Şunları ifade ediyor, Sümeyye Gannuşi;
“Babam 85 yaşında, ağır hasta ve şu anda hastanede yatıyor. Sağlık durumu artık hayatından ciddi şekilde endişe duyduğumuz bir noktaya geldi. Ayrıca bir diğer önde gelen muhalefet lideri Sayın Necib Şebbi, 82 yaşında ve sağlığı giderek bozuluyor. Tunus’un farklı ideolojik yelpazelerinden birçok siyasi lider hâlâ cezaevinde ve son derece ağır koşullarla karşı karşıya.
Özgürlük, demokrasi ve insan haklarını savunan herkese çağrımız nettir: Sesinizi çıkarın. Tunus’ta yaşanan sistemli ihlallere karşı sesinizi çıkarın. Yaşları ve bozulan sağlık durumları nedeniyle artık hayatları tehlikede olan siyasi tutuklular için sesinizi yükseltin. Serbest bırakılmalarını ve bu adaletsizliğin son bulmasını talep edin.
Uluslararası medyaya ise şunu söylemek isterim: Lütfen Tunus’a yeniden dönüp bakmak için bir trajedinin yaşanmasını beklemeyin. Tunus, 2011 yılında tüm dünyaya ilham verdi; çünkü Arap ve Müslüman bir halkın, diktatörlüğü devirebileceğini, barışçıl yollarla demokrasi inşa edebileceğini gösterdi. Bu kazanım tasfiye ediliyor olsa da bunu yaratan özgürlük arzusu asla yok olmadı.
Yabancı hükûmetlerden Tunus’un geleceğini tayin etmelerini istemiyoruz. Tunus’un geleceği Tunuslulara aittir. Uluslararası toplumdan çok daha temel bir şey talep ediyoruz: Baskı rejimlerini meşrulaştırmayın. Siyasi muhaliflerin hapsedilmesini kanıksamayın. Jeopolitik çıkarların siyasi tutukluları görünmez kılmasına izin vermeyin.
Bugün en acil çağrım, babamın hayatı ve özgürlüğü içindir. Ancak bu mücadele Raşid Gannuşi’den çok daha büyüktür. Nahda’dan ve her türlü siyasi partiden daha büyüktür. Nihai mesele, Tunusluların kendi liderlerini seçme, onları denetleme, korkusuzca farklı düşünme ve kendi ülkelerinde özgür vatandaşlar olarak yaşama hakkına yeniden sahip olup olamayacağıdır.”
RAŞİD GANNUŞİ HAPSE ATILDI
Tunus Cumhurbaşkanı Kays Said’in gerçekleştirdiği anayasal darbeyle; toplumsal ve siyasal muhalefet baskılandı, muhalifler gözaltına alındı, Tunus Meclisi feshedildi, Meclis Başkanı Raşid Gannuşi hapse atıldı…
Başbakan görevden el çektirildi, yerine Cumhurbaşkanı’nın atadığı bir başbakan oturtuldu, sivil toplum ve siyasi kimi partiler kapatıldı…
Binaları operasyonlara maruz kaldı ve daha acı olanı ise başta elektrik ve su kesintileri olmak üzere felce uğramış kamu hizmetleri altında halk; işsizlik, yüksek enflasyon ve ekonomik kriz altında yaşam mücadelesi veriyor.
SÜMEYYE GANNUŞİ NELER ANLATTI?
Raşid Gannuşi’nin kızı ve aynı zamanda uluslararası haber portalı Middle East Eye’nin yazarlarından Sümeyye Gannuşi focusplus haber sitesinin sorularını şöyle cevapladı.
Soru: Babanız Raşid Gannuşi, Tunus Meclis Başkanı olarak 85 yaşında ve kronik rahatsızlıkları var. Şu anda açlık grevinde ve yüz yılı aşan hapis cezalarıyla karşı karşıya. 2023’ten beri Raşid Gannuşi başta olmak üzere muhalifler için barışçıl protestolar ve açıklamalarda bulunuyorsunuz. Babanızın hapisteki durumu ve sağlığı hakkında bilgi verir misiniz?
- Babamın durumu şu anda son derece kritik ve hayatı için bizler derin bir endişe duyuyoruz. Haziran ayında 85 yaşına bastı ve üç yıldan fazla süredir cezaevinde. Parkinson ve diğer kronik sağlık sorunlarından mustarip; cezaevi koşullarında sağlığı da ciddi şekilde bozuldu. Sadece Haziran sonundan bu yana en az altı kez cezaevinden hastaneye kaldırıldı.
