‘SosYO-EKONOMİK Tufan’ ülkemizi ve dünyayı sarmış durumda…
çare ve çözüm önerilerimiz bu yazılarda; uygulanmayı bekliyor…
Önceki yazılarla birlikte okunmasını da tavsiye ederek devam…
***
“Ve yes’avnefi’l-erdi fesâden / Ve arzda fesaden sa’yederler” (Maide 33)
“Fesad” burada hal olduğu takdirde fesat içinde işlerini yaparlar, yani hukuk kurallarına uygun olmadan yaparlar. “Amel” bir defa yapmadır. “Sa’y” ise bir yere varmak için sürekli çalışmadır, çabalamadır. Burada “Ve” harfi ile atfedilmiştir. Tek başına muharebe etme veya tek başına fesat yapma bu ayetteki cezaları istihkak etmez, ikisinin birden olması gerekmekte. Yani hem hakem kararlarını dinlemeyecekler hem de fesat çıkaracaklar.
Trafik kurallarını aksatıp trafiği tıkamak fesattır. Hukuk kanunlarının işlemesini önlemek de fesattır. Hakkâri’deki ve diğer yerlerdeki kepenk kapatma eylemi fesattır. Kapattıranlar BDP milletvekilleri ve yöneticileridir, fesat çıkarmışlardır. Ne var ki bunlar hukuk kurallarına ve mahkeme kararlarına uymaktadırlar. Dolayısıyla bunlara bu ayetin hükümleri uygulanmaz. Dağdaki PKK harp hâlindedir. Ne var ki kente inip fesat çıkarmadıkça o zaman bu ayetteki hükümler uygulanmaz. Hakkâri halkı Müslim ise cizye verdiği için onu baskıdan koruma görevi müminlere aittir. Dolayısıyla bir gün kepenklerini kapatanın zararlarını devlet öder. Emniyet mâni olmalı idi. Sonra da kapatanlar rücu eder. Eğer bunlar müminse yani silah taşıma ve kendilerini savunma hak ve görevine sahipse onlara bir şey ödenmez. Korktuklarının cezasını çekerler.
“Fesad” burada hâl olabilir, mef’ul olabilir. Mesela rüşvet verirler demektir. Mef’ul ise fesat çıkarırlar anlamındadır. Kepenkleri kapatma fesat çıkarma demektir.
“Fesad” düzenin bozulmasıdır. Araba yürürken durursa fesat çıkmış olur. Halk işini yapamıyorsa, mahkemeler çalışamıyorsa, orada fesat vardır demektir. Burada “sa’y” kelimesi ile önce süreklilik şartı vardır. Hakkâri’de bir defa kepenkleri kapatma fesat değildir. Tazminat dışında cezaya müstahak olmazlar. Ama bu kapatma olayı sürekliyse, artık orada esnafı çalıştırmıyorlarsa bu fesattır. Eğer hakem kararlarını da kabul etmiyorlarsa fesadı işlemiş olurlar. Bu madde hükümleri uygulanır.
Görülüyor ki Kur’an’ın muhkem olabilmesi yani onunla hükmedilebilmesi için kelimelerin tanımı yapılmalıdır. “Sa’y” tanımlanmalıdır. “Fesad” tanımlanmalıdır. “Harb” tanımlanmalıdır. Eskiler tanımlamışlar diyebiliriz. Olabilir ama onların tanımlarını kabul etmiş olmak gerekir. Yeni uygarlıkta yeniden tanımlamak gerekir. Radyoda ve diğer medya organlarında yalan haberleri yayıp halkı şartlandırmak fesat mıdır, değil midir? Ona şimdi karar vermek gerekir. Bin sene evvel radyo, telefon, internet, televizyon vs. yoktu. İlâhiyat tahsili yapmış -veya yapmamış- bazı arkadaşlar bize yardımcı olup doğru tanımlara gitmemizi sağlayacaklarına; biz yapmıyoruz, siz de yapmayın diyorlar!
Buradaki “ard/arz” kelimesi üzerinde de durulmalıdır. Kastedilen ülke toprakları mı, yoksa yeryüzü müdür? Yani terörü ülke topraklarında mı cezalandıracağız, yoksa dışarıda mı? “Fi’l-Erdi”ye ona göre mana verilir. Ya yeryüzüdür ya da bizim bucağımız, bizim ilimiz, bizim ülkemizdir. Cezada suçun işlendiği yerin mevzuatı uygulanır. Dolayısıyla biz bizim bucağımızda, ilimizde veya ülkemizde işlenmiş suçlardan sorumluyuz. Dışarıda işlenmiş suçlarda biz davacı olabiliriz ama cezalandırıcı olamayız. O halde “el-Erd”in elif lamı bucağımızı tarif etmektedir. “Fesad” kelimesi nekredir. Dolayısıyla baştan tarif edilmesi gerekmez. Hakemler fesadın oluştuğuna kendileri karar verirler.
Burada muhakeme sisteminde hakemlere iki şey düşer. Biri tarafların sözleşmelere ve mevzuata uyup uymadıklarını tespit etmektir. Hakemler ancak sözleşmelerin mevzuata uygun olup olmadığını yorumlayarak karar alırlar. Mevzuata uygun karar almamışlarsa veya aykırı almışlarsa hakemler bu kararlarından dolayı mahkûm olabilirler. Hakem kararlarında mevzuata uymadıkları için mahkûm olurlar. (Devamı var.)