Türkiye’de artık neredeyse her gün yeni bir yolsuzluk, usulsüzlük, rüşvet veya kamu kaynaklarının kötüye kullanılması iddiasıyla karşılaşıyoruz. Bakanlıklardan belediyelere, kamu kurumlarından büyük şirketlere kadar uzanan bu iddialar, ülkemizdeki ahlaki ve siyasi düzenin ciddi biçimde sorgulanmasını gerektiriyor.
Üstelik bu iddialar yalnızca Ankara’da, İstanbul’da veya büyükşehirlerde gündeme gelmiyor.
Bir ilçede kamu ihaleleri kimlere veriliyor? Belediyelerin arsaları, taşınmazları ve bütçeleri nasıl kullanılıyor? Kamu kaynakları gerçekten milletin hizmetine mi sunuluyor, yoksa belirli çevrelere mi aktarılıyor? Akrabalık, siyasi yakınlık ve partizanlık kamu görevlerinde etkili oluyor mu?
Anadolu’nun küçük ilçelerinde yerel baskılar nedeniyle konuşulamayan, üzerine gidilemeyen kaç usulsüzlük iddiası var?
Milletin bir kuruşunu haksız yere almak da kul hakkıdır, milyarlarca lirasını zimmete geçirmek de!
Şimdi gelelim son günlerde gazetelerin manşetlerinden düşmeyen milyarlarca liralık fon vurgunu iddialarına.
Haram paraya helal fetvası mı?
5 Kasım 2026 tarihli Karar gazetesinin manşeti oldukça düşündürücü:
“Fon için fetva almışlar!”
Haberlere yansıyan iddialara göre, yaklaşık 500 bin kişinin dinî hassasiyetleri üzerinden oluşturulan güvenle yatırım fonlarına yönlendirildiği öne sürülüyor. Tera ve Pusula bağlantılı fonlara dinî uygunluk belgeleri verildiği belirtiliyor.
Üstelik bu belgelerde
Cumhurbaşkanlığı Ekonomi Politikaları Kurulu Üyesi Prof. Dr. Servet Bayındır’ın imzasının bulunduğu haberleştiriliyor.
Bir düşünün!
İnsanlar alın teriyle kazandıkları paralarını helal yatırım yaptıklarına inanarak fonlara yatırıyor. Ardından bu fonlarla bağlantılı milyarlarca liralık usulsüzlük ve örgütlü dolandırıcılık iddiaları gündeme geliyor.
500 bin insanın helal kazanç hassasiyetini kullanarak paralarını fonlara yatırmaya ikna edenler kimlerdir? Bu paralar kimlerin kontrolüne geçti? İddia edilen fon yapılanmasının yöneticileri ve sorumluları kimlerdir?
Eğer vatandaşın dinî inancı kullanılarak parası hileli yollarla ele geçirildiyse bunun adı yalnızca ekonomik bir usulsüzlük değil, aynı zamanda büyük bir güven istismarıdır.
Dinî hassasiyetleri kullanarak güven kazanmak ve bu güvenin arkasında usulsüzlük iddialarının ortaya çıkması, yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda büyük bir ahlaki sorundur.
Kravatlı hırsızlar ve suskun kalanlar!
Adana Yüreğir Merkez Camii imamı Mustafa İslam’ın gazetelere yansıyan sözleri dikkat çekici:
“Borsalarla, fonlarla kravatlı hırsızlar peydahlandı… Milyarlarca parayı alıp götürdüler.”
Bir imamın camide bu sözleri söylemesi, toplumda biriken öfkenin ne kadar büyüdüğünü göstermiyor mu?
Bir tarafta ay sonunu getiremeyen emekli, asgari ücretle geçinmeye çalışan işçi, borç içinde yaşayan esnaf, çocuğuna harçlık veremeyen baba…
Diğer tarafta milyarlarca liralık fon işlemleri, lüks hayatlar, siyasi ilişkiler ve açıklanmayı bekleyen servetler!
Soruyorum: Bu milletin alın teri üzerinden kimler zenginleşti? Kimler göz yumdu? Kimler denetlemedi? Kimler görevini yapmadı?
Sayın Erdoğan, kim bu ummadıklarınız?
6 Kasım tarihli Yeni Şafak gazetesinde Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın fon soruşturmasıyla ilgili şu sözleri manşete taşındı:
“Ummadığımız kişiler bu işe girmiş.”
7 Kasım tarihli Diriliş Postası ise şu soruyu soruyor:
“Kim bu ummadıklarımız?”
Sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan!
Madem bu soruşturmanın içinde sizin de ummadığınız isimler var, o hâlde kamuoyuna bilgileri paylaşın!
