Güneş, bir günde dünyanın her tarafını aydınlattığı gibi, Güneş etrafında dönen diğer yedi gezegeni de aydınlattığı söylenir.
Ama dünyada hiç güneş görmeyen mağaralar, izbeler, bodrumlar vardır.
İslam nuru ile Güneş’i kıyaslamayız; çünkü İslam dininin sahibidir o Güneş’e ışık veren.
Güneş’in ışığı bu dünyada insanlara ısı, ışık ve birçok gıdayı sunarken bütün bunlar bu dünya için geçerlidir.
İslam’ın nuru ise Müslüman’ın hem bu dünyada neyi nasıl yapacağını öğrettiği gibi, İslam’a göre yaşayanlara ahirette de cennet vaat ettiğinden ölünce de İslam’ın nuru hem kabrinde hem mahşer yerinde hem sıratta önlerinden ve sağlarından aydınlatmaya devam edecektir.
Kabirden korkanlar, kabir karanlığını aydınlatmak sizin elinizde.
Evinizin elektriği, avizeleriniz ve aydınlık olması için güneş ışığına ne kadar çalışıyorsanız kabir, mahşer ve sıratta da size aydınlık olacak ameller, Kur’an’la bildirilmiş ve sünnetle tatbikatı gösterilmiştir.
İlk insanın ölümünden beri kabrinde kalanlar var.
O rakamlara göre yüz yıllık ömür, bir saat kadar bile olmaz.
Onun için kabrimizi cennet bahçelerinden bir bahçe yapmaya çalışalım.
Güneşin önünü perdelemek mümkindir.
Güneş şemsiyeleri, damlar, çatılar, perdeler… ışığın geçmesini engellerler.
İslam’ın nurunu engelleyecek dam, perde, çatı, gümrük, çelik kalkan yoktur.
Amerika’nın 1960 yılında bir Üniversiteye, Malcolm X hakkında yaptırdığı bir araştırmaya göre Amerika'da işlenen suçların tamamını işlediğine karar verilen ve hapse atılan, gün yüzü görmediği yerde mahkûm olanlardan bir kaçının Müslüman olması nedeniyle İslam’la tanışan Malcolm X, Müslüman olur ve Malik el Şahbaz adını alır.
İşlenmedik suç bırakmayan bu adam, Müslüman olduktan sonra da Amerika’nın en hareketli Müslüman’ı olur ve bir gün camide vaaz verirken CIA tarafından 16 kurşunla şehit edilir. Allah rahmet eylesin.
Avrupa komünistlerinin ağabeylerinden, fikir babalarından, milletvekilliği, meclis başkan yardımcılığı ve senatörlük yapan Garaudi’nin gönlündeki kara dumanı aydınlatan da İslam olmuştur.
Güneş, bunu başaramazdı.
Batının tümünün İslam fobisi ve bu yolda harcadığı milyar Euro ve dolarlar, İslam’ın önünde perde olamamışlar ve olamayacaklar da.
Korktukları başlarına gelecektir.
Medeniyetsizlik çölünde, üzerlerine yağan rahmetten korkutuluyorlar.
Bir gün gelecek Alman Büyük Elçisi gibi Müslüman olacaklar ve Murat Hofman gibi dünyanın da tadına varacaklar.
Avrupa’ya işçi olarak ilk gidenlerin çoğunluğunun ilkokul diploması yoktu ama onlardan bir tanesi Avrupalının dinine girmediler.
Girmedikleri gibi güzel örneklikleriyle birçok Avrupalının Müslüman olmasına sebep oldular.
Dediklerime bakmayın, köyünüzden veya mahallenizden Avrupa’ya gidenlerin haline bakıverin.
Avrupa’da beş bin camiyi gözünüzün önünden geçiriverin.
Köyünüzden Avrupalı olarak anılanların köy camisine, Kur’an kursuna yaptıkları yardımları düşünün.
Türkiye bu aşağılık hale düşmesin diye merhum Erbakan zamanında seçim zamanı yalnız oy vermek için bir günlüğüne gelip-dönen on binleri düşünün.
Partimiz kazansın diye, dişinden, tırnağından artırdığı paraları niçin gönderdiğini düşünün.
“Avrupa’nın dinine girmedi ama sefahatine kapılanlar oldu” demeyin bana.
Fransa’da işçi olarak çalışan biri olarak söylüyorum, batının başkentlerinde İslam aleyhine yapılan her türlü engelleri aşmak için yapılan yürüyüşlerde o sefahat içinde debelenenlerin en ön safta yer aldığını ben biliyorum.
Mehmet Akif Ersoy merhuma sormuşlar, “Bir de Mevlit yazsanız” demişler.
Akif, “Süleyman Çelebi’nin topuğuna erişmek zor.
Sevgili Peygamberimiz için:
“Bir aceb nur kim güneş pervanesi” demiş.
Hani yaz günlerinde pencereler açıkken içeri dalan ve ampulün etrafında dönen pervaneler/kelebekler var ya, işte güneş bile kendini ışıksız zannedip dünya etrafında dönerken, Muhammed aleyhisselamın etrafında döndüğünü şair diliyle ifade edivermiş.