ediyor.

Sayenizi/Gölgenizi veriniz, el veriniz, bilgi veriniz, nasihat veriniz, gazeteciler, siz de hayırlı haberler veriniz.

Verdiğiniz her şey helal yollardan kazanılmış ve helal yollardan verilmiş olsun.

Toros Dağları’nın tepesinde gölgesinde Göksu Vadisi’nin seyrettiğim ardıç ağacının yaprakları o kadar sık ki gölgede hiçbir güneş sızması yoktu.

Hâlbuki ışık yolunu bulurdu.

Bu ağacı gece saat 12’de gelip fotoğrafını çekeceğim dedim ve ayın dolunay halini bekledim.

Saat 23’te Karaman’dan çıktım yine o ardıcın gölgesini gördüm ama ben ayın sızan ışıklarıyla beraber çekeceğim ve çektim.

Ama hesap etmediğim bir manzara çıktı

Ardıç ağacı, sızan ışıklar ve ardıcın dibinde bir göl manzarası var.

Bu fotoğrafı gören bir dostum, o da fotoğraf meraklısı, bana, “Bu ardıcın adresini ver, yüz dolar vereyim” dedi.

“Sana parasız veririm, ama orada olmayan şu suyu bana açıkla” dedim, baktı, baktı ama çözdü.

“Senin arabanın rengi siyah, ayın ışığı ardıcın altından gölgesiz olarak ay ışığı arabanı kaportasına vuruyor, su gibi görünüyor ve alaca karanlığın içinde araba fark edilemiyor” dedi.

Ardıcın adresini parasız verdim.

Arap’ın en fasihi olduğunu söyleyen Sevgili Peygamberimizi dinleyelim:

“Bir tek hurmanın yarısını vererek kendinizi ateşten koruyunuz. Eğer onu da bulamazsan, bir temiz ve güzel kelimeyle koruyunuz” (Buhari, Sahih, K. Edeb, bab 34, Buhari, Sahih, k Zekât bab 10).