Bismillâhirrahmanirrahîm!
TÜRKİYE’DE “fon soruşturması” rüzgârları eserken; dünyada da “savaş fırtınaları” alarm veriyor. ABD-Rusya restleşmesi; Rusya-Ukrayna gerginliği; Yemen’de Husiler ve hükûmet güçlerinin çatışması yaşanıyor. Bu atmosferde ABD kurmayları Camp David’de üst düzey gizli bir “zirve” yaptı. Kapalı kapılar ardındaki zirveye ABD Dışişleri ve Savunma Bakanları, Trump’ın Orta Doğu Özel Temsilcisi, CIA Direktörü ve ABD Genel Kurmay Başkanı katıldı. (milligazete.com.tr, 3 Eylül 2026)
Ukrayna, bir süredir Rusya ve AB’nin paylaşım alanında! Olay, AB’ye “ağabey”lik yapan ABD ve Rusya arasında güç gösterisine sahne oluyor. Rusya Devlet Başkanı Putin’in, ABD/AB’ye tehdit niteliğindeki açıklaması şöyle: “Rusya’ya, Kaliningrad dâhil, doğrudan bir saldırı söz konusu olursa, sahip olduğumuz tüm silahların kullanılması meselesi kaçınılmaz olarak derhal gündeme gelecektir.” (30 Eylül 2026)
“Sahip olduğumuz tüm silahlar” sözünden, Rusya’nın nükleer silahları da devreye sokacağı anlaşılıyor. Putin, “Kimseyi korkutmuyoruz. Bize gözdağı vermek isteyenlere cevap veriyoruz” dese de, gelişmeler Rusya ve ABD/AB arasındaki gerilimin nükleer silâh kullanma noktasına geldiğini gösteriyor. Bu atmosferde “barışçı” ve arabulucu”, etkili liderlerin devreye girmesine çok ihtiyaç var.
Savaş, her zaman “yıkım” demektir. Nükleer silâhlar yüzlerce kilometrelik alanda tahribatını gösterebiliyor. BM’nin 5 daimi üyesi başta olmak üzere, 10’dan fazla ülkede nükleer silah üretiliyor. Gelinen noktada ortaya çıkan gerilim, restleşme, güç gösterisi hiç de hayra alâmet değil. Vicdanlı liderlere görevler düşüyor.
SAVAŞSIZ ZAFER
GÖZLERİNE hırs ve çıkar duygusu bürümüş sözde liderlerin “savaş çığırtkanlıkları” beni bundan 37 yüzyıl önce yaşamış Çinli bilge Sun Tzu’nun “Savaş Sanatı” kitabındaki şu cümleyi hatırlattı: “En büyük zafer, savaş yapmadan kazanılandır.” Bilgelik ve feraset; ufuk genişliği ve düşünce derinliği bu! Bazıları 21. yüzyılda yaşamakla kendini aydın, ilerici sanıyor. İşte Necip Fazıl’ın cevabı: “Zaman korkunç daire, ilk ve son nokta nerde? / Bazı geriden gelen yüz bin devir ilerde!”
Hırs ve çıkar yüksekliği, bencillik ve kibirliliğin tavan yaptığı atmosferdeki olaylar öylesine girift halde ki! ABD’nin “gizlice” yaptığı Camp David Zirvesi’nin hedefinde İran olduğu söyleniyor. Bu, “hedef saptırma” olabilir. İran, zaten devamlı ABD’nin hedefinde! Çünkü İran’ın kararlılığından endişeli! Bu süreçte ABD’nin, Suudi Arabistan’ı kullanarak Yemen hükûmetini, Husilerle (Ensarullah) savaştırması ihtimali çok yüksek. Dileriz, Suudi Arabistan bu tuzağa düşmez.
İsrail’e en dikkat edilmesi gereken günler yaşıyoruz. Siyonist Netenyahu 27 Ekim seçimlerini kaybedeceğini anladı. Şimdi, savaşı bahane ederek “seçimleri erteleme” arayışı içinde! Eski başbakan ve rakibi Ehud Barak’ın da dediği gibi, “Netenyahu, koltuğunu korumak için ‘büyük bir savaş’ çıkarmak istiyor.”
Gelişmeler Batı ülkelerini de teyakkuz halinde olmaya sürükledi. Slovakya Başbakanı Robert Fico, çatışma ihtimali bakımından Avrupa’nın hiç olmadığı kadar savaşa yakın olduğunu anlattı. (milligazete.com.tr, 18 Eylül 2026)
GÜÇLÜ OLALIM
BÜYÜK devletlerin hızla silahlanma, bloklaşma ve rakiplerini yok etme girişiminde olduğu günler yaşıyoruz. Kimse karşısındakine hayat hakkı tanımıyor. Uzun vadede hepsinin itibardan düşeceği açıktır. Çünkü zulüm ebedi olmaz. İnsanları öldürebilirsiniz; ama onlardaki “özgürlük”, “adalet” cevherlerini yok edemezsiniz! Barışçı, özgürlükçü ve insan haklarını savunan erdemli insanların birbiriyle “güç birliği” içinde olmaları şarttır.
Silahlanma yarışının baş aktörü ABD’dir. Trump, İsrail’in her ihtiyacı olan silahı üretip soykırımcıya ulaştırdı. Trump’ın damadı, İsrail ve Filistin arasında “kilit müzakereci”(!) rolünü üstlenen Jared Kushcner’in “silah baronu” olduğu ortaya çıktı. Kushcner’in şirketinin askerî silâh tedarikçilerine yatırım yapan İsrail şirketinin en yüksek hissedarı olduğu basına yansıdı. (Millî Gazete, 3 Ekim 2026)
Türkiye ve İslâm dünyasının çok hassas dönemden geçtiği günlerdeyiz. Önce; etnik köken, mezhep ayrımcılığı, bölgesel farklılıklar, sağ-sol gibi hiçbir ayrılıkçı unsura “kesinlikle” itibar etmemeliyiz. Üst kimliğimiz İslâm’dır. “Özellikle” İslâm ülkeleri veya kardeşlerin birbirine düşürülerek kırdırılması tuzaklarına karşı “çok uyanık” olmalıyız. Daima barışçı, birleştirici, kurşundan duvarlar misali birbiriyle kenetlenen “kardeşler topluluğu” olmalıyız.
Gelecekle ilgili hiçbir ümitsizliğe kapılmayalım. İslâm gibi “sağlam” bir dinimiz var. Zalimlerin bunca şirretlik yapmaya başlamasının temelinde saltanatlarının ellerinden gidecek olması yatmaktadır. İslâm dünyasının sıkıntıları vardır. ABD, AB, Rusya, İsrail gibi ülke ve yapıların sıkıntıları bizden çok daha fazladır. Hakikatin gücü yenilmez.

