Dünya Kupası finalinde Arjantin'i 1-0 mağlup eden İspanya şampiyonluğa uzandı. İspanya'nın asıl zaferi ise, Filistin'de İspanya'yı destekleyen mazlumların yüzünü küçük bir anlığına dahi olsa güldürmesi oldu.

Turnuvanın başından itibaren her maçta oyununu bir adım daha ileriye taşıyan İspanya, bu kupayı şüphesiz en çok hak eden taraftı. Göze hoş gelen, akıcı ve rakibi kendi yarı sahasına hapseden kusursuz futbol, Arjantin'in direncini geç de olsa kırmayı başardı. Taktiksel disiplinleri, topa sahip olma arzuları ve izleyenlere keyif veren oyun yapılarıyla İspanya, tartışmasız olarak turnuvanın en iyi futbolunu sahaya yansıttı.

FUTBOLUN ÖTESİ

Ancak bu şampiyonluğu sıradan bir kupa zaferinden ayırıp tarihin altın sayfalarına yazdıran şey, sadece yeşil zemin üzerindeki becerileri değil, sporun sınırlarını aşan, doğrudan insanlığın vicdanına dokunan duygusal bir çizgiydi.

Özellikle Lamine Yamal'ın omuzlarında taşıdığı umut ve İspanya'nın Filistin'e karşı gösterdiği duyarlı duruş, milyonların yüreğinde derin bir iz bıraktı. Yamal'ın genç yaşına rağmen sergilediği cesur tavır, takdir edilesi bir örnek oldu.

Bizim topraklarımızda futbol hiçbir zaman sadece futbol olmamıştır. Duygusal yönümüz sporda olduğu gibi birçok alanda ağır basar. Tam olarak bu yüzden, Türkiye'nin çok büyük bir çoğunluğu bu dev finalde İspanya'yı destekledi.

İspanya'nın hem sahada gösterdiği kusursuz oyun hem de saha dışında sergilediği insani duruş, Türk halkının onlarla duygusal bir bağ kurmasını sağladı. Maçın bitiş düdüğü çaldığında, ekranları başında milyonlarca vatandaşımız, İspanya'nın galibiyetine adeta kendi milli takımımız şampiyon olmuşçasına, samimi ve büyük bir coşkuyla sevindi.