Bugün alışılmışın dışında, biraz sıra dışı bir yazı kaleme alıyorum.
Yıllardır yurt dışında, özellikle Almanya’daki konuşmalarından tanıdığımız, birçok kez aynı ortamlarda bulunduğumuz ve bir araya gelme fırsatı bulduğumuz Şevki Yılmaz’a birkaç sorum var.
Bu yazıyı kaleme almamın sebebi şahsi bir mesele değil; geçmişte söylenen sözlerle bugün sergilenen tutumlar arasındaki tutarlılığı sorgulamak.
Şevki Yılmaz, neredesin yahu?
28 Şubat döneminde merhum Prof. Dr. Necmettin Erbakan Hocamızın Millî Güvenlik Kurulu kararlarını imzalamadığı yönündeki açıklamalarına rağmen, imzaladığını ileri sürerek kendisini suçladığın yönündeki sözlerin hâlâ hafızalarda.
Bir zamanlar Saadet Partimizi Ergenekon terör örgütünün “dinci ayağı” olmakla ilişkilendirdiğin yönündeki tartışmaları da unutmadık.
O gün Erbakan Hocamızı ve Saadet Partimizi böylesine ağır ifadelerle sorgularken gösterdiğin cesareti, bugün Erdoğan kardeşini ve iktidarı sorgularken neden göremiyoruz?
Türkiye’de bugün fon skandalları, denetim eksiklikleri ve ekonomik sorumluluklar tartışılıyor. Vatandaş geçim sıkıntısıyla mücadele ederken, ortaya atılan ciddi iddiaların açıklığa kavuşturulması bekleniyor.
Peki Şevki Yılmaz, sen neredesin?
Dün Saadet Partimizi Ergenekon’la ilişkilendiren ifadeleri kullanabiliyordun da bugün fon skandallarının siyasi ve idari bağlantılarının araştırılmasını neden aynı kararlılıkla istemiyorsun?
O gün “Ergenekon’un dinci ayağı” diyebiliyordun da bugün fon krizinde sorumluluğu bulunanlara neden aynı sertlikle hesap sormuyorsun?
Elbette kimseden delilsiz suçlama yapmasını beklemiyoruz. Ancak dün başkalarına yöneltilen ağır ithamların, bugün iktidara yakın isimler söz konusu olduğunda yerini sessizliğe bırakıp bırakmadığını sorgulamak da hakkımızdır.
Şevki Yılmaz!
Biz seni Almanya’daki konuşmalarından, meydanlardaki hitabetinden ve dinî meselelerdeki çıkışlarından tanıdık. Bu yüzden sözlerin kadar, bugün hangi konularda konuştuğun da önemlidir.
Hz. Muhammed’e (s.a.v.) atfedilen bir rivayette, âlimlerin ve yöneticilerin toplumun ahlaki durumundaki sorumluluğu hatırlatılır.
Madem adaletten, haktan ve hukuktan söz ediyoruz, o hâlde aynı ölçüyü herkese uygulamak gerekmez mi?
Erbakan Hocamız eleştirilebiliyorsa Erdoğan da eleştirilebilir. Saadet Partisi sorgulanabiliyorsa iktidar da sorgulanabilir.
Senden kimseye hakaret etmeni değil, geçmişteki ağır sözlerinin hesabını vermeni ve bugün de aynı ilkesel tutarlılığı göstermeni bekliyoruz.
Çünkü hakikat şahıslara, adalet siyasi yakınlıklara göre değişmez!
Unutma Şevki Yılmaz!
Makamlar geçicidir, iktidarlar geçicidir. Ama hak, hukuk ve hesap verme sorumluluğu kalıcıdır.
Asıl cesaret, karşı olduğun kişiye değil, yanında durduğun kişiye de gerektiğinde hakikati söyleyebilmektir.
Şevki Yılmaz! Dün Erbakan Hocamıza ve Saadet Partimize karşı gösterdiğin cesareti, bugün Erdoğan kardeşine karşı da göster. Milletin beklediği, kişilere göre değişen bir eleştiri değil, herkese eşit uygulanan bir adalet anlayışıdır!
⸻
bir de gurbetçilerin hesabı var, şevki yılmaz!
Yıllarca Almanya’da gurbetçilerle birlikte yaşayan, onların sofralarına oturan, camilerinde konuşan, dertlerini ve beklentilerini yakından bilen Şevki Yılmaz’a bir sorum daha var.
Erdoğan kardeşinin yurt dışındaki vatandaşlarımıza verdiği sözlerin birçoğunun hâlâ yerine getirilmediğini sen de biliyorsun.
Dövizli askerlik bedelleri, emeklilerin çalışma hakkı, uçak biletlerinin yüksek fiyatları, araçların Türkiye’de kalış süreleri, diploma denkliği ve yurt dışındaki vatandaşlarımızın doğrudan temsil edilmesi gibi yıllardır çözüm bekleyen meseleler ortada.
Peki Şevki Yılmaz, yıllarca ekmeğini paylaştığın, sofralarına misafir olduğun gurbetçilerin bu sorunları karşısında Erdoğan kardeşine neden sesini yükseltmiyorsun?
Erbakan Hocamızı eleştirmek için gösterdiğin cesaretin bir kısmını da gurbetçilerin hakları için göstersene!
Yoksa gurbetçilerin dertlerini dile getirmek, Erdoğan kardeşini eleştirmeyi gerektirdiğinde susmak mı gerekiyor?
Şevki Yılmaz, gurbetçiler senden yeni bir nutuk değil, yıllarca aralarında yaşadığın insanların hakları için de aynı kararlılıkla konuşmanı bekliyor.
Çünkü vefa, yalnızca gurbetçinin sofrasına oturmak değil, gerektiğinde onun hakkını savunmak için iktidarın karşısına da çıkabilmektir!