Futbolun garip yüzü Trabzon'da bir kez daha sahneye çıktı. Fatih Tekke ile yolların ayrılmasının hemen ardından sahaya çıkan Trabzonspor, Gençlerbirliği'ni 5-0 gibi net ve gövde gösterisi niteliğinde bir skorla mağlup etti. Skor tabelası taraftarı mest etse de, oyunun alt metni çok daha derin bir futbol analizini zorunlu kılıyor. Bu beş gollük şov, sadece beklenen bir "hoca değişikliği reaksiyonu" mu, yoksa bozulan bir kimyanın yeniden aslına dönme çabası mı?
Bu sorunun cevabını bulmak için filmi biraz geriye, geçtiğimiz sezona sarmak gerekiyor. Fatih Tekke, elinde kısıtlı bir bütçe ve altyapı ağırlıklı, başarıya "aç" gençlerden kurulu bir kadro varken harikalara imza atmıştı. Geçen sezonki Trabzonspor; durmadan koşan, pres yapan, saha içinde yardımlaşan ve hocasının taktiksel aklını sahaya yansıtan bir asker takımıydı. Takımda yıldız yoktu ama en büyük yıldız, tartışmasız bir şekilde takımdaşlığın kendisiydi. Tekke, kendi futbolculuk dönemindeki o asi ve yetenekli ruhu, gençlerin dinamizmiyle harmanlayarak büyük saygı uyandıran bir yapı inşa etmişti.
Ancak bu sezon başı itibarıyla senaryo tamamen değişti. Yönetim, takımı bir üst seviyeye taşımak ve şampiyonluk yarışında daha iddialı görünmek adına Salah ve Fabinho gibi şöhretli, uluslararası "yıldız" etiketli oyuncuları kadroya kattı. Kağıt üzerinde bu transferler, gençlerin enerjisine sınıf atlatacak usta dokunuşlar olarak görünüyordu. Pratiğe geldiğimizde ise Trabzonspor'un o mekanik ve inatçı yapısı adeta çöktü. Peki başarı getirmesi beklenen bu isimler, işleyen çarkı neden bozdu?
Oyun Ezberinin Bozulması
Tekke'nin sistemi, topu kaybettiği yerde geri kazanmak için insanüstü bir efor sarf eden isimsiz kahramanlar üzerine kuruluydu. Salah ve Fabinho gibi oyuncular ise yetenekleriyle öne çıkan, topu ayağına isteyen, hücumda lüks ancak top rakipteyken takıma ekstra yük getiren profiller. Genç oyuncuların taşıdığı su, artık bu yıldızların topsuz oyundaki lüksünü kompanse etmeye yetmedi. Pres gücü kırılan Trabzonspor, en büyük silahını kaybetti.
Soyunma Odası Hiyerarşisi
Geçtiğimiz yıl formayı aslanın ağzından alan ve formanın hakkını vermek için savaşan gençler, birdenbire ne olursa olsun ilk 11'de başlayacağı garanti olan yıldızların gölgesinde kaldı. O meşhur "biz" bilinci, yerini sessiz bir "onlar ve biz" ayrımına bıraktı. Forma adaletinin sarsıldığı hissiyatı, gençlerin sahaya koyduğu o ekstra yüzde onluk çabayı alıp götürdü.
Sistem ile Ego Arasındaki Sıkışmışlık
Fatih Tekke, kendi doğrusu olan koşu oyununu yıldızlara entegre etmek ile, elindeki yıldızların konfor alanına göre yeni bir sistem kurmak arasında sıkışıp kaldı. İki tarafa da yaranamayan bir taktiksel yapı, sonuçsuzlukla beraber kaçınılmaz ayrılığı getirdi.
Gençlerbirliği karşısındaki 5-0'lık galibiyet tam da bu eksende okunmalı ve yanıltıcı olmamalıdır. O sahada izlediğimiz şey, omuzlarındaki baskıdan kurtulmuş, yeniden "koşmak" ve taraftara kendini "kanıtlamak" zorunda hisseden bir oyuncu grubunun refleksinden ibaretti. Belki de bu skor, Fatih Tekke'nin başarısızlığının değil, Trabzonspor'un saha içi dengeleri gözetilmeden yapılan kadro mühendisliğine karşı takımın gösterdiği bir isyandı.
Fatih Tekke, Trabzonspor'un öz evladı olarak gençlerle kurduğu köprüde iyi bir mimardı. Ancak o köprüye, taşıyamayacağı kadar şatafatlı ve ağır yükler bindirildi. 5-0'lık galibiyet, yeni bir dönemin ışıltılı başlangıcı gibi görünse de, asıl ders geçmişin detaylarında gizli: Trabzonspor'un kalıcı başarısı, transfer piyasasının popüler isimlerinden değil, sahada birlikte ter döken organik bir takımdaşlıktan geçiyor.