17 Temmuz’da, Tunus’taki aşırı sıcak dalgası sırasında Mornaguia Cezaevi’nde bilincini kaybetti ve hastaneye sevk edildi. Yaklaşık 10 gün boyunca ailesinden ve avukatlarından tamamen tecrit edilmiş hâlde orada tutuldu. Sağlık durumu hakkında neredeyse hiç bilgi alamadık.
Bu tecridi protesto etmek için hastanedeyken açlık grevine başladı ve görüş izni verileceği garantisi üzerine grevi askıya aldı. Buna rağmen avukatları kendisini ancak 27 Temmuz’da tekrar cezaevine gönderildikten sonra görebildi. İki gün sonra, 29 Temmuz’da sağlığı yeniden kötüleşti ve acil olarak tekrar hastaneye kaldırıldı. On üç gündür hastanede tutuluyor. Tüm taleplerimize rağmen ne ailesinin ne de avukatlarının kendisiyle görüşmesine veya iletişim kurmasına izin verildi; sağlık durumu hakkında bize tatmin edici resmî bir bilgi de sunulmadı.
6 Ağustos’ta, tam tecrit durumunu protesto etmek amacıyla yeniden açlık grevine başladığı ve ilaç almayı reddettiği yönünde haberler geliyor. Bu durum son derece tehlikeli. Ailesi ve avukatlarıyla görüşmesi neden engelleniyor? Yetkililer neyi saklamaya çalışıyor? Bu uygulama zorla kaybetme ile eş değerdir; zalimce ve kabul edilemez bir durumdur.
Babamın hayatı için büyük bir endişe duyduğumu söylememe gerek bile yok. Ancak onun kaderi aynı zamanda günümüz Tunus’un da özetidir. Devrimden sonra sürgünden dönen, demokratik siyasete barışçıl şekilde katılan ve seçilmiş bir parlamentonun başkanı olan bir adam, 85. yaşını cezaevi ile hastane arasında mekik dokuyarak geçiriyor ve ailesini görme gibi en temel haktan bile mahrum bırakılıyor. Tunus, 2011’in umutlarından işte bu kadar uzaklaştı.
Soru: Bu denli ağır şartlar altında hak mücadelesi verirken, uluslararası medyadan, uluslararası insan hakları örgütlerinden, Batılı ve Müslüman liderlerden babanızın durumu ile ilgili destek veren, açıklamalarda bulunan ve Cumhurbaşkanı Kays Said ile görüşen oldu mu? İçerideki mücadeleniz dışında sizlere dışarıdan destek ne durumda?
- Önemli bir uluslararası dayanışma yaşandı ve buna minnettarız. Birleşmiş Milletler Keyfi Tutuklamalar Çalışma Grubu, babamın tutukluluğunun keyfi olduğuna hükmederek derhâl serbest bırakılması çağrısında bulundu. Ayrıca Afrika İnsan ve Halklar Mahkemesi, tutukluluk hâlindeki haklarına ilişkin geçici tedbirler alınmasını emretti; bu tedbirler arasında avukat ve doktorlara erişim ve ailesiyle iletişim kurma hakkı da yer alıyor.
Uluslararası insan hakları örgütleri hem babamın davasını hem de Tunus’taki genel baskı ortamını defaatle belgeledi. Milletvekilleri, insan hakları savunucuları, akademisyenler ve uluslararası medya da seslerini yükseltti. Dolayısıyla Tunus’un uluslararası ortakları, bundan haberleri olmadıklarını iddia edemezler. Siyasi yargılamalardan, muhalif isimlerin hapsedilmesinden ve yargı bağımsızlığının yok edilmesinden haberleri var. Ancak pek çok hükûmet, Tunus’a esas olarak göç, güvenlik ve bölgesel istikrar penceresinden baktığı için sessiz kalmayı tercih ediyor.
Bu yaklaşım tehlikeli derecede dar bir görüştür. Hesap verebilir kurumlar, hukukun üstünlüğü ve hükûmetlerini barışçıl yollarla değiştirebileceklerine inanan vatandaşlar olmadan kalıcı bir istikrar sağlanamaz. Uluslararası baskı önemlidir. Uluslararası sessizlik de öyle... Otoriter hükûmetler bu sessizliği daha da ileri gitmek için bir gerekçe olarak görebilirler.
2021’den beri tek adam rejimi ile yönetilen bir Tunus var. Halk ekonomik krizin pençesinde, elektrik ve su kesintileri başta olmak üzere kamu hizmetleri felç vaziyette. Muhalefet baskı altında, yargı ve medya bağımsızlığı Kays Said tarafından katledilmiş durumda. Böylesi bir tablo içinde, mevcut tek adam rejiminden kurtulmak için muhalefet ne yapmalıdır? Muhalefet, Tunus halkını nasıl mobilize etmeli?
