Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin yeni yasama yılı açılır açılmaz yine aynı konu gündeme getirildi: Yeni ve sivil anayasa.

TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, yeni, çağdaş, demokratik, sivil ve katılımcı bir anayasanın ertelenemez bir sorumluluk olduğunu söyledi. Cumhurbaşkanı Erdoğan da Meclis açılışındaki konuşmasında yeni anayasa hedefini yeniden gündeme taşıdı.

Peki önce çok basit bir sorunun cevabı verilmelidir:

AKP ve Erdoğan bugün ne yapmak istiyor da mevcut Anayasa buna engel oluyor?

Beş madde sıralansın.

“Hukuku güçlendirmek istedik, şu madde engelledi.”

“Demokrasiyi geliştirmek istedik, şu madde izin vermedi.”

“Meclis’i güçlendirmek istedik, Anayasa önümüzü kesti.”

“Yargının bağımsızlığını güçlendirmek istedik, şu hüküm engel oldu.”

Beş madde bulunamıyorsa üç madde söylensin.

Üçü de bulunamıyorsa bir tane söylensin!

Çünkü Türkiye’nin önündeki asıl mesele Anayasa’nın eski veya yeni olması değildir.

Asıl mesele mevcut Anayasa’ya uyulup uyulmadığıdır.

Anayasa tavsiye kitabı değildir

Anayasa’nın 11. maddesi son derece açıktır. Anayasa hükümleri; yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, diğer kuruluş ve kişileri bağlayan temel hukuk kurallarıdır.

Yani Anayasa bir temenni metni değildir.

İktidarın işine gelen maddesini uygulayıp işine gelmeyen maddesini tartışmaya açabileceği bir kitap hiç değildir.

Anayasa herkesi bağlar.

Cumhurbaşkanını da bağlar.

Bakanı da bağlar.

Milletvekilini de bağlar.

Devletin bütün kurumlarını da bağlar.

Öyleyse yeni anayasa tartışmasından önce mevcut Anayasa’nın hükümlerinin eksiksiz uygulanıp uygulanmadığı konuşulmalıdır.

Mahkeme kararlarına uyulması zaten Anayasa’da yazıyor

Anayasa’nın 138. maddesine bakalım.

Hâkimlerin görevlerinde bağımsız olduğu belirtiliyor. Hiçbir organın, makamın, merciin veya kişinin mahkemelere ve hâkimlere emir ve talimat veremeyeceği açıkça yazıyor.

Dahası, yasama ve yürütme organları ile idarenin mahkeme kararlarına uymak zorunda olduğu, bu kararları değiştiremeyeceği ve yerine getirilmesini geciktiremeyeceği hükme bağlanmış durumda.

Daha nasıl yazılacak?

Yeni Anayasa’ya:

“Bu defa gerçekten uyulacaktır” diye bir madde mi eklenecek?

Sorun hükmün açık olmaması değildir.

Hüküm gayet açıktır.

Anayasa Mahkemesi kararları da bağlayıcıdır

Bir de Anayasa’nın 153. maddesi var.

Anayasa Mahkemesi kararlarının kesin olduğu ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzelkişileri bağladığı açıkça düzenlenmiştir.

O halde ne eksik?

“Bağlayıcıdır” kelimesi yeterince büyük harflerle mi yazılmadı?

Yanına ünlem işareti mi koymak gerekiyor?

Sorun Anayasa’nın ne söylediğinde değil, söylenenin uygulanmasındaysa, yeni Anayasa hangi problemi çözecek?

İşte cevap verilmesi gereken asıl soru budur.

Önce olan Anayasa’ya uyun!

Türkiye’nin ihtiyacı her birkaç yılda bir “yeni anayasa” tartışması açmak değildir.

Türkiye’nin ihtiyacı hukukun üstünlüğüdür.

Güçlü bir Meclis’tir.

Bağımsız ve tarafsız yargıdır.

Denetlenebilir bir yürütmedir.

Gerçek kuvvetler ayrılığıdır.

Ve Türkiye’nin acilen demokratik parlamenter sisteme dönüşü tartışılmalıdır.

Çünkü yalnızca Anayasa’nın kapağını değiştirmekle demokrasi güçlenmez.

Yeni maddeler yazmakla hukuk devleti kurulmaz.

Anayasa’nın üzerine “sivil” yazmakla yargı bağımsız hale gelmez.

Hukuk devleti, yazılan kurallara herkesin uymasıyla olur.

Yeni Anayasa için önce milletin önüne çıkın

Türkiye’nin yönetim sistemini ve geleceğini belirleyecek böylesine kapsamlı bir anayasa değişikliği yapılacaksa önce milletin önüne çıkılmalıdır.

Hemen seçim!

Millet sandığa gitsin.

Yeni Meclis oluşsun.

Siyasi partiler nasıl bir anayasa istediklerini, hangi maddeleri neden değiştireceklerini seçimden önce millete açıkça anlatsınlar.

Millet de neye yetki verdiğini bilsin.

Seçimden sonra oluşacak Meclis, milletin verdiği yetki çerçevesinde anayasa meselesini tartışsın.

Ama mevcut Anayasa’nın uygulanması konusunda tartışmalar sürerken sürekli “yeni anayasa” denilmesi, haklı olarak başka bir soruyu gündeme getiriyor:

Mevcut Anayasa’nın hangi maddesi yapmak istediğiniz hangi işe engel oluyor?

Açıklayın.

Beş madde söyleyin.

Olmuyorsa üç.

O da olmuyorsa bir tane.

Yoksa mesele gerçekten yeni bir anayasa ihtiyacı mı, yoksa başka bir siyasi hesap mı?

Öncelikle bunun cevabı verilmelidir.

Çünkü Türkiye’nin önceliği yeni anayasa yazmak değil, olan Anayasa’ya uymaktır.

Anayasa’nın 11. maddesi bağlayıcılığı zaten yazmış.

138. maddesi mahkeme kararlarına uyulmasını zaten emretmiş.
139. maddesi Anayasa Mahkemesi kararlarının bağlayıcılığını zaten hükme bağlamış.

Daha ne yazılacak?

Mesele Anayasa’nın eskiliği değil, hukuk kurallarına bağlılıktır.

Ve yeni anayasa tartışmasının tam ortasına yazılması gereken soru da budur:

Olan Anayasa’ya uymuyorsanız, yenisine neden uyasınız?