“Ben yanlış yapmadım, yapmıyorum, ileride de yapmam” cümlesini hayatta söylemeyelim.
Çok orijinal bir fikir, aklınızı cimciklemeye başlamış olabilir.
Sizi senden önce bu fikrin söylemesi konusunda geçen olabilir vesvesesine aldanarak acele etmeyiniz.
Hani Meteoroloji uzmanları hafta sonu hakkında vatandaşı uyarırlar ya bazen doğru bazen yanlış çıkar ya, işte aklınızı çelen o orijinal fikir havada dolaşırken biri o fikri sizden önce bir yerlerde yazar veya söyler ya işte sizde oluşan o orijinal zannettiğiniz fikri başkasından duyduğunuzda veya okuduğunuzda “Ben aklımdan geçirmiştim” demeniz, yayınlayıp da yanlış çıkmanızdan daha hayırlıdır.
Doğru çıkmışsa yine de sevinin, o doğru fikir rahmet gibi topluma yayılmıştır.
Böyle bir durumda hemen acele etmemek ve bu konuda yazılıp yazılmadığını, internete sormak veya buna benzer fikirler yazılmış mı diye çeşitli kaynaklara bakmak gerekir.
Yazılmışsa, doğruysa, “Tekrarda fayda vardır” diyerek, kaynağını da belirterek yeniden yayınlanabilir.
Ünlü sanatçılarımızdan birinin kayınpederi anlatıyor:
Kızımla damadım bize iftara geldiler. Akşam ezanına bir saat var.
Damat televizyonu açtı, kanalın birinde yanlış yayma profesörlerinden biri canlı yayında.
Damadım, bana döndü ve, “Baba bu adama hayranım” dedi.
Program devam ediyor, hanımla kızım mutfaktalar ama televizyonu da dinliyorlar.
Profesör, “Peygamberimizin dokuz tane sahih hadisi vardır. Biz yalnız Kur’an’dan alırız ve ona göre hareket ederiz” deyince benim hanım, damada döndü ve, “Oğlum, sen bu adamın nesine hayransın? Sen buraya geleli ağzından onlarca cümle çıktı. 23 yıl peygamberlik yapan biri 23 yılda dokuz defa mı konuştu?” dedi.
Ben gözlerimi damadın suratına, kulağımı ağzına çevirdim. Damat, kötü bir kelime kullandı ve televizyonun kırmızı düğmesine bastı.
Ondan sonra yemekte veya bir başka günde onun adı aramızda hiç geçmedi” diyor.
Kaynananın yaptığına, “Anadolu irfanı” denir.
Şifa Tefsiri’ni önce Cağaloğlu’nda Cezeri Kasım Paşa Konferans Salonu’nda haftada iki gün herkese açık bir şekilde, sade bir dille anlatırken, ön hazırlığımda benim de aklıma çok şirin gelen ama bugüne kadar söylenmemiş zannettiğim fikirler olurdu ama ben onları söylemeden önce geçmiş tefsirlere, hadislere, şerhlerine ve de o konuda fakihlerin içtihatlarına müracaat ettiğimde mutlaka o konuda söylenmiş ve doğruluğu delillendirilmiş ve mantık kurallarına göre de aklın anlayacağı hale getirilmiş olduğunu görüyordum.
Doğruysa o delillerin doğrusudur.
Yanlışsa benim yanlışımdır, ben de yazmadığım ve de konuşmadığım için Allah’a hamd ederim.
Mesleği başka bir şey olan ama mesleğiyle değil de çağdaş hocalığıyla ünlenen bir zatı ben kendim dinledim.
“Bugüne kadar bu doğruyu kimse anlamamış. Hocalar sizden gizlemiş. Bugün benden doğrusunu dinleyeceksiniz…” diyerek başladı bir tek hadis-i şerifi doksan derece sapıtarak açıkladı.
Konferansı bittikten sonra yanımdaki boş koltuğa oturdu.
Kafasını bana doğru eğmesini istedim ve, “Hadiste geçen o kelime, bugünkü alfabeyle yazılamadığı için sen o kelimenin noktalı olduğunu göremediğinden noktasız mana verdiğinden öyle bir yanlışı 1400 yılda kimse yapmadığından sen doğru anladığını söyledin” dedim, yanlışını anladı ve, “Ama ben onu yazdım” dedi.
O kişiyi anlamamanız için epeyce uğraştım; çünkü yaptığı çalışmaların faydası zararından çok.
En doğrusu, bildiğiniz sahada yazınız ve konuşunuz.
Her sahada doğru bilgiye ihtiyacımız var.
Yanlış konuşan veya yazanın yanlışını yayarak onu kasıtlı yapana yardımcı olursunuz.
Filan yerde bir adam, konferansında Kur’an ayetleri için “….” demiş diyerek o zehirle saf beyinleri sakatlamayalım.”
“Ama kesinlikle söylemiş…”
Söylesin, orada kaç kişi dinlediyse bile çoğu o yanlışı kabul etmemiştir ve orada kalmıştır, o sözü yaymak isteyenler de birkaç kişiden başkasına ulaştırmamıştır.
Siz, tenkit için dahi olsa yazmayınız, konuşmayınız.
Ama bu yanlış fikir ülke veya dünya genelinde yayılmışsa onun doğrusu yayımlanır.
Naziat Süresi’nde Firavun’un kendisini Rab olarak ilan ettiğini haber verir Rabbimiz.
Çünkü Firavun kendine yakın yetkililerin arasında ve bir meydanda insanları toplayıp bağırarak Rab’lığını ilan etmiştir.
Onun yanlışı hatırlatıldıktan sonra doğrusu da söylenmiştir.
İmam Ebu Hanife (r.h.) döneminde, Allah celle celalüh hakkında orijinal sapık fikirleri olan biri var.
Fikirlerini Ebu Hanife’ye de anlatmış.
Ama imam Ebu Hanife, o adamın adını ve fikirlerini kimseye anlatmamış, yok saymış.
Ben de mezhep olarak Hanefi olduğumdan, adamın sapık fikrini de, adını da yazmadım.
Sapıklığın sınırı yok.
Biz, Kur’an-i Kerim’in ayetlerini, Sevgili Peygamberimizin açıkladığı ve yaptığı şekilde yaşamaya bakalım.