Yeni Şafak Genel Yayın Yönetmeni Hüseyin Likoğlu’nun 28 Ekim 2026 Çarşamba günü, “Size kim ‘Gel gel’ dedi!” başlığıyla kaleme aldığı yazı, üzerinde ciddiyetle durulması gereken ağır iddialar içeriyor.
Likoğlu, Türkiye’nin ekonomik bir kurt kapanıyla karşı karşıya olduğunu belirtiyor ve yaşananları “Ekonominin 15 Temmuz’u” olarak nitelendiriyor. 15 Temmuz sonrasında bazı kişilerin kendi FETÖ’cüsünü kurtarmaya çalıştığını hatırlatarak bugün de bazı çevrelerin kendi foncusunu koruma gayretinde olduğunu ileri sürüyor.
Dikkat edin!
Bu değerlendirme muhalefetten değil, yıllardır iktidara yakınlığıyla bilinen bir gazetenin genel yayın yönetmeninden geliyor.
Likoğlu bununla da yetinmiyor. Yazısında, “Oğlumu tutuklayacak daha anasından doğmadı”, “Tek başıma yapmadım”, “Sadece ben mi yaptım?” şeklindeki sözlerin kulaktan kulağa dolaştırıldığını aktarıyor.
Bu iddialar doğruysa, karşımızda yalnızca ekonomik bir usulsüzlük değil, siyasi veya bürokratik nüfuzuna güvenerek hareket ettiğini düşünen kişilerin varlığına ilişkin çok daha ciddi bir mesele bulunuyor.
Birileri kendisini hukukun üzerinde görüyorsa, asıl araştırılması gereken, bu cesareti nereden aldığıdır.
Tam da bu noktada Saadet Partisi Genel Başkanı Mahmut Arıkan’ın fon vurgununa ilişkin sözleri dikkat çekiyor:
“Altı ticaret, ortası rezalet, üstü ihanet!”
Arıkan, “Fon Terör Örgütü’nün inlerine ne zaman girilecek? Siyasi ayağı ne olacak?” diyerek meselenin yalnızca ekonomik değil, siyasi bağlantılar açısından da araştırılması gerektiğini vurguluyor.
Bir tarafta iktidara yakın bir gazetenin genel yayın yönetmeni, diğer tarafta Saadet Partisi Genel Başkanı, fon meselesinin görünen işlemlerden daha kapsamlı biçimde araştırılması gerektiğini dile getiriyor.
Peki, bu düzenin siyasi sorumluluğu kimin?
15 Temmuz, milletimizin hafızasında demokrasiye yönelik kanlı bir saldırı olarak yer alıyor. Bu nedenle ekonomik bir olay için böylesine ağır bir benzetme yapılması, iddiaların somut delillerle açıklanmasını zorunlu kılıyor. İki olayın aynı nitelikte olduğu söylenemez; ancak devlet kurumlarının denetimi ve nüfuz ilişkileri hakkındaki endişeler görmezden gelinemez.
Üstelik Likoğlu’nun yazısında dikkat çeken bir başka nokta daha var. Devlet Denetleme Kurulunun soruşturma yürüttüğünü, bazı görevden almaların ve tutuklamaların gerçekleştiğini belirtiyor. Buna rağmen soruşturma sürecinde dirençlerin sürdüğünü ileri sürüyor.
Sorumluluk yalnızca işlemi yapan kişilerle sınırlı tutulamaz; denetim görevini yerine getirmeyenlerin de hesap vermesi gerekir.
Vatandaşın küçük bir vergi borcunu titizlikle takip eden devletin, milyonların konuşulduğu ekonomik işlemlerde aynı hassasiyeti göstermesi beklenir. Emekliye, asgari ücretliye ve dar gelirliye sürekli tasarruf çağrısı yapılırken, kamuