Dün Münih Havalimanı’nda, uzun yıllardır tanıdığım, Eskişehir Milletvekili ve YENİ Parti Medyadan Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Sayın Utku Çakırözer ile karşılaştık.

Bu buluşmamızda, Avrupa Türk toplumunun meselelerine duyarlılığını ve toplumsal diyaloğa verdiği önemi takdir ettiğim Türkischer Sozialdemokraten Federasyonu Genel Başkanı Sayın Necip Şahin ile de tanışma fırsatı buldum.

Whatsapp Image 2026 10 30 At 20.46.34

Havalimanındaki sohbetimizde, yıllardır üzerinde durduğum ve Türkiye’nin geleceği açısından son derece önemli gördüğüm bir meseleyi Sayın Çakırözer’e anlattım.

Avrupa’da üçüncü ve dördüncü nesil gençlerimizi kaybediyoruz!

Sayın Milletvekilimize, bu gençlerimizin Türkiye ile bağlarının giderek zayıfladığını, aidiyet duygularını güçlendirmek için artık somut tedbirler alınması gerektiğini ifade ettim. Özellikle dövizli askerlik bedelinin 1.000 avroya düşürülmesi yönündeki önerimizi kendisine aktardım.

Çünkü bizim meselemiz yalnızca askerlik bedeli değildir. Meselemiz, Avrupa’da yetişen gelecek nesillerimizin Türkiye ile bağlarını koruyabilmektir.

Biz 1.000 avro derken aslında neyi savunuyoruz?

Avrupa’ya işçi olarak gelen birinci nesil dedelerimiz, yıllarca Türkiye’ye dönmenin hayalini kurarak yaşadılar. İkinci nesil hem yaşadığı ülkeye uyum sağlamaya hem de Türkiye ile bağlarını korumaya çalıştı. Bugün ise üçüncü ve dördüncü nesillerin önemli bir bölümünün Türkiye ile bağları giderek zayıflıyor.

Dedelerinin bir gün dönmek için hayalini kurduğu Türkiye, torunlarının gözünde yalnızca yaz tatillerinde ziyaret edilen bir ülkeye dönüşme tehlikesiyle karşı karşıya.

Burada özellikle Türkiye’de yaşayan vatandaşlarımızın da dikkatini çekmek istediğim önemli bir gerçek var.

Avrupa’da yetişen üçüncü ve dördüncü nesil gençlerimizin önemli bir bölümü yaşadıkları ülkelerin vatandaşlığını taşıyor. Bunlardan yalnızca Alman veya başka bir ülkenin vatandaşlığına sahip olanların Türkiye’de askerlik yükümlülüğü zaten bulunmuyor.

Üstelik Türk vatandaşlığı nedeniyle askerlik yükümlülüğüyle karşı karşıya kalan bazı gençlerimiz de bu yükümlülükten kurtulmak amacıyla bulundukları ülkenin vatandaşlığına geçmeyi ve Türk vatandaşlığından ayrılmayı tercih edebiliyor.

Yüksek dövizli askerlik bedeli nedeniyle bazı gençlerimiz Türk vatandaşlığından ayrılmayı tercih ederken, bazıları da yeniden Türk vatandaşlığına geçmekten vazgeçiyor.

Böylece yalnızca bugünkü gençlerimizi değil, gelecek nesillerimizin Türkiye ile olan bağlarını da kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya kalıyoruz.

Çifte vatandaşlık fırsatını değerlendirelim!

27 Haziran 2024 tarihinde Almanya’da yürürlüğe giren yeni vatandaşlık yasasıyla çifte vatandaşlığın önündeki genel engeller kaldırıldı.

Bu düzenleme, geçmişte Alman vatandaşlığına geçmek için Türk vatandaşlığından ayrılan insanlarımız ve onların çocukları açısından önemli bir fırsattır.

Ancak çifte vatandaşlığın önünün açılması tek başına yeterli değildir.

Alman vatandaşı olan Türk kökenli bir gencimiz, yeniden Türk vatandaşlığına geçmeyi düşündüğünde askerlik yükümlülüğünü ve bunun ekonomik sonuçlarını da hesaba katıyor.

Almanya çifte vatandaşlığın önünü açmışken, Türkiye yüksek dövizli askerlik bedeli nedeniyle gençlerimizin vatandaşlık konusunda tereddüt yaşamasına seyirci kalmamalıdır.

Biz askerlikten kaçan gençlere kolaylık sağlamak istemiyoruz. Türkiye’ye karşı askerlik yükümlülüğü bulunmayan gençlerimizin Türk vatandaşlığıyla bağ kurmalarını, mevcut vatandaşlarımızın da bu bağı korumalarını teşvik etmek istiyoruz.

Bu nedenle önerimiz açıktır:

Bulunduğu ülkede askerlik yapmış veya yapmamış gençlerimiz için, gerekli yasal düzenlemeler yapılarak dövizli askerlik bedeli 1.000 avro olarak belirlenmelidir.

Bu önerinin temelinde, vatandaşlığın yalnızca bir pasaporttan ibaret olmadığı düşüncesi yatıyor. Türk vatandaşlığını koruyan bir genç, Türkiye ile hukuki bağını da sürdürüyor. Bu bağ, çocuklarının ve gelecek nesillerinin Türkiye ile ilişkilerini korumaları açısından da önemli bir fırsat oluşturuyor.

Dövizli askerlik bedelinin daha erişilebilir hâle getirilmesi, vatandaşlık konusunda tereddüt yaşayan gençlerimizin önündeki ekonomik engellerden birini kaldırabilir.

Savunma bütçemize de milyarlarca avroluk katkı sağlanabilir!

Bu düzenlemenin ekonomik boyutunu da göz ardı etmemeliyiz.

Örneğin, gerekli yasal düzenlemeler sonrasında 1.000 avroluk uygulamadan 3 milyon kişinin yararlanması hâlinde devletimizin kasasına 3 milyar avro girecektir.

Burada iki ayrı kazanım söz konusudur: Bir tarafta savunma bütçemize sağlanabilecek ekonomik katkı, diğer tarafta Türk vatandaşlığıyla bağını koruyan gençlerimiz.

Bizim asıl hedefimiz, gençlerimizin Türk vatandaşlığını bir yük olarak değil, korumak istedikleri değerli bir bağ olarak görmelerini sağlamaktır.

Türkiye’de yaşayan ve fiilen askerlik hizmetini yerine getiren gençlerimizin fedakârlıklarını da görmezden gelmiyoruz. Onların emeği ve sorumluluğu son derece kıymetlidir.

Ancak Avrupa’da doğup büyüyen, başka bir ülkenin vatandaşlığını taşıyan gençlerimizin farklı şartlarını da dikkate almak zorundayız. Bulundukları ülkede askerlik yapmış veya yapmamış olmalarına göre ortaya çıkan hukuki durumlar değerlendirilerek, mükerrer yükümlülükleri önleyen ve adalet duygusunu koruyan bir düzenleme hazırlanmalıdır.

Elbette aidiyet duygusu yalnızca vatandaşlıkla veya askerlik bedeliyle oluşmaz. Türkçe eğitimi, kültürel faaliyetler, gençlik programları ve Türkiye ile ilişkileri güçlendirecek kalıcı politikalara da ihtiyaç vardır.

Fakat ekonomik engelleri azaltmak, bu çalışmaların önemli bir parçasıdır.

gurbetçileri temsil etsin diye seçilen milletvekilleri nerede?

Bir de TBMM’deki temsil meselesine değinmek istiyorum.

Siyasi partilerin kendi tasarruflarıyla, yurt dışındaki Türklerin sorunlarını Meclis’e taşımaları amacıyla aday gösterdikleri milletvekilleri var. AKP’den üç, MHP’den bir ve DEM Parti’den bir milletvekilinden söz ediyoruz.

Bu isimler kanunla oluşturulmuş resmî bir yurt dışı seçim kontenjanından değil, partilerinin kendi aday listelerinden seçilmişlerdir.

Peki, gurbetçilerimizin hangi sorunlarını TBMM gündemine taşıdılar? Hangi çözüm önerilerini sundular?

Biz gurbetçiler olarak bu milletvekillerimizin çalışmalarını ve açıklamalarını yeterince duyamıyoruz.

Bırakın sorunlarımızın çözülmesini, sorunlarımızın TBMM kürsüsünden dile getirildiğini bile duymakta zorlanıyoruz!

Oysa dövizli askerlik bedeli, yurt dışı borçlanmasıyla emekli olan vatandaşlarımızın çalışma hakkı, diploma denkliği, uçak biletleri, Sıla Yolu sorunları, araçların Türkiye’de kalış süresi ve daha nice mesele çözüm bekliyor.

kontenjan değil, gurbetçinin derdiyle dertlenmek önemli!

Buna karşılık Saadet Partisi İstanbul milletvekillerimiz Sayın Mustafa Kaya ve Sayın Birol Aydın ile YENİ Parti Eskişehir Milletvekili Sayın Utku Çakırözer, gurbetçilerimizin meselelerini TBMM’de ve farklı platformlarda gündeme taşıma gayreti gösteriyorlar.

Üstelik bu üç milletvekilimiz, yurt dışındaki Türkleri temsil etmek amacıyla ayrıldığı ifade edilen parti içi kontenjanlardan seçilmiş isimler değiller.

Whatsapp Image 2026 10 30 At 20.46.33

Demek ki mesele yurt dışı kontenjanından milletvekili seçilmek değil, gurbetçinin derdiyle dertlenmekmiş!

Bizim gözümüzde bu üç kıymetli milletvekilimiz, Avrupa’daki Türklerin fahri milletvekilleridir. Kendilerine gurbetçilerimiz adına gönülden teşekkür ediyorum.

Münih Havalimanı’ndaki görüşmemizde Sayın Utku Çakırözer’in gurbetçilerimizin meselelerine gösterdiği ilgi benim için ayrıca kıymetliydi. Yeni tanıştığım Sayın Necip Şahin’in samimi yaklaşımını ve Avrupa Türk toplumunun birlik ve dayanışmasına verdiği önemi de takdirle karşılıyorum.

bugün tedbir almazsak yarın çok geç olabilir!

Avrupa’da yetişen üçüncü ve dördüncü nesil gençlerimizin Türkiye ile bağlarını korumak yalnızca ailelerin omuzlarına bırakılabilecek bir mesele değildir.

Devletimizin bu konuda uzun vadeli, ciddi ve kalıcı politikalar geliştirmesi gerekiyor.

Özellikle Almanya’da çifte vatandaşlığın önünün açılması, Türkiye açısından iyi değerlendirilmesi gereken bir fırsattır. Türk vatandaşlığından ayrılmış insanlarımızın yeniden vatandaşlığa dönmelerini ve gençlerimizin iki ülkeyle olan hukuki ve kültürel bağlarını korumalarını kolaylaştıracak düzenlemeler yapılmalıdır.

Türkiye’de yaşayan vatandaşlarımız da Avrupa’daki gençlerimizin karşı karşıya olduğu şartları doğru anlamalıdır. Bu gençlerimiz iki farklı toplumun ve kültürün içerisinde yetişiyor. Türkiye ile bağlarını koruyabilmeleri için yalnızca anne babalarının gayreti yeterli olmayacaktır.

Bugün üçüncü ve dördüncü nesillerimizi kaybedersek yarın beşinci ve altıncı nesillerimizin Türkiye ile bağlarını korumak çok daha zor olacaktır.

Unutmayalım!

Birkaç bin avronun hesabını yaparken gelecek nesillerimizi kaybetmeyelim!