Yıl 1988.

Üniversitede bir kısım öğrencilerin yöneticisi olan Mustafa, okulu bitirdi.

Teknik okulun mezuniyet töreninde bana da konuşma zamanı ayırmışlar.

Sıra bana gelince ve ben konuşmaya başlarken dekan bey, yerinden kalktı, iki üç adım attı, beni lise ve üniversite yıllarından beri tanıyan profesör (daha sonra AKP’den Milletvekili de oldu), dekan beyin yanına gitti, kulağına bir şeyler söyledi.

Ne söylediğini daha sonra bana anlattı: “Beş dakika dinleyelim, sonra beraber kalkalım” demiş.

Dekan bey sonuna kadar dinledi ve tokalaşmayı da ihmal etmedi.

İşte o Mustafa, memleketi Erzurum’a tayini çıkınca bana telefon ederek Erzurum’a konferans için davet etti.

Ben de ona, “Erzurum serhat şehrimiz, yiğidi boldur. Ayrı ayrı faaliyet gösteren Ülkücüleri ve Nurcuları da davet edenler arasına katarsan, sen Milli Görüşçüsün, üçünüzün davetlisi olarak gelirim ve ben onların da seninle beraber çalışmalarını sağlamaya çalışacağım” dedim.

Ve bu birliği sağladık, 13 Haziran 1988 yılı Pazartesi günü akşamı, saat 20.00’de, Devlet Kütüphanesi salonunda, “Köleliğin Alfabesi Hürriyetin Elifbası” isimli konferansımı, tek din olan İslam’ın, üç ayrı koldan hizmet veren değerli insanların emek verdikleri üniversite öğrencilerine konuşmuştum.

Herhalde konuşma iyi geldi ki o günlerde doçent olan bir zat, bana, “Yarın, İstanbul’a dönme. Yarın akşam bu üç gurubun öğretim üyelerine de benim evimde konuş ve sabah uçağıyla seni İstanbul’a gönderelim” dedi, kabul ettim ve ayrı ayrı duran, kendi gurubundan olanlarla bir araya oturan bu çok çok değerli hocalarımızı “ayrılık”, “barış”, “kaynaşma”, “birleşme”… gibi kelimeleri kullanmadan kaynaştırdığım kanaatine varınca konuşmayı bitirdim ve dağılmalarını sağladım.

Nasıl yaptığımı ayrıca anlatmam gerekir.

Konferanstan bölümler:

İnsanoğlunun katıldığı ilk seçimde seçtiği Rabbidir.

Ve o seçimde, oyunu belli eden şey, “Bela” ke­lime­sidir.

Katılma oranı yüzde yüz olup, kabul: “Bela” da yüzde yüz olduğundan, kıyamete kadar Rab’lık id­dia­sına kalkan fanilerin zorla yaptırdıkları se­çimleri de ge­çersizdir.

Ruhlar âleminde insanın ilk duyduğu isim, “Rab” ismi celalidir.

Rabbimiz bütün ruhlara:

وَإِذْ أَخَذَ رَبُّكَ مِنْ بَنِي آَدَمَ مِنْ ظُهُورِهِمْ ذُرِّيَّتَهُمْ وَأَشْهَدَهُمْ عَلَى أَنْفُسِهِمْ أَلَسْتُ بِرَبِّكُمْ قَالُوا بَلَى شَهِدْنَا أَنْ تَقُولُوا يَوْمَ الْقِيَامَةِ إِنَّا كُنَّا عَنْ هَذَا غَافِلِينَ

“Hani Rabbin, Adem oğlu­nun sırtlarından zürriyetlerini al­mış ve kendilerine şahit kılmıştı. “Ben, sizin Rabbiniz değil miyim” (demişti de) “Evet, (sen bizim Rabbimizsin) şahidiz” demişlerdi. Kıya­met gününde "Biz bundan habersizdik" demeyesiniz diye. (Dünyaya ge­len ve gelecek olan her insana İslâm’ın mührü, Rabbimiz tarafından vurulmuş­tur.) (A’raf süresi ayet 7/172)

Onun içindir ki, bu bela dünyasında bütün insanlar Rabbini aramaktadırlar.

Birisi çıkar, “Ağzımızı sulandıran limon, midemizi doyuran ekmekte görünmez bir güç var” der ve ekmekle emeği putlaştırır.

Birisi çıkar kadını ilahlaştırır. Bir diğeri musikiyi, bir diğeri tabiat olaylarını ilahlaştırır.

Zeus, Apollon, Afrodit, Hübel, Lat, Menat, Uzza, Yeuk, ve Nesr putları, insan oğlunun kendi gön­lünde yitirdiği Rab inancını dışarıda ararken, şaşkın şaşkın dolaştığı yerlerin ve arayışların işa­ret taşları­dır.

Rabbimiz, rahmetinden, bu dünya hayatında taşlar­dan, ağaçlardan, yıldırımlardan, insanlardan... Kendimize Rab edinip, kendimizi onlara köle yap­mamamız ve başka yerlere bağlanmamamız için, önce kendi Rabliğini bize onaylatmış.

Ru­humuzu da ken­disine bağlayarak, başka bağlardan kurtarmış­tır.

Bazı insanlar bu sözleşmeyi inkâr ederek: “Böyle bir şey olmamıştır. Olsa hatırlardım” diyebilirler.

Çocukluğumuzda altı aylıkken bize verilen ve söylenenleri, on­lara gülerek veya ağlayarak verdiğimiz cevap­ları da hatırlamıyoruz. Altı aylık iken ana kucağından düş­tüğü­müzü, başımızın yarıldığını “Hatırlamıyo­rum” diye inkâr eden insana, yara­nın izi olayın doğrulu­ğunu ispat eder.

Köleliğin veya özgürlüğün ne olduğunu bilme­yen, yumurtadan yenice çıkmış bir civcivin, ele avuca gelmemek için insandan kaçması, insan fıt­ratının başlangıçta kölelikten nefret etmesi, daha önce bir Rabbe bağ­lanarak hürriyetin tadını alma­sından­dır.

Yoksa ağzına hiç tatlı koymayan birisi­nin acıyı anlaması mümkün değildir.

Bülbülün altın kafeste çırpınması, özgür güller diya­rının hasretindendir.

Kur’an’da: “Yerde hareket eden hayvanlar ve kanatla­rıyla uçan kuşlar da, ancak sizin gibi birer üm­met­tir­ler” buyrulur. (K.Kerim-En’am 6/38)

Hayvanlar da bizim gibi ümmettirler. Rabbime bağ­lan­dıklarından, başka yerlere bağlanmayı istemez­ler.

Hayvanlar zorla kafese veya hayvanat bahçesinde en iyi bölüme konulsa bile mayasında ki özgürlük hep, “Aaaah vatanım” dedirtirmiş.

İşte toplumdaki sağdan veya soldan bazı gurupların, insani baskılara ve kanunlara karşı yürüyüş yapmaları mayamızın özgür olarak yalnız ve yalnız Allah’ın dinine göre yaşamaya göre yaratılmıştır.

Rabbimiz: “Sen yüzünü Allah’ın insanlara ya­ra­tılışta verdiği hanif dine doğru çevir” (Rum 30/30) ayetinde, insanların fıtratlarında var olan dine yönel­melerini emreder.

Sorbon Üniversitesi’nin profesörleri ile, Notre Dame Kilisesi’nin papazlarının, insanı köleleştir­mek için kurdukları tuzaklardan oğlunu kurtar­mak için; “Bırakın oğlumu tabiat terbiye etsin” di­yen düşü­nür, Rabbine papazdan biraz daha ya­kın olur­ken uzaklaşıyor.

Peygamber Efendimiz; “Her do­ğan İs­lam fıt­ratı üzerine doğar. Anne babası onu, ya Ya­hudi, ya Hristiyan veya Mecusi ya­par” buyurur. (Buhari K. Canaiz 80, Müslim K. Kader 25) “Anne ve babası Müslüman ya­par” demi­yor.

Çünkü çocuk Müslüman’dır. Hür fikirlidir.

Çocuk iki yaşında iken değerli bir şeyi kırdığında an­nesi; “Sen mi kırdın?” dese, çocuk gülerek, “Evet” diye ce­vap ve­rir. Annesinden bir tokat veya babasın­dan, “Ben kırmadım de” diye bir akıl alırsa, Yahu­di­lik, Hristiyanlık veya komünistlik huyların­dan bir şeyler almaya başlar.

Allah’ın hükümlerine göre yaşayan ve yaşamalarını isteyen insanların başında Hazreti Adem, Nuh, İbrahim, Musa, İsa, Muhammed ve bütün peygamberler aleyhisselamlar akla gelirken bu gün insani kanunların ürettiği insanların en başında eskilerden Zeus, Apollon, Lat, Menat, Uzza, yenilerden ABD başkanları, Rus başkanları, İsrail başkanları, Çin başkanları akla gelirken her taraftan sanki kan fışkırır gibi olur. Fark işte bu.