Bismillâhirrahmanirrahîm!

TARİHTE böylesine “kuşatıcı” ve bütün dünyayı endişeye sürükleyen bir zulüm, soykırım ve işgal görülmüş müdür, dersiniz? Tarihteki nice zalimlerin zulümleri terörist İsrail ile sömürgeci Amerika’nın zulümleri karşısında çok “mevzi”, “sınırlı” kalıyor. İsrail ve ABD ikilisinin ortaya koyduğu tedirginlik; insanlık için “güvenlik” sorunu haline geldi.

Tarihteki Firavunlara, Nemrutlara, Ebu Cehillere bakın! Hep sınırlı coğrafya, sınırlı insan kitlesi üzerinde zulümlerini yaptılar. Dede Korkut Hikâyeleri’nin Deli Dumrul’unu hatırlayın! Bir kuru çayın üzerine köprü yaptı. Geçeninden 100 akçe, geçmeyeninden döve döve 200 akçe alırdı. Denizlerin hâkimleri olan korsanları düşünün! Sadece belirli yerlerde zulümlerini sürdürdüler. Hiçbiri dünyayı etkileyen zulüm örneği olmadı.

Amerika ve İsrail’in zulümleri öyle mi? Bütün dünyayı rahatsız ediyor. Şu örneğe bir bakın: “Küresel emperyalizmin baş aktörü, ABD Devlet Başkanı Donald Trump, Hürmüz Boğazı’nı ‘ABD toprağı’ ilân etti. Bölge barışını düşünmedi.” (milligazete.com.tr, 18 Ağustos 2026) Şu korsanlığa, hak tanımazlığa bakın ki, 11 bin kilometre uzaklıktaki bir yeri “kendi toprağı” görüyor. Sömürgeci ABD, bu hakkı nereden alıyor?

İşgalci İsrail’den örnek verelim: Utanç verici, İsrail’in Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir, katıldığı bir programda katliam çağrısı yaptı: “Filistinliler insan değil! Her gece en az 40 kişi öldürülmeli.” (milligazete.com.tr, 17 Ağustos 2026) Kandan beslenen terörist zihniyetli Ben-Gvir, nasıl bir canlı türüdür ki, böylesine skandal sözler edebiliyor?

ABD-İSRAİL BELÂSI

BUGÜN, barış, güvenlik ve dünyadaki istikrarın önündeki en büyük engel, ABD ve İsrail’in varlığıdır. İsrail’in dünyadaki en büyük destekçisi Amerika’dır. ABD ve Batı ülkeleri, İsrail’in güvenliğini kendi güvenlikleri kadar önemsiyorlar. Seçimlerde en önde gelen vaatleri; “İsrail’in güvenliğini sağlamak”tır. İsrail gibi bir terörist ve sömürgeci yapının İslâm dünyasının gelişmesine engel olmasını istiyorlar.

BM’nin daimî üyesi olan ABD, Rusya, Çin, İngiltere ve Fransa’nın diledikleri kadar silâh üretme yetkisi var. İslâm dünyasının silâh üretmesini “kesinlikle” istemiyorlar. İran’a düşmanlıklarının temel sebebi bu! İran’ın nükleer silâh üretmesinden o kadar korkuyorlar ki! Türkiye’yi bugünkü büyüklüğüyle yenemeyeceklerini biliyorlar. Kendi silâhını üreten Türkiye’den çekiniyorlar. Kendilerine muhtaç bir Türkiye özlemi içindeler.

Kıbrıs Barış Harekâtı sonrası, Türkiye’nin güçlenmemesi için “silâh ambargosu” koydular. Dönemin İçişleri Bakanı Oğuzhan Asiltürk, ambargoya karşılık ABD’nin Türkiye’deki bütün askerî üslerini kapattı. Amerika, Türkiye’ye yalvarmaya başladı. Amerika “güç”ten anladı. Daha sonra, Türkiye, ABD ile ortak üretim anlaşması yaptı. ABD, Türkiye’ye ücretini önceden ödediği halde F35 savaş uçaklarını vermedi. Benzeri oyunlar sürüyor.

Karşımızda vaatlerini yerine getirmeyen, ateşkes ve anlaşma şartlarına uymayan bir Amerika ve İsrail var. Filistin, Türkiye ve İslâm dünyası anlaşmalarına sadıklar. Bu da anlı şanlı ABD ve İsrail’in devlet olma şartlarına uymadığını gösteriyor. Devlet ve devlet adamı “tutarlı” olur.

D8 AKTİFLEŞMELİ

KÜRESEL emperyalizmin İslâm âlemini yok etme çabası kimsenin meçhulü değildir. İslâm ülkeleri sömürgeciler karşısında sırasını bekleyen koyunlar durumunda olamaz. Ayağa kalkıp tarihin bizlere yüklediği mukaddes görevin başına geçmeliyiz. ABD ve İsrail’in acımasızlığını herkes gördü. Bu tarihî görev yapılmazsa İslâm ülkelerinin tek tek Gazze’ye dönüşeceğini unutulmamalıyız.

Eldeki kaçırılmaz fırsata bakın ki, karşımızda D8 gibi muhteşem örnek duruyor. D8, 28 Şubat baskısının şiddetlendiği en zor günlerde hayata geçirildi. Erbakan’ın engin ferasetiyle D8 anlaşması imzalandı. (15 Haziran 1997) Bu müktesebatımızı göz ardı edemeyiz. Selçuklu ve Osmanlı örneğimiz de büyük güç ve tecrübedir. Büyük millet olmanın gereği olan “tarihî devamlılık” bize D8’in aktifleştirilmesi görevini yüklüyor.

FSM Vakıf Üniversitesi Öğretim Üyesi, Erbakan Hoca’nın yakın çalışma arkadaşlarından Prof. Dr. Hamdi Aslan, D8’in kurulma aşamasına hangi zorluklardan geçerek geldiğini hatırlatır:

“Hocamız, İslam ülkelerinin bugün içinde bulunduğu sıkıntıları yaşamaması için çok uğraştı. Geç saatlere kadar görüşmelerde bulunur, adeta gözleri ‘kan çanağı’na dönerdi. Sabah en geç 6-7’de ayakta olurdu.” (Millî Gazete, 13.02.2024)

Erbakan Hoca, “Biz İslâm dünyasının problemlerini ‘kendi içimizde’ çözebiliriz” derdi. Batı’nın “çıkar” peşinde olduğunu belirterek, emperyalizme karşı İslâm dünyasını uyarırdı. Türkiye’nin öncülüğünde D8 oluşumu başlamıştır. İnsanımız geleceğine sahip çıkmalı; yöneticilerimiz görevlerini yapmazsa, mukaddes görevi yapma nasibi olan yöneticileri iş başına getirmelidir.