Rabbimiz, mümin insanı tarif ederken:

الَّذِينَ يَسْتَمِعُونَ الْقَوْلَ فَيَتَّبِعُونَ أَحْسَنَهُ أُولَئِكَ الَّذِينَ هَدَاهُمُ اللَّهُ وَأُولَئِكَ هُمْ أُولُو الْأَلْبَابِ (18)

“(Benim kullarım) Her sözü duyarlar en güzeline uyarlar. İşte Allah'ın hidayete erdirdikleri onlardır. İşte onlar, akıl sahibi olanların ta kendisidirler.” (Zümer süresi ayet 39/18)

Ülkeler arasındaki sınırları tanımayan, tel örgülere takılmayan, mayın tarlalarının üzerinden bir kuş gibi uçan, beton veya demirden yapılmış duvarları, çelik kafesleri delip geçen, “Baş kestiren, savaş kestiren, ağu’lu aşı bal’a dönüştüren” sözler vardır.

Ama bütün yazarları, şairleri, hatipleri, filozofları Yesevileri, Mevlanaları, Şirazileri Hafızları, Fuzulileri, Bakileri, Akifleri… Yaratan, Yaşatan, Yöneten, Getiren ve Götüren Allah celle celalühün kelamı en güzelidir:

اللَّهُ نَزَّلَ أَحْسَنَ الْحَدِيثِ كِتَابًا مُتَشَابِهًا مَثَانِيَ تَقْشَعِرُّ مِنْهُ جُلُودُ الَّذِينَ يَخْشَوْنَ رَبَّهُمْ ثُمَّ تَلِينُ جُلُودُهُمْ وَقُلُوبُهُمْ إِلَى ذِكْرِ اللَّهِ ذَلِكَ هُدَى اللَّهِ يَهْدِي بِهِ مَنْ يَشَاءُ وَمَنْ يُضْلِلِ اللَّهُ فَمَا لَهُ مِنْ هَادٍ

“Allah, sözün en güzelini (ayetleri) birbirine uyumlu, yer yer tekrarlanan bir kitap olarak indirdi. Rablerinden korkanların derileri ondan (ayetlerden) ürperir. Sonra onların tüyleri ve kalpleri Allah'ın zikrinde yumuşar. İşte bu Allah'ın hidayetidir. Onunla dilediğini hidâyete erdirir. Allah kimi sapıtırsa ona yol gösterecek yoktur.” ((Zümer süresi ayet 39/23)

İşte o söz ve gönül sultanlarından biri ve en önemlilerinden olan Ahmet Yesevi’de Kur’an’a ve sünnete kulak vermemizi öğütler:

“Ümmet bolsanğ ğariblerge tabi bolğıl

Ayet hadis her kim aytsa sami bolğıl

Rızk u ruzi her ne birse kani bolğıl

Kani bolup şevk şarabın içtim muna (sayfa 48/5)

Ümmet olsan, gariplere tabi ol sen;

Ayet, hadis her kim dese, sami (işiten) ol sen;

Rızık, nasip her ne verse, kani ol sen;

Kani olup şevk şarabını içtim işte. (sayfa 49/5)

Mü’min irmes hikmet iştip yığlamaydur

İrenlerni ayıtkan sözin tınglamaydur

Ayet hadis güya Kur’an anğlamaydur

Bol rivayet Arş üstide kördüm muna (sayfa 68/9)

Mü’min değil, hikmet işitip ağlamıyor;

Erenlerin dediği sözü dinlemiyor;

Ayet, hadis manasını anlamıyor;

Bu rivayeti Arş üstünde gördüm işte”

Üç harften meydana gelen “Gül” kelimesi bize dikenler arasında gülümseyen çiçeği hatırlatır.

Yine üç harften meydana gelen “Bal” kelimesi de Allah’ın bize arıların ağzından hediye ettiği tatlıyı hatırlatır.

“Gül” kelimesi sözdür. Hatırlattığı şey manadır.

“Bal” kelimesi de bize tatlı bir yiyeceği hatırlatır ama; hiçbir zaman “Bal” demekle ağız tatlanmaz.

Mehmet Akif merhum da:

“Sâde bir “bal”, deyivermekle ağız tatlansa,

Arı uçmuş diye, kaçmış diye hiç çekme tasa.” (Safahat- Asım) derken, dikkatimizi kelimenin ve mananın ötesinde asıl arzu edilene çeker.

“Bal” ve “Gül” kelimeleri tatlı bir yiyeceği ve güzel kokulu çiçeği hatırlatır.

Hatırlanan manadır. Ama hedefimiz manayı bilmek değil, tatmak, çiçeği görüp koklamaktır.

Mevlâna:

“Senin mana dediğin ve mana sandığın da suretten ibarettir ve iğretidir. Sen kendi uygun gördüğünle mutlu oluyorsun.” ( Tahir-ül Mevlevi 4696)

“Mana seni senden alan ve nakışa bağlanmaktan kurtaran bir ilahi yardımdır.” (T.M. 4697)

İnsan fotoğraf makinesi gibi değildir.

Bin tane fotoğraf makinesini bir manzaraya aynı açıdan yöneltseniz fotoğraflar aynı çıkar.

İnsana gelince, iki insan aynı manzaraya aynı açıdan baksalar yorumları ve verdikleri mana ayrı olur. Ve her birinin yorumu onun kültürünü yansıtır. Altı milyar insanın algılaması da parmak çizgileri gibi ayrıdır.

“Musa’nın elindeki asa, onun hak peygamber olduğuna şahit idi. Ona karşı çıkan sihirbazların değnekleri ise yalancı şahit olmuştu.” (T.M. 4289)

Sözler söyleyenine göre anlam kazandığı gibi değneklerde tutanına göre anlam kazanıyor.

“Ey şaşı, yani biri iki gören ve bir olan Allah’a ikidir, üçtür, yahut daha fazladır diyen, bunları anla ve şuurla dinle. Gözüne kulak yoluyla ilaç yapmış ol.” (T.M. 4297)

“Kör olan gözlerde, kelamı pak ve hikmeti ilahiyyeye ait sözler durmaz. Nurun aslı olan Allah’a gider.” (T.M 4298)

Allah kelamına kulağı kapayana, şeytan vesvese verir.

“Şeytanın vesvese ve efsunu ise çarpık gönüllerde, çarpık ayağın, çarpık ayakkabıya girdiği gibi girer ve durur.” (T.M. 4299)

Kur’an’ı okumakta asıl olan anlamak ve anladığıyla amel etmek/eyleme geçmektir.

Ahmet Yesevi Kur’an’ı anlamayanlardan şikâyet ediyor.

“Biz Ahmet Yesevi yolundayız” deyip de Kur’an okumayanlar dikkatle, Divan-ı Hikmet’i okurlarsa yanıldıklarının farkına varırlar.

Not: Yesevi’den naklettiğim hikmetler, Kemal ERASLAN’ın Kültür Bakanlığı Yayınları arasında çıkan “Ahmet Yesevi, Divan-ı Hikmet, Seçmeler” 1993, isimli eserden alınmıştır.