Almanya’da yapılan son Saksonya-Anhalt eyalet seçimleri, yalnızca Almanya’da değil, Türkiye’de ve Avrupa’da da dikkatle takip edildi.
Seçimlerden aşırı sağcı Almanya için Alternatif (AfD) partisinin birinci çıkması, doğal olarak özellikle göçmenler, Müslümanlar ve Almanya’da yaşayan Türkler açısından tartışmaları beraberinde getirdi.
AfD’nin göçmen karşıtı politikaları, İslam’a yönelik sert söylemleri ve parti içerisindeki bazı isimlerin yabancılar hakkındaki açıklamaları elbette görmezden gelinemez.
Irkçılık ırkçılıktır.
Yabancı düşmanlığı yabancı düşmanlığıdır.
İnsanları Türk, Müslüman veya göçmen oldukları için dışlayan her anlayışın karşısında durmak gerekir.
Fakat burada çok önemli bir ayrım yapmalıyız:
AfD’nin göçmen karşıtı söylemlerinden oy devşirmesi başka şeydir, AfD’ye oy veren milyonlarca insanın tamamını yabancı, Türk ve İslam düşmanı ilan etmek başka şeydir.
İkincisini yaparsak Almanya’da sandıktan çıkan mesajın önemli bir bölümünü görmezden gelmiş oluruz.
Almanya artık göçmenlerin kenarda duran küçük bir azınlık olduğu ülke değildir. Ülkede yaklaşık her üç kişiden biri göçmen kökenlidir. Türkler de yaklaşık 65 yıldır bu toplumun bir parçasıdır.
Öyleyse soruyu biraz değiştirelim:
Sadece “AfD neden kazanıyor?” diye sormayalım. “Almanya’nın geleneksel ve iktidardaki partileri neden seçmen kaybediyor?” diye de soralım.
Türkiye’de Almanya siyasetini yakından takip etmeyen okuyucularımız için belirtelim:
Almanya Federal Hükûmeti, Başbakan Friedrich Merz liderliğindeki Hristiyan Demokrat Birlik/Hristiyan Sosyal Birlik (CDU/CSU) ile Sosyal Demokrat Parti’nin (SPD) oluşturduğu koalisyon tarafından yönetiliyor.
Dolayısıyla sandıktan çıkan mesajın ilk muhataplarından biri de bu partilerdir.
Almanya’nın asıl meselelerini konuşalım
Almanya yıllardır dünyanın en güçlü sanayi ülkelerinden biri olarak biliniyor.
Ancak bugün Alman ekonomisinin geleceği ciddi şekilde tartışılıyor.
Şirketler yüksek enerji maliyetlerinden, vergilerden, bürokrasiden ve uluslararası rekabet şartlarından şikâyet ediyor. Şirket iflaslarının arttığını gösteren resmî veriler var. Bazı büyük sanayi kuruluşlarından küçülme ve işten çıkarma haberleri geliyor.
Burada işçi ile işvereni birbirinin karşısına koymak gibi bir yanlışın içerisine de düşmemeliyiz.
İşçinin ücretini, sosyal güvencesini ve çalışma şartlarını elbette koruyacaksınız.
Ama aynı zamanda o işçiye her ay maaşını ödeyecek işletmenin ayakta kalabileceği şartları da oluşturacaksınız.
Çünkü şirket kapanınca yalnızca şirket sahibi kaybetmiyor.
İşçi de işini kaybediyor.
İşçiyi gerçekten korumak istiyorsanız, onun çalışabileceği, ailesini geçindirebileceği ve geleceğine güvenle bakabileceği istihdam ortamını da korumak zorundasınız.
Mesele sadece ekonomi de değil.
“Bürokrasiyi azaltacağız” deniliyor.
Fakat vatandaşın ve işletmelerin bürokrasi şikâyetleri bitmiyor.
Almanya gibi ekonomik ve teknolojik kapasitesi son derece yüksek bir ülkede insanlar neden hâlâ bazı devlet işlemlerinin yavaşlığından şikâyet ediyor?
“Konut açığını kapatacağız” deniliyor.
Peki neden özellikle büyük şehirlerde uygun fiyatlı konut bulmak hâlâ bu kadar zor?
Emekliler geçimlerini düşünüyor.
Orta direk artan hayat pahalılığının baskısını hissediyor.
İşletmeler geleceklerini düşünüyor.
