Bismillâhirrahmanirrahîm!
SADECE hanım kardeşlerimizin yazılarından oluşan Maaile dergisi Ağustos 2026 sayısında, alanında gündemin nabzını tutmayı sürdürdü. Sosyal hayatın ciddi arızaları içinde yer alan “Müstehcenlik Virüsü” başlıklı dosya hazırladı. Konunun farklı yönlerini inceleyen yazılar yayınladı. “İfsat merkezi” olarak çalışan ırkçı emperyalizmin müstehcenliğin artmasındaki rolünü anlattı.
Maaile dergisinin editörü Habibe Alpay Aydın “Müstehcenlik Virüsü” dosyasını sunarken, “Bir zamanlar mahrem kabul edilen birçok unsur bugün reklamların, dizilerin, filmlerin, şarkı sözlerinin ve sosyal medya içeriklerinin sıradan bir parçası olarak karşımıza çıkmış durumda” diyerek çabalarının gerekçesini açıkladı: “Çıplaklığın, müstehcenliğin, cinselliğin, hatta cinsiyetsizleştirme projelerinin hayatın her alanında giderek daha ‘görünür’ hale gelmesi...”
Habibe Alpay Hanım, “Amaçlarının suçlayıp geri çekilmek olmadığını; okuyucularıyla bütünleşerek düşünmek, sorgulamak ve çözüm aramak olduğunu” hatırlattı. Bunları duyunca Adalet eski Bakanı İsmail Müftüoğlu’nun şu değerlendirmesi aklıma geldi: “İddia ediyorum: Avrupa’da ecnebi kızları bile, bizim ülkenin kızları kadar çıplak gezmiyor.” (Millî Gazete, 16 Temmuz 2026) Görünen manzara bize, “Ne günlere kaldık ey Gazi Hünkâr!” dedirtiyor.
Bu önemli dosyada emeği geçen bacılarıma minnettarım. Kadın duyarlığıyla sorumlu yayıncılık anlayışını ortaya koydular. Ülkemiz Roma, Bizans, Sodom Gomore haline gelmeden çözüm arayışı içine girdiler. Teşhircilik, müstehcenlik, ahlâksızlık ve çılgınlığın nerede duracağı belli değil. Sürekli dış görünüşün öne çıkarıldığı, ahlâkî ve manevi değerlerin unutulduğu bir süreç yaşıyoruz.

HEPİMİZ ŞAHİDİZ
İNSAN onurunu ideal anlamda koruyan bir medeniyete sahibiz. Medeniyet anlayışımızda her alanın hakkı verilmiştir. Ahlâk, maneviyat, iffet, adalet ve utanma duygusunda insanlığa örnek olmuş ideal öncülerimiz var. İnsan haklarını korumakta titizlik göstermişiz. Bu özelliklerimizi sürdürüp yaşatan bir eğitim sistemimiz olmalıdır. Okullarımız, “zorunlu” diyerek evlatlarımızı teslim aldığı 12 yılda neleri öğretiyor?
Haberleri tarayın! Öldürme, çatışma, kavga, şiddet, taciz gibi olayların yaşanmadığı bir gün var mı? Uyuşturucu kullanımı ortaokul sınıflarına indi. En itibarlı mevkide bulunan nice kişiler uyuşturucudan tutuklandı. Öz çocuğunu öldüren anne babalara; öz annesini balkondan atacak kadar nefret dolu evlâtlara şahit oluyoruz. Nereye gidiyoruz? Bu kötü gidişata kim “dur” diyecek?
Dayatılan şartlar insandaki vicdan, merhamet, şefkat, sevgi duygularını köreltti. İnsan, insanın kurdu haline geldi. Türkiye gibi Müslüman bir ülkenin, evlâtlarına “ahlâk ve maneviyat eğitimi” vermemekte diretmesi anlaşılır bir şey değil. Birilerinin bu ülkeye kastı mı var, dersiniz? Cami, türbe, mezarlık gibi kutsal mekânlarda bile bazı saygısız görüntülere şahit oluyoruz.
Kutsal mekânlarımıza teşhir kıyafetiyle girilemez. Maneviyatını koruyamayan toplumlar ayakta kalamaz. Kutsal mekân ziyaretlerinde de teşhirciliğe, müstehcenliğe izin verilmemelidir. Bir kardeşim, Diyarbakır Süleyman Camii ve haziresindeki 27 sahabenin bulunduğu mekânlarda bile buraların kutsallığına uyulmadığını anlattı. Ama Meryem Ana ziyaretinde bunu yaptırmazlar. Diyanet ve Vakıflar Müdürlükleri görevini yapmalıdır.

EMPERYAL ETKİ
KÜRESEL emperyalizm tarih boyunca aziz milletimizi yok edemedi. Harp meydanlarında “şehadete koşarak” cihat eden yiğitler Haçlıları yıldırdı. 19 Haçlı Seferi’ni püskürtmeyi başardı. Birleşik ordularıyla Çanakkale önlerine gelen Haçlılar, ordumuzun sayısız eksikliklerine rağmen yenilmez imanıyla Çanakkale’yi “geçilmez” yaptı. İman ve azimlerini siper ettiler. Sınırsız kan fedakârlığı pahasına, sellercesine emperyalist düşmanın üzerine atlayan mücahitler Haçlı’ya geçit vermedi.
Irkçı emperyalizm Çanakkale’den sonra taktik değiştirdi. Müslümanları zayıflatacak başka yöntemler denedi. Cihat ruhunu köreltmek için ifsat yolunu seçti. Emperyal düşman, Türkiye ve İslâm âlemine müstehcenlik, teşhircilik, cinsellik üzerinden ifsat çalışmalarına girişti. Maaile dergisi bunu şöyle anlattı:
“Bu aslında; süslenerek sunulan müstehcenlik ve ahlâksızlık görünümünde, gizli bir ‘ifsat’, gizli bir ‘köle yapma savaşı’dır. Bu nedenle mesele, sadece neyin izlendiği veya dinlendiği değildir.”
Asıl amaç, Türkiye’yi ifsat yöntemiyle yok etme girişimidir. İfsatla mücadele Türkiye’nin bekâ sorunu haline gelmiştir. Devlet nasıl ki, bazı paylaşımları engelliyor veya karartıyorsa; nesilleri bozan, geleceğimizi tehdit eden, gençlerimizin ahlâkî ve manevi gelişimini önleyen zehirli içerikleri de engellemeli veya karartmalıdır. Sorumlu yöneticilik, ifsadın önlenmesi konusunda kararlı olmayı; nesillerimizi emperyalist odakların şerrinden korumayı gerektirir.
Göz göre göre hızla yaklaşan tehlikeye karşı seyirci kalamayız. İktidar ve halk olarak, fert fert sorumluluğumuzu bilmeliyiz. Bunları hatırlatan Maaile dergisi ve çalışanlarına teşekkür ederim.