Futbolda geçmişin kredisi, hakemin ilk düdüğü çaldığı ana kadardır. Galatasaray’ın Venezia karşısında aldığı 3-0’lık ağır mağlubiyet, sadece bir hazırlık maçı kazası değil, sarı-kırmızılı camianın üzerinde dolaşan tehlikeli bir rehavet bulutunun en net yansımasıdır. Geçtiğimiz dört sezonun mutlak şampiyonu apoletiyle sahaya çıkıyorsunuz ancak sahada şampiyonluk ruhundan, taktiksel disiplinden ve fiziksel reaksiyondan eser yok.
Hazırlık maçlarının skoru elbette her şey demek değildir; bu maçlar eksikleri görmek için oynanır. Ancak asıl mesele sahadaki niyettir. Venezia karşısında izlediğimiz Galatasaray, niyetten yoksun, bacakları ağırlaşmış ve "biz nasılsa lig başlayınca vitesi artırırız" yanılgısına kapılmış bir takım görüntüsündeydi. Savunma arkasına atılan en basit toplarda bile yaşanan krizler, orta sahanın rakip geçişlerine gösterdiği refakatçi tavır ve hücumdaki durağanlık, sıradan bir yorgunluğun çok ötesinde, alarm veren bir hazır olmama durumuna işaret ediyor. Dört yıllık görkemli bir hanedanlık kurmak tarihi bir başarıdır, fakat futbol dünle yaşanmıyor. O hanedanlığın duvarları, böylesi bir "tokluk" hissiyle çok çabuk çatırdar.
Avrupa kupalarındaki büyük hedefler ve ligdeki rakiplerin yeni sezona ne kadar bilendiği göz önüne alındığında, bu sinyalleri duymazdan gelmek teknik heyet için affedilemez bir hata olur. Şampiyonlar Ligi arenası veya lige tutunmaya çalışan herhangi bir Anadolu takımı, sizin son dört yılda kupaları nasıl kaldırdığınıza değil, bugün o sahada ne kadar açık verdiğinize bakar. Venezia'nın güle oynaya bulduğu üç gol, Galatasaray'ın mevcut kondisyon ve konsantrasyon seviyesinin ne kadar yetersiz olduğunu acı bir şekilde belgeledi.
Şampiyonların en büyük rakibi diğer takımlar değil, kendi içlerindeki tatmin duygusudur. Galatasaray, son dört yılın getirdiği o ağır ve tehlikeli özgüveni bir kenara bırakıp o ilk şampiyonluğundaki açlığa, saha içi agresifliğine acilen geri dönmek zorunda. Aksi takdirde, İtalyan sularında alınan bu hasar, sezon içinde su alacak bir geminin ilk çatlakları olarak tarihe geçebilir. Dört yılın şampiyonu olmak büyük bir unvandır ama o unvanı korumak, kazanmaktan çok daha büyük bir ciddiyet ister.