Bismillâhirrahmanirrahîm!
1917 yılından 1948’e kadar sömürgeci İngiltere’nin; ondan sonra da terörist İsrail’in Filistin’de yapmaya devam ettikleri işgallerin üzerinden 109 yıl geçti. Bunca sabır ve topraklarını savunma mücadelesinden sonra, Aksa Tufanı Harekâtı’yla birlikte Filistinliler de atağa geçti. Filistin mücahitleri küresel sömürgecilere kök söktürdü. Kara savaşı yapma gücü bulunmayan Siyonist İsrail, ancak Gazze üzerine bombalar yağdırarak varlığını sürdürmeye çalıştı.
Soykırımcı İsrail, özellikle Gazze’de bir karış bile olsa güvenli bölge bırakmadı. Yaktı, yıktı, bombaladı. Eylül başında yarısı çocuk olan 6.400 Filistinliyi yerinden etti. Şehirler enkaz yığınına döndü. Soykırım “savaş suçu” sayılıp; hiçbir şeyden habersiz masum çocuklara kıyılırken, dünya barış ve güvenliğini sağlamak amacıyla kurulduklarını deklare eden uluslararası kuruluşlar nerede? Dünya böylesine büyük bir vahşete nasıl “seyirci” kalabiliyor?
Filistin direnişinin sembol ismi ve 1987’de Filistin İslâmî Direniş Hareketi’ni (HAMAS) kuran Şeyh Ahmed Yasin, direnişin geleceği ile ilgili olarak bazı öngörülerde bulunmuştu. Ahmed Yasin, 1937’de Askalan’da doğmuş, işgalci İsrail’e karşı onurlu bir direniş ortaya koymuştu. Bir yüzme etkinliğinde başı üzerine düşüp vücudu felç olmasına rağmen mücadeleyi bırakmadı.
Şeyh Ahmed Yasin, o haliyle bile Filistin halkını “şuurlandırma”ya çalıştı. Siyonist tehlikeye karşı Filistinlileri uyardı. HAMAS’ın kuruluşuyla birlikte Filistin’e “öncülük” yaptı. Defalarca saldırılara uğradı. Siyonistlerin, İsrail’i tanıması karşılığında serbest bırakılma tekliflerine aldanmadı. Tehditler, tuzaklar, zindanlar onu yıldıramadı.
ÜMMETE MEKTUBU
ŞEYH Ahmed Yasin, 22 Mart 2004 günü sabah namazı için tekerlekli sandalyesiyle birlikte sabah namazındaydı. Namaz çıkışı Siyonist İsrail’in düzenlediği bir hava saldırısı sonucu şehadete ulaştı. “Ümmete mektubu” özelliğindeki sözlerinde, “suskun” ümmete hitap ederek bugünkü yaşadığımız durumumuzu, suskunluğumuzu öngörüsü ile şöyle anlattı:
“Ey Rabbimiz! Ümmet, gücümüzü topla, zaafımızı gider; mü’min kullarına yardım et’ diye çağıramaz mı? Buna da mı gücünüz yetmiyor?
Yakında bizim büyük ölümlerimizi duyacaksınız! O zaman alınlarımızda şu yazılacak: Bizler direndik, ileriye atıldık, kaçmadık! Ve bizimle birlikte çocuklarımız, kadınlarımız, yaşlılarımız, gençlerimiz ölecek! Onları, suspus olmuş bön ümmete yakıt yapacağız!
Bizden, teslim olmamızı veya bayrak dikmemizi beklemeyin! Çünkü biz, bunu yapsak da öleceğimizi biliyoruz. Bırakın ‘savaşçı’ onuruyla ölelim.
Dilerseniz, bizimle olun, elinizden geldiğince, öcümüzü sizden her biri boynuna taksın. Dilerseniz bize acıyarak ölümümüzü izleyin!
Temennimiz, Allah’ın (c.c.) emaneti savsaklayan herkesten kısas almasıdır. Umarım bizim aleyhimize olmazsınız! Allah (c.c.) aşkına, bari aleyhimizde olmayın!
Ey ümmetin liderleri, ey ümmetin halkları! Allah’ım Sana şikâyette bulunuyorum; Sana şikâyette bulunuyorum. Gücümün azlığını, imkânımın yetersizliğini ve insanlara karşı zaafımı Sana şikâyet ediyorum!
Allah’ım! Akıtılan kanlar, dokunulan ırzlar, çiğnenen hürmetler, yetim bırakılan çocuklar, evlâdını yitirmiş anneler, dul kalmış kadınlar, yıkılmış evler ve ifsat edilmiş ekinler aşkına Sana şikâyette bulunuyorum.”
BİR ÖNGÖRÜSÜ
ŞEYH Ahmed Yasin’in 1999 yılında söylediği; “2027’de İsrail diye bir varlık olmayacak” sözü meşhurdur. Şehit Yasin, bir konuşmasında şöyle demişti: “Ben Kur’an’a inanıyorum. Kur’an bize milletlerin 40 yılda bir değiştiğini söylüyor. Birinci 40 yılda felâket (nekbe) dönemini, İsrail’in kuruluşunu yaşadık. İkinci 40 yılda İntifada, mücadele, meydan okuma, savaş ve misilleme dönemi oldu. Üçüncü 40 yılda beklenen son gelecek inşallah!”
Filistinli araştırmacı yazar Muîn Naîm’in konuyla ilgili değerlendirmesi de şöyle: “İsrailoğulları, Allah’a isyan etmelerinin bir cezası olarak 40 yıl çölde kayboldular. Filistin meselesinde de, 1948’de yaşanan hezimetle birlikte, bir neslin değişmesi gerekti. 1987’de başlayan İntifada, işte bu yeni neslin zafer yolunda yaptığı hazırlığın başlangıcı oldu.” (9 Ağustos 2025)
“İsrail, 2027’de yok olacak” deyip beklemek Müslümanca bir tavır değildir. Erbakan Hoca’nın bize öğrettiği bir esas var: “Zafer ve fetihler ‘gayret’e âşıktır.” Erbakan Hoca, işgalcilerin kutsal topraklara saldırması karşısında, “Ebabiller gelir mi?” diye soranlara, İslâm dünyasının suskunluğunu hatırlatarak, “Ebabiller gelse önce bizi taşlar” demişti.
Yine Erbakan Hoca’nın bize öğrettiği 3 prensibi hatırlatırım: Tedbir, tevekkül ve rıza. Önce sorunun çözülmesi için elimizden gelen tedbiri alacağız, gücümüz yettiğice hazırlık yapacağız. Gücümüzün yetmediği yerde Allah’a tevekkül edip kendimize vekil yapacağız. Tedbirsiz tevekkül olmaz. İşin sonucunda Allah’ın takdirine “razı” olacağız. (Rıza makamı)