Kim bu ummadığınız isimler? Hangi görevlerde bulunuyorlar? Kimlerle bağlantıları var? Bu fonların yönetiminde kimler bulunuyor?
Milletin parasını hileli yollarla ele geçirdiği iddia edilen yapılanmanın bütün bağlantıları bağımsız yargı tarafından ortaya çıkarılmalıdır.
Eğer ortada örgütlü bir fon dolandırıcılığı varsa, yöneticileri, finansal bağlantıları ve suça karıştığı kanıtlanan bütün isimler millet tarafından bilinmelidir!
Çeyrek asırdır ülkeyi yöneten bir iktidarın görevi yalnızca şaşkınlığını ifade etmek değildir. Denetim eksikliklerini ortaya çıkarmak, kamuoyunu bilgilendirmek ve adaletin işlemesini sağlamaktır.
Sayın Erdoğan, “Ummadığımız kişiler var” demekle yetinmeyin. İsimleri ve bağlantıları kamuoyuyla paylaşın ki milletimiz de kimlerin neyle suçlandığını, kimlerin gerçekten sorumlu olduğunu öğrensin!
Bir ülkede iktidar yalnızca başarıların sahibi, skandalların ise şaşkın seyircisi olamaz!
Bu millet artık isimleri gizlenen iddialar değil, delilleri ortaya konulan gerçekler ve hesap veren sorumlular görmek istiyor!
Kene hatunu nene hatun diye millete tanıttılar!
Bir de geçmişte millete nasıl kahramanlık hikâyeleri anlatıldığını hatırlayalım!
2017 yılında Hollanda ile yaşanan diplomatik kriz sırasında dönemin Bakanı Fatma Betül Sayan Kaya’nın yaşadıkları üzerinden günlerce siyasi kahramanlık anlatıları oluşturuldu.
Hatta iktidar trolü Hacı Yakışıklı, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda şu ifadeleri kullanmıştı:
“Kendisine ‘Almanya’ya dön’ diyen Hollanda polisine ‘Dönmüyorum’ diyerek dik duran Bakan Fatma Betül Sayan Kaya milletin Nene Hatun’udur!”
Düşünebiliyor musunuz?
Bir siyasetçi, vatan savunmasının sembol isimlerinden Nene Hatun’a benzetilerek millete takdim ediliyor.
Peki bugün?
7 Kasım tarihli Karar gazetesi, eski Bakan Fatma Betül Sayan Kaya’nın fon soruşturması kapsamında tutuklandığını ve içeriden bilgi kullanarak işlem yaptığı iddiasını manşetine taşıdı.
Dün Nene Hatun diye kahramanlaştırdığınız siyasetçiler hakkında bugün böylesine ağır iddialar ortaya çıktığında neden aynı cesaretle hesap soramıyorsunuz?
Nene Hatun, vatanı için fedakârlığın sembolüdür. Onun adını günlük siyasi propagandaya malzeme yapmak, tarihimize yapılabilecek büyük haksızlıklardan biridir.
Dün Nene Hatun diye alkışlattıklarınızın bugün milletin sırtına yapışan birer kene olup olmadığını sorgulamak zorunda kalıyorsak, bunun hesabını yalnızca o siyasetçiler değil, onları sorgusuz sualsiz kahramanlaştıranlar da vermelidir!
İşte çeyrek asırlık siyasi anlayışın sorgulanması gereken taraflarından biri de budur:
Önce kahraman ilan edin, sonra hakkında iddialar ortaya çıkınca şaşırmış gibi davranın!
Dün ahlak dersi, bugün mahkeme kapısı!
15 Eylül 2026 tarihinde eski Bakan Fatma Betül Sayan Kaya, sosyal medya hesabından şu paylaşımı yapmıştı:
“Milletimizin kursağından kendi menfaatleri adına pahalı lokma geçmesi için her türlü tezgaha kalkışanlara karşı Cumhurbaşkanımızın liderliğinde güçlü bir kabinemiz, haksızlığa ve hukuksuzluğa geçit vermeyen güçlü bir devletimiz var.
Milletimize fiyat ve maliyet tuzakları kuranlara karşı Adalet Bakanlığımız öncülüğünde gerçekleştirilen bu operasyonları tebrik ediyorum.”
Ne kadar anlamlı sözler değil mi?
Ancak bu paylaşımın üzerinden henüz 24 saat geçmişken, 16 Eylül 2026 tarihinde Fatma Betül Sayan Kaya’nın adı yaklaşık 2,2 milyar liralık fon işlemiyle ilişkilendiriliyor.
Daha bir gün önce milletin kursağından geçen lokmanın hesabını soran bir siyasetçinin, ertesi gün milyarlarca liralık bir işlemle ilişkilendirilmesi ve sonrasında tutuklanması, kamuoyunun açıklama beklediği ciddi bir çelişkiyi ortaya koyuyor.
Ancak burada çok ciddi bir ahlaki tutarlılık sorusu bulunuyor.
Dün milletin kursağından geçen lokmayı, haksızlığı ve hukuksuzluğu anlatanların bugün kendileri hakkında ağır iddialar gündeme geldiğinde aynı sözlerin arkasında durup durmadığını sormak milletin hakkı değil midir?
Kul hakkı yalnızca başkaları için mi geçerlidir? Haksızlık yalnızca siyasi rakipler tarafından yapıldığında mı haksızlıktır?
Millete ahlak dersi vermek kolaydır. Asıl mesele, kendi yakın çevreniz hakkında ciddi iddialar ortaya çıktığında da aynı ahlaki hassasiyeti gösterebilmektir.
Unutmayın! Kul hakkı ne siyasi makamla ne kravatla ne de alınan fetvayla helal olur! Dün ahlak dersi, bugün mahkeme kapısı!
Millete ahlak dersi vermek kolaydır. Asıl mesele, kendi yakın çevreniz hakkında ciddi iddialar ortaya çıktığında da aynı ahlaki hassasiyeti gösterebilmektir.
Çalıyorlar ama çalışıyorlar anlayışının geldiği nokta!
Yıllarca bu ülkede bir söz dolaştı:
“Çalıyorlar ama çalışıyorlar!”
İşte toplumsal çürümenin en tehlikeli başlangıçlarından biri bu anlayıştır.
Hırsızlığı siyasi taraftarlıkla mazur gören, yolsuzluğa hizmet bahanesiyle göz yuman, kendi partisinden olunca susan bir anlayışın sonunda adalet duygusu zayıflar.
Bir insanın yaptığı hizmet, işlediği suçu ortadan kaldırmaz.
Bir siyasetçinin dindar görünmesi, hesap vermeyeceği anlamına gelmez.
Bir kişinin namaz kılması, oruç tutması, dinî konuşmalar yapması, başkalarının hakkına el uzatmasına mazeret olamaz.
Domuz etini haram kabul edip kul hakkını önemsemeyen bir anlayış, İslam’ın ahlak anlayışıyla nasıl bağdaşabilir?
İslam’da kul hakkının ne kadar ağır bir sorumluluk olduğu ortadadır.
Peki bu kadar dinî söylemin hâkim olduğu bir siyasi ortamda neden hâlâ böylesine büyük yolsuzluk iddialarını konuşuyoruz?
Milletin istediği fetva değil, adalet!
Artık bu millete yeni ahlak nutukları atmayın.
Yeni dinî hassasiyet gösterileri yapmayın.
Yeni hamaset konuşmalarıyla gündemi değiştirmeye çalışmayın.
Milletin istediği çok açık:
Bu fonlarda kim ne kadar kazandı? Kim hangi bilgiyi önceden öğrendi? Kimler siyasi nüfuz kullandı? Hangi denetim mekanizmaları işlemedi? Haksız elde edilen paralar nasıl geri alınacak?
Aynı soruları yerel yönetimler için de soruyorum:
Belediyelerde, il özel idarelerinde, kamu kurumlarında ve ilçelerde yapılan harcamaları kim denetliyor? İhaleler kimlere veriliyor? Vatandaşın vergileri nereye gidiyor?
Yolsuzlukla mücadele yalnızca Ankara’daki büyük dosyalarla sınırlı kalmamalıdır. Türkiye’nin en küçük ilçesine kadar uzanmalıdır.
Bütün iddialar açıklığa kavuşturulmalı, suç işlediği mahkeme kararıyla kesinleşen herkes makamına ve siyasi bağlantısına bakılmaksızın hesap vermelidir.
Çünkü mesele yalnızca bir fon meselesi değildir.
Mesele, milletin devlete, adalete, siyasete ve hatta dinî kurumlara duyduğu güvenin korunması meselesidir.
Çeyrek asırdır bu millete helali haramı anlattınız.
Kul hakkından söz ettiniz.
Adaletten bahsettiniz.
Dindar nesiller yetiştirmekten söz ettiniz.
Peki bu kadar ahlak konuşulan bir ülkede milyarlarca liralık yolsuzluk iddiaları neden bitmiyor?
Yazımı başladığım cümleyle bitiriyorum:
Çeyrek asırdır domuz etini haram diye yemediniz ama kul hakkını domuz gibi yediniz!
Unutmayın! Kul hakkı ne siyasi makamla ne kravatla ne de alınan fetvayla helal olur!