Anadolu’ya bir tek ağaç dikmemiş, “Buğdayın ağacı nasıl olur” diye internetten gören adamcağızlardan bazıları, Hacıbektaş-ı Veli’nin “Makalat”ını, Ahmet Yesevi’nin Divanı’nı okumamış insanların “Anadolu İslam’ı” diye kendi arzu ve isteklerini başkalarının adına yükleyerek kültür meydanına sunmaya çalışmaları tutmadı elhamdülillah.
Eğer her bölgenin Müslümanları, bulundukları bölgeye göre İslam ortaya koysalardı dünyanın her tarafında binlerce İslam çıkardı.
Ekvatorda, Mekke’de sabah namazının farzı iki rekâttır. Buzullar arasında altı ayı gündüz, altı ayı gece olan Kuzey kutbunda, Japonya’da, Konya’da, dünyanın her yerinde iki rekâttır.
Namazın şartları ve rükünleri de aynıdır.
Adana’da namaz kılacak olan pamuklu elbiseyle tesettürüne dikkat ettiği gibi, Kuzey Kutbu’ndaki Müslüman, ayı derisinden kürküyle namazını iki rekât olarak kılar.
Okudukları Kur’an ayetlerinde harf değil nokta değişikliği olmaz.
Ben merak ettim bu türden insanlar neden Ahmet Yesevi ile Hacı Baktaş-ı Veli’yi istismar ederler diye kendime sorduğumda cevabım doğru veya yanlış bilemem ama tahminim bu zat-ı muhteremlerin eserlerinin fazla öne çıkarılmaması, kitapçılarda az bulunması az okunmasına delalet ettiğinden, “At gitsin” kabilinden kendi zehirlerini o zatların adıyla kaplayarak sunuyorlar.
Bu konuda Rabbimiz:
وَلَا تَلْبِسُوا الْحَقَّ بِالْبَاطِلِ وَتَكْتُمُوا الْحَقَّ وَأَنْتُمْ تَعْلَمُونَ
“Hakkı batıla karıştırıp da bile bile hakkı gizlemeyin.” (Bakara süresi ayet 2/42) buyurur.
Hani bazı kuru yiyecekleri şeker veya çikolata ile kaplayarak satarlar ya işte bunlar da batıllarının üstüne bu zatların adını yazıyorlar, kendine bile güveni olmayanlar.
Bir de, şiir dilinin inceliklerini bilmemekten kaynaklanır.
Hatta Türk dilinde Fuzuli:
“Bu ğamlar kim benim vardır beîrin sırtına vursan
Çıkar kâfir cehennemden güler oynar azâb ehli”
Yani, “Benim sırtımda öyle gam/keder yükü var ki, eğer benim bu gam/stres yükümü bir devenin sırtına yükleseniz, cehennemdeki bütün kâfirler cehennemden çıkar ve azab ehlinin hepsi sevincinden güler ve oynar” diye sadeleştirdiğimiz bu şiiri Kur’an-ı Kerim’i bilmeyenler anlayamaz.
Kur’an-ı Kerim’de bütün ehli kitap ve diğer müşriklerin ebediyen cehennemde kalacaklarını haber veren bir çok ayet var ama şu ayette:
إِنَّ الَّذِينَ كَذَّبُوا بِآَيَاتِنَا وَاسْتَكْبَرُوا عَنْهَا لَا تُفَتَّحُ لَهُمْ أَبْوَابُ السَّمَاءِ وَلَا يَدْخُلُونَ الْجَنَّةَ حَتَّى يَلِجَ الْجَمَلُ فِي سَمِّ الْخِيَاطِ وَكَذَلِكَ نَجْزِي الْمُجْرِمِينَ
“Muhakkak ayetlerimizi yalanlayanlara ve onlara karşı kibirlenenlere göğün kapıları açılmaz. Deve iğne deliğinden geçmeden cennete giremezler. İşte suçluları böylece cezalandırırız.” (A’raf süresi ayet 7/40)
Koca cüsseli devenin iğne deliğinden canlı olarak geçmesi nasıl mümkin değilse, bütün kâfirlerin de cehennemden çıkmaları mümkin değildir anlamındadır.
Ayeti bilmeyen, Fuzuli’nin bu beytini de Fuzuli sayabilir.
Ama böyle sayanlar kendi fuzuliliklerini ortaya koymuş olurlar.
Ahmet Yesvinin Divanında kaç defa “Yahudi” kelimesi geçer diye baktığınızda çok az geçtiğini göreceksiniz ama Yahudilerin Kur’an’da tanıtılırken onlar hakkında Rabbimizin haber verdikleri de Yahudileri bize tanıtır ve şairlerimiz ve de hatiplerimiz o tariflerle de onları kast ederler.
