2027 yılı bütçesinin detayları ve enflasyonda yıl sonu hedefleri kamuoyuna açıklandı. Her iki kalemde de enteresan rakamlar ortaya çıktı.
2026 yılında bütçede 16,2 trilyon lira gelir, 18,9 trilyon lira gider tahmin edilmiş ve bütçe açığının da 2 trilyon 713 milyar lira olması öngörülmüştü. Bütçeden faize ise 2 trilyon 742 milyar lira ödeneceği tahmin edilmişti. Yani, “faiz ödemesi kadar bütçe açığı” şeklinde özetlenebilecek bir durum söz konusuydu.
2027 yılı bütçe tahminlerinde de genel manzara aynı kaldı. 2027 yılında bütçe giderlerinin 27 trilyon 276 milyar lira, bütçe gelirlerinin ise 23 trilyon 408 milyar lira olacağı öngörülüyor. 2027 bütçesinde 3 trilyon 868 milyar lira açık öngörülürken, bütçeden faiz giderleri için 3 trilyon 975 milyar lira ödenmesi hedeflenmekte. Bütçe açığında ve faiz ödemelerinde yüzde 40’ı üzerinde bir artış söz konusu. Resmi rakamlara göre yüzde 28-30 bandında olan enflasyonu aşan bir artış. Ücretlere böyle bir artış yapılmayacak mesela..
Ücret artışları söz konusu olunca TÜİK’in açıkladığı resmi enflasyonu bile değil, gerçekleşmesi soru işareti olan “hedeflenen enflasyonu” gündeme getirip, konu faiz ödemeleri olunca enflasyonu da aşan bir artış söz konusu olabiliyor. Maaş zammına bulunamayan kaynaklar, faizciye ödeme söz konusu olunca fazlasıyla bulunabiliyor. Mesele, imkanların yetersizliği değil de tercih meselesi aslında, politika tercihlerinde faizciler sürekli ön planda tutuluyor. Türkiye’de mali kaynak sorunu yok, politika tercihi meselesi var zira..
Bütçeden eğitime 2027 yılında 3 trilyon 747 milyar lira ayrılıyor. Bütçeden en büyük pay yüzde 13,7 ile eğitimin oluyor. Ancak bu bile yüzde 14,4 olan faizin payının gerisinde kalıyor. Açıkça ifade edilmese de bütçeden en büyük pay bir kez daha faize ayrılıyor. Faiz ödemeleri de ortalama yüzde 40’ın üstünde artarken, sene başında asgari ücret başta olmak üzere çalışanların payına muhtemelen yüzde 25 bandında bir artış düşecek. Faizciler kadar olamayacaklar yani!
“Faiz ödemesi kadar bütçe açığı” devam ediyor yani. “Borcu borçla ödeme” stratejisinin doğal bir neticesi olarak bakmak gerek herhalde. Borç ödemek için borçlanılıyor, ondan sonra da yeni borçların borç ve faizleri için bir daha borçlanmaya gidiliyor. Sonu gelmez bir “borç ve faiz ödemesi için borçlanma” sarmalından bir türlü çıkılamıyor. Sadece borçlar ileriye doğru, yüksek faiz ödemeleri mukabili öteleniyor.
Böyle olduğu için de bütçedeki en büyük pay faiz ödemelerine gidiyor. Bu çarkın kırılması için de herhangi bir şey yapılmıyor maalesef. KKM’de “yatırımcıların” faiz kazancına Hazine garantisi verilmişti, bütçede de benzer bir adı konmamış garanti faizciler için verilmeye devam ediliyor.
Bununla birlikte, enflasyonun yıl sonunda yüzde 28,4 olacağı, 2027 yılı sonunda da yüzde 21 seviyesine gerilemesi öngörülüyor. 2026 için de sürekli revize edilen enflasyon hedefinin 2027’de de her şey çok iyi gittiği takdirde bile ancak yüzde 21 olması bekleniyor yani. Şimşek hızıyla yükselen enflasyonun bu denli yavaş tempoda inmesinin yansıması, 3 yılı aşkın bir süredir kemer sıkma programı neticesinde canı çıkmış, perişan olmuş olan milyonlar olduğunu hatırlatmakta fayda var.
Vatandaş, sanki enflasyonun müsebbibiymiş gibi faturanın tamamını ödemekle cezalandırılıyor ve yetmezmiş gibi bu eziyet bitecek gibi de gözükmüyor. Madem bu politikalarla bir yere varılamayacak, o zaman bu ne idüğü belirsiz “enflasyonla mücadele programı”ndan da geri dönülmeli artık.. Sonuçları fiyaskodan ve halk açısından geçim sıkıntısından başka bir şey üretmiyor çünkü.
Sözün özü, politika tercihleri rantiye odaklı olduğu müddetçe bütçenin aslan payının faize akması da, aynı zihniyetteki dezenflasyon programının enflasyonu düşürememesi de normaldir. Tüm bunların sonucunda halkın daha da fakirleşmesi, küçük bir zümrenin daha da semirmesi de, fakirden zengine servet transferi de beklenen neticelerdir.