Otoriterliğin cevabı başka bir otoriterlik biçimi olamaz. Tunus, demokrasiye barışçıl ve demokratik yollarla geri dönmelidir. İlk görev, siyasi bölünmüşlüğün üstesinden gelmektir. Otoriter yönetime karşı çıkanların her ideolojik, sosyal veya ekonomik meselede anlaşması gerekmiyor. İhtiyaç duyulan şey, asgari bir demokratik mutabakattır: Bağımsız bir yargı, ifade ve örgütlenme özgürlüğü, siyasi tutukluların serbest bırakılması, gerçekten adil seçimler ve iktidarın barışçıl devrine saygı.
İkinci görev, demokrasiyi Tunusluların günlük yaşamıyla yeniden bağdaştırmaktır. İnsanlar iş, gıda fiyatları, su, elektrik ve sağlık hizmetleri konusunda endişelenirken biz sadece anayasa ve kurumlardan bahsedemeyiz. Siyasi özgürlük ile ekonomik özgürlük birbirine rakip öncelikler değildir; aksine ayrılmaz bir bütündür. Hükûmeti denetleyecek kurumlar ortadan kalktığında yolsuzlukları, liyakatsizliği ve yıkıcı ekonomik kararları ifşa etmek veya düzeltmek çok daha zor hâle gelir.
Üçüncü ders ise Tunus’un eski ideolojik ayrışmalarıyla ilgilidir. İslamcılar ve sekülerler, sol ve sağ, siyasi partiler ve sivil toplum, uzun süre birbirlerini asıl düşman olarak gördüler. 2021’den bu yana yaşanan tecrübe herkese acı bir ders vermiş olmalı: Demokratik güvenceler ortadan kalktığında, eninde sonunda bağımsız kalan herkes hedef hâline gelir.
Ve son olarak, mücadelemiz barışçıl kalmalıdır. Son protestolar bize umut veriyor; çünkü Tunus toplumunun diri olduğunu ve korkunun kalıcı olmadığını gösteriyor. Demokratik muhalefet, bu vatandaşların öfkesini sadece kendi lehine kullanmaya çalışmak yerine onları dinlemelidir. Bizim görevimiz sadece tek bir adama karşı çıkmak değildir. Tunuslulara tek adam yönetimine karşı güvenilir ve demokratik bir alternatif sunmaktır.
RAŞİD GANNUŞİ KİMDİR?
Raşid Gannuşi 1941'de Tunus'ta fakir bir çiftçi ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Tunus, Mısır ve Suriye'de eğitim gördü. 1968'de Şam Üniversitesi'nden Felsefe alanında mezun oldu. Gençliğinde Avrupa'da işçi olarak da çalıştı.
HAPİS YILLARI
Tunus'a döndükten sonra Nisan 1981'de İslamcı Nahda Hareketi'ni kurdu. Temmuz 1981'de faaliyetleri nedeniyle Tunus'ta tutuklandı, işkence gördü ve 11 yıl hapse mahkum edildi.
Tunus muhalefetinin yönetime serbest bırakılması konusunda baskısı üzerine 1984'te serbest bırakıldı ama 1987'de faaliyetleri nedeniyle yeniden tutuklandı. 1988'de serbest bırakılan Gannuşi İngiltere'ye yerleşti.
İŞGALCİ İSRAİL'E KARŞI CİHAT İLAN ETTİ
1990'da Irak'ın Kuveyt'i işgali üzerine Suudi Arabistan Kralı Fahd'ın yarım milyon ABD askerini ülkesine davet edip maaşlarını ödemesini kınayan Gannuşi ABD ürünlerinin boykotu ve Filistin için İsrail'e cihat ilanı çağrısında bulundu.
Tunus Devrimi'nin ardından Gannuşi 2011'de ülkesine döndü. Gannuşi liderliğindeki Nahda 23 Ekim 2011 Tunus seçimlerinde yüzde 37 oy alarak açık ara farkla birinci oldu. Gannuşi kendisi başbakan olmayarak Nahda Hareketi'nden Hammadi Cibali'nin başbakan olmasını sağladı.
Halkın Nahda'yı ve Gannuşi'yi fazla pasifist bulmasıyla Nahda 2014 seçimlerinde ikinci parti olabildi. 2019 seçimlerinde ise 2014-2019 döneminde ülkeyi yönetenlerden şikayetler nedeniyle Nahda yeniden birinci parti oldu.
Nahda lideri Gannuşi bu dönemde de başbakan olmayı istemeyerek meclis başkanı olmayı tercih etti.




