Bismillâhirrahmanirrahîm!

22-28 Eylül 2026 günleri Amerika’nın New York şehrinde Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurul toplantısı yapıldı. Birçok lider Gazze’de yaşanan insanlık dramına, işgalci Netanyahu’nun “soykırımcı” politikasına sert tavır aldı. Savaş suçlusunun, uluslararası Lahey Adalet Divanı’nca tutuklama kararı verilen birinin, New York’ta bulunması, BM Genel Kurulu’nda konuşması yadırgandı. ABD, Netanyahu’yu niçin tutuklamıyordu? O, aranan bir kişi değil miydi?

Hukuken şaibeli, terörist ve insan kanından beslenen birinin BM Genel Kurulu’nda ne işi vardı? En sert eleştiri İran’dan geldi: “Netanyahu BM kürsüsünde değil; mahkeme salonunda konuşmalıdır.” Bu yüzden BM üyesi 77 ülkenin temsilcileri BM Genel Kurulu’nu terk etti. Aynı manzara, daha önceki iki BM toplantısında da yaşanmıştı. Buna rağmen “bu yüzsüzlük” de ne oluyordu? İstenmeyen yere gidilir miydi?

BM; dünya barış ve güvenliğini sağlamak, savaşları durdurmak, çatışma yaşayan ülkeler arasında “arabuluculuk” yapmak amacıyla kurulmuştu. Peki, Gazze’de 85 binden fazla insan katledilirken BM armut mu topluyordu? Bebek, kadın, sivil demeden savunmasız insanları öldürmek hem savaş suçu hem de insanlık için tehdit değil miydi?

Netanyahu konuşurken New York Bryant Parkı’nda; “Savaş suçlusunun New York’ta ne işi var?” pankartları açıldı. Topluluk BM binasına doğru yürüyüşe geçti. Manhattan sokakları “Katil Netanyahu” protestolarına sahne oldu. Topluluk, “Zulüm bitene kadar buradayız” açıklaması yaptı. Terörist başının BM’de konuşmakta ısrarı “şov” olarak değerlendirildi.

HAMAS’IN TEPKİSİ

BM Genel Kurulu’nda terörist İsrail’in temsilcisi var; fakat mazlum ve soykırıma uğrayan Filistin’in tek temsilcisi yok. 193 üyeli BM, bu davranışıyla “tarafgirliğini” gösterdi. Filistin İslâmî Direniş Hareketi (HAMAS), Netanyahu’nun konuşması için yazılı bir açıklamayla, “Boş, zavallıca, sloganlar ve yalanlarla dolu bir konuşma” değerlendirmesi yaptı. İşgalcinin Gazze Şeridi’ndeki sistematik soykırımını inkâr ettiğini anlattı.

HAMAS Sözcüsü; Netanyahu’nun BM kürsüsündeki konuşmasında, İsrail ordusu için, “en ahlâklı ordu” sözünü, “Gazze’de sivilleri açlıkla öldüren ve katliamlar yapan ‘ahlâklı ordu’ olamaz” şeklinde cevapladı. BM yetkililerine şu hatırlatmayı yaptı: “Netanyahu’nun BM kürsüsünde konuşturulması büyük bir hatadır.” (Millî Gazete, 26 Eylül 2026)

İsrail basını ve yöneticileri bile, Netanyahu’nun kurallara uymayan, İsrail seçmenine mesaj amaçlı, şov üzerine kurulmuş konuşmasına büyük tepki gösterdi. Haaretz gazetesi, BM’deki konuşmasını hatırlatarak şunları yazdı: “Ne yapsanız çöküşü durduramazsınız. İsrail, dip noktaya sürüklendi. BM’deki şovlar bu kasvetli gerçeği örtemeyecektir.” (25 Eylül 2026)

BM’nin 81. Genel Kurulu’nda konuşan İrlanda Başbakanı Micheal Martin, soykırım ve etnik temizliğe sessiz kalan uluslararası topluma şöyle seslendi: “Gerçekler bütün çıplaklığıyla ortaya çıktığında, bütün dünya utancından kahrolacak.” Sayın Martin, çökeceği belli binaya sığınmak zorunda kalan 8 Gazzeli çocuğun ölümü konusunda şöyle konuştu: “Çaresiz insanların savaşın yıktığı binaya sığınmak zorunda kaldığı durumu nasıl kabullenebiliriz?” (milligazete.com.tr, 26 Eylül 2026)

ÇÖZÜM İÇİMİZDE

BUGÜN terörist İsrail’in yaptığı, sömürgeci ABD’nin sonuna kadar desteklediği bölgemizdeki kriz bütün dünyayı etkilemektedir. Dünya barış ve güveni sarsılmaktadır. Dünyada birleştirici rol oynayan spor, müzik, eğitim gibi alanlarda çalışanlar İsrail ve ABD vatandaşları ile yan yana gelmek istemiyorlar.

BM Güvenlik Konseyi’nde konuşan BM Mülteciler Yüksek Komiseri Barham Salih, küresel güçlerin mantıksız hırsları, bitmek bilmeyen zulümleri yüzünden 117 milyondan fazla insanın yerinden olduğunu söyleyerek şunları anlattı: “BM insanlık dramına çaresiz kaldı. Vicdanlar kanadı. Çözümsüzlük çözümü derinleştiriyor.” (milligazete.com.tr, 26 Eylül 2026)

Bugün rahmetli Erbakan Hocamızın ufkunun genişliğini daha iyi anlıyoruz, değil mi? Her fırsatta İslâm Birliği ve İslâm Birleşmiş Milletleri’nin kurulmasının tercih değil, “zaruret” olduğunu anlatmıştı. BM’nin 1945’te vaat ettiği barış, güvenlik, arabuluculuk gibi görevlerini baştan beri yerine getirmediğini gördük. Erbakan’ın hedefleri gerçekleşseydi, dünya bugünkü sıkıntıyı yaşamazdı. Âdil Düzen ve Yeni Bir barış Dünya’sında insanlık huzur ve barışa kavuşurdu!

Erbakan Hoca, sistematik düşündü. Fotoğrafın tamamını gördü. D8’in 6 temel esasından birincisini “Savaş değil; barış!” olarak koydu. Bugün, “Bir kötünün yedi mahalleye zararı vardır” özdeyişindeki gerçeği hep birlikte yaşıyoruz. “Âdil Düzen” kurulsaydı dünyanın tamamı rahatlayacaktı. Dünya küçüldü. Ulaşım ve iletişim gelişti. Haydi Millî Görüşçüler! Görevin büyüğü bizde! Daha çok çalışalım; dünyaya huzur ve barış getirme şerefi bizim olsun!