Çalışanlar işlerinin devam edip etmeyeceğini düşünüyor.
Gençler, “Bugün çalışmaya başlasam yarın bir ev sahibi olabilir miyim?” diye soruyor.
Bütün bunlar siyasi tercihleri etkilemez mi?
Elbette etkiler.
Her AfD seçmenine “ırkçı” demek sorunu çözmez
İşte Almanya siyasetinin üzerinde durması gereken en önemli noktalardan biri budur.
AfD’nin yabancı, Müslüman veya Türk karşıtı bir söylemine karşı çıkmak başka, AfD’ye oy veren her seçmeni ırkçı ilan etmek başkadır.
Bu iki konuyu birbirinden ayırmalıyız.
Bir seçmen gerçekten göçmen karşıtı düşünceleri nedeniyle AfD’ye oy vermiş olabilir.
Bunu inkâr edemeyiz.
Ama bir başkası ekonomik politikalara kızdığı için, bir diğeri bürokrasiden bıktığı için, başkası konut sıkıntısından, hayat pahalılığından veya mevcut siyasi partilere duyduğu güvensizlikten dolayı protesto oyu vermiş olabilir.
Bunların hepsini aynı torbaya koyarsanız o insanları anlamak yerine daha da uzaklaştırırsınız.
Demokraside seçmenin verdiği mesajdan hoşlanmayabilirsiniz.
Ama o mesajın neden verildiğini anlamak zorundasınız.
Almanya’daki Türklerin korkmasına gerek yok
Buradan Almanya’da yaşayan Türk toplumuna da seslenmek istiyorum:
Bizim paniğe kapılmamız için bir sebep yok.
Biz Almanya’ya dün gelmedik.
Yaklaşık 65 yıldır bu ülkenin içerisindeyiz.
İlk nesiller fabrikalarda alın teri döktü. Bugün onların çocukları ve torunları işçi, esnaf, doktor, mühendis, öğretmen, akademisyen, girişimci ve siyasetçi olarak Almanya’nın sosyal ve ekonomik hayatının içerisindeler.
Vergimizi ödüyoruz.
İşletmeler kuruyoruz.
İstihdam sağlıyoruz.
Bu ülkenin refahına katkıda bulunuyoruz.
Almanya demokratik bir hukuk devletidir. Biz de haklarımızı hukuk ve demokrasi içerisinde savunuruz.
Türklere, Müslümanlara veya başka herhangi bir topluma yönelik ayrımcılık yapılırsa karşısında dururuz.
Fakat korkuyla yaşamayız.
Aynı şekilde Almanya’daki sorunları dile getiren herkesi de yabancı düşmanı ilan etmeyiz.
AfD’yi küçültmenin yolu belli
Şimdi Almanya’nın iktidar ortakları CDU/CSU ve SPD’nin kendilerine şu soruyu sormaları gerekiyor:
AfD neden yükseliyor?
Hatta bundan önce:
Biz neden seçmen kaybediyoruz?
Bir siyasi partinin yükselişini durdurmanın en etkili yolu, yalnızca o partiyi sürekli eleştirmek değildir.
Onu besleyen toplumsal memnuniyetsizliğin sebeplerini ortadan kaldırmaktır.
Ekonomiyi güçlendirin.
İşletmelerin önündeki gereksiz bürokrasiyi azaltın.
İşçinin işini ve geleceğini güvence altına alacak ekonomik ortamı oluşturun.
Konut üretimini hızlandırın.
Emekliye güven verin.
Orta direği yeniden güçlendirin.
Devlet dairelerini daha hızlı ve daha işlevsel hâle getirin.
Gençlere gelecek umudu verin.
Bunlar başarılırsa seçmenin radikal partilere yönelmesinin sebeplerinden önemli bir bölümü de ortadan kalkacaktır.
Aksi takdirde her seçimden sonra AfD’nin oy oranına bakıp şaşırmanın fazla bir anlamı yok.
Çünkü Almanya’daki son seçimlerin verdiği mesaj sadece AfD hakkında değildir.
CDU/CSU ve SPD hakkında da bir mesajdır.
Bu nedenle bugün sorulması gereken soru yalnızca:
“AfD neden kazanıyor?” değildir.
Asıl soru şudur:
“Almanya’nın köklü partileri, siz neden seçmeni kaybediyorsunuz?”
