Bismillâhirrahmanirrahîm!

YENİ eğitim ve öğretim yılının başlaması sebebiyle, “eğitim” konusunun ele alınıp sorgulanması gerektiğini düşünüyorum. Eğitimden şikâyet etmeyen bir Allah’ın kulu yok. Eğitimciler bile! Son çeyrek asırda 10’dan fazla Milli Eğitim Bakanı görev yaptı. Bazılarına o kadar çok güvendik ki! “Tamam” dedik, eğitim bu sefer düzelecek! Fakat güvendiğimiz dağlara kar yağdı. Her defasında, bir dahaki baharı bekledik. “Eğitim” gibi çok önemli konuyu “birlikte” müzakere etmeli, değil miyiz?

Eğitimde “katılımcılık” başarıyı da beraberinde getiriyor. İmam hatip okullarının ilk açıldığı yıllardaki başarısının sebebi bu! Bu heyecanda ilk olmanın da rolü var. Yöneticisi, öğretmeni, öğrencisi, velisiyle birliktelik; özellikle “güçlü halk desteği” başarıyı pekiştirdi. Eğitim düzeyi yüksek ülkelerde eğitimin paydaşları yanında, okuyan çocuğu olmasa bile, okulun çevresindeki ailelerin de görüşü alınır.

Bu, bir ülkenin “bütün fertlerinin eğitimle ilgilenmesi” demektir. Milletin de görüşü eğitime yansıyor: İnancı, tarihi, kimliği, aslı, özü… O ülkeye özgü bir eğitim sistemi oluşuyor. İşte “işin sırrı” burada: “Bize göre eğitim!” Hiç gocunmadan, seve seve bu ülkenin değerlerini eğitime taşımak!

Müslüman bir ülkeyiz. En orijinal ve hazine değerindeki özelliğimiz bu! İslâm’ın ölçüleri neden eğitime yansımasın ki! Bu gerçeği Türkiye’de ilk gören lider Prof. Dr. Necmettin Erbakan oldu. Diyordu ki: “Eğer çocuklarınızı helal ve haramı, dünyayı ve ahireti öğretmezseniz, istediğiniz kadar okutun; adam edemezsiniz!”

TAKLİTÇİ EĞİTİM

TÜRKİYE’DE 26 yıl MEB bünyesinde; 20 sene çeşitli aralıklarla 7 Avrupa ülkesinde, toplam olarak 46 yıl “eğitim hizmeti” nasip oldu. Gördüm ki, eğitim yabancılaşmayı, taklitçiliği kaldırmıyor. Eğitim, hizmet verdiğiniz ülkenin şartlarına uygun olmalıdır. Değilse tabiî ve fıtrî olmaktan çıkar; yapmacık bir hâl alır. Özellikle 1839’da başlayan Tanzimat döneminden beri Türkiye Millî Eğitim’i Avrupaî etki altında kaldı.

Eğitim, en millî ve yerli olmamızı gerektiren bir alandır. Devletin eğitim kurumları, istisnasız her insana eğitim hizmeti veriyor. Eğitim alan her vatandaş, eğitim aldığı ülkenin “eğitim sistemi”nin çarkından geçiyor. Başka bir deyişle, ülkede yanlış giden her şeyden ülkenin “eğitim sistemi” sorumludur. Vatandaş, eğitim yaşına gelince, evladını getirip okula teslim ediyor. Bu fırsatı niçin kendi değerlerimiz yönünde kullanmıyoruz?

Türkiye’de gençlerin yüzde 73’ü fırsatını bulsa başka bir ülkede hayatını sürdürmek istiyor. Uyuşturucu kullanma yaşı 11’e indi. Uyuşturucu konusunda neredeyse yolu adliyeden geçmeyen “sanatçı”(!) kalmadı. LGBTİ gibi karanlık güçler, Türkiye’de aile hayatını bitirmeye çalışıyor. Nice milletvekili, nice belediye başkanı kendisini seçen seçmenine ihanet ederek, seçilmediği partide görev yapmaya başladı. Çıkar temini için yapılan görevin hayrı, bereketi olur mu?

İhanet oranı o kadar yüksek ki! Eğitimimizin; sorumlu, şahsiyetli, dürüst, karakter ve onur sahibi insanlar yetiştirmesine ihtiyacımız var? Eğitimimiz, “bize göre insan” yetiştirmelidir.

AŞAĞILIK KOMPLEKSİ

TÜRKİYE’DE ne kadar büyük toplumsal ve ahlâkî çürüme yaşandığının farkında mısınız? Bunları, yabancılardan öğrendiğiniz yöntemlerle mi çözeceksiniz? İki yüz senedir çözemediniz; bundan sonra da çözemezsiniz! Ayrık otları özelliğindeki yabancılaşma ve batılılaşma hastalığı, susayan insanın tuzlu deniz suyu içmesine benzer. İçtikçe susuzluğu artar. Batıcı çözüm, tuzlu sudan farksız!

Günümüzün sözde aydınları İslâm medeniyetinin büyüklük ve zenginliğini fark edemeyecek ölçüde kafayı Batı ile bozmuşlar. Dünyada, Bilim Tarihi’nin önde gelen otoritelerinden Bilimler Tarihi Araştırmacısı Prof. Dr. Fuat Sezgin’in şu sözleri her şeyi anlatmaya yetiyor: “İslâm medeniyetinin büyüklüğünü kendi insanımıza anlatmak, Batılılara anlatmaktan daha zordur.” Aşağılık kompleksinin nasıl kökleştiğini görüyor musunuz?

Eğitimimizin pek çok sorunu var. Bunların hepsini kadim medeniyetimizin bize kazandırdığı ölçülerle çözeceğiz. Medeniyetimizden kaçmak, kişinin kendisinden kaçmasıdır. Böylesine aşağılık kompleksine kapılmış kişi önce kendisine yenilmiştir. Düşmanını yenmesi mümkün değildir. Zafer, önce kişinin zihninde kazanılır. Başarıya önce kendiniz inanacaksınız!

ÖĞRENCİLERİMİZ İÇİN ÖNCELİKLİ BİR ÇÖZÜM ÖNERİSİ: İnsanımızın büyük çoğunluğu kıt kanaat geçiniyor. “Zorunlu” diye 12 yıl elinizin altında tuttuğunuz evlatlarımıza, okulda hiç değilse bir öğle yemeği vermelisiniz! Türkiye Okul Yemeği Koalisyonu; “Milyonlarca öğrenci aç okula gidiyor” diyerek şu açıklamayı yaptı: “Açlık öğrenmenin önündeki en büyük engeldir. Ücretsiz ve sağlıklı okul yemeği verilmesi onların haklarıdır.” (Millî Gazete, 12 Eylül 2026)