Mesela:
Ahmet Yesevi, ahireti atan, dünyaya tapan, Allah’ın ayetleri veya Resulünün hadisleri söylendiğinde kaskatı kesilenlerin taşlardan daha katı olduğunu söylerken Bakara süresinde Yahudilerin kalplerinin taştan daha katı olduğunu ifade eden:
ثُمَّ قَسَتْ قُلُوبُكُمْ مِنْ بَعْدِ ذَلِكَ فَهِيَ كَالْحِجَارَةِ أَوْ أَشَدُّ قَسْوَةً وَإِنَّ مِنَ الْحِجَارَةِ لَمَا يَتَفَجَّرُ مِنْهُ الْأَنْهَارُ وَإِنَّ مِنْهَا لَمَا يَشَّقَّقُ فَيَخْرُجُ مِنْهُ الْمَاءُ وَإِنَّ مِنْهَا لَمَا يَهْبِطُ مِنْ خَشْيَةِ اللَّهِ وَمَا اللَّهُ بِغَافِلٍ عَمَّا تَعْمَلُونَ
“Sonra bunun (mucizenin) arkasından kalpleriniz katılaştı. Onlar taş gibi hatta daha da katı. Çünkü nice taşlar var ki, içinden ırmaklar kaynar, niceleri de var ki, çatlar da ondan su çıkar. Ve niceleri de var ki, Allah korkusuyla yukarıdan aşağıya yuvarlanır. Allah yaptıklarınızdan habersiz değildir.” (Bakara süresi ayet 2/74)
Ayetini şöyle şiirleştirir:
“Taşdın katığ taşnı sorğan bi-haberler
Ukba işin arka taşlap dünya izler
Ayet hadis beyan kılsam katığ sözler
Zahir adem batınları şeytan bolur” (Ahmet Yesevi, Dîvan-ı Hikmet seçmeler, Kemal Eraslan Kültür Bak. Ank.1993, sayfa 192/8)
“Taştan katı taşı soran habersizler,
Ukba işini arkaya atıp dünyayı izler.
Ayet hadis beyan kılsam katı söyler;
Dışları insan, iç yüzleri şeytan olur.” (Divan sayfa 193/8)
Günümüzde Allah’ın ayetlerine karşı harp açan insanların içi şeytan, dışı insan olduğunu, kalplerinin de kayalardan daha katı olduğunu okurken gözümüzün önünden bir şerit halinde geçen yüzsüzlere de acımadan “Allah’ım, bunlara din, iman nasip et” demeden geçemiyoruz.
Gerçi Seyrani :
“Getirseler yüz bin Ferhat bir yere,
Hiçbir namerdin taş bağrını delemez” dese de biz ölünceye kadar Rabbimizin rahmet ayetleriyle yumuşatmaya devam edeceğiz.
Ahmet Yesevi, kendi hikmetlerinin aslında Kur’an’dan alındığını, bir hadis hazinesi olduğunu, bu hadis hazinesinden nasibini almayanların habis/pislik ve alçak olduğunu, bunların çorak gönüllerinin gülistana çevrilmesinin Kur'an’dan alınan hikmetlerle mümkin olduğunu şöyle bildirir:
“Mini hikmetlerim kan-ı (maden) hadisdür
Kişi buy iltmese bilgil habisdür
Mini hikmetlerim âlemde sultan
Kılur bir lahzada çölni gülistan
Mini hikmetlerim ferman’ı Sübhan
Okup uksang heme ma’ni-i Kur’an (sayfa 270/13-14)
Benim hikmetlerim kan-ı hadistir;
Kişi nasip almasa, bil habistir.
Benim hikmetlerim ferman’ı Sübhan.
Okuyup anlasan ma’nayı Kur’an.
Benim hikmetlerim âlemde sultan;
Kılar bir lahzada çölü gülistan.” (sayfa 271/13-14)
Günümüzde bir avuç insan, peygamberi devreden çıkarmaya çalışır.
Bir çıkarabilirse işinin kolaylaşacağına inanır. Çünkü her ayete dilediği gibi mana verecek ve İslâmi görevlerden kaytarmanın yollarını arayacak.
Ama Ahmet Yesevi ise, Allah sözüne ve Rasülüllah sünnetine inanmayanların, Muhammed’e (S.A.V.) ümmet olamayacağını bildirir.
“Tengri Taala sözin Resulu’llah sünnetin
İnanmağan ümmetin ümmet dimes Muhammed (sayfa 288/4
Tanrı Teala sözüne, Resullullah sünnetine
İnanmayan ümmetine, ümmet demez Muhammed.” (sayfa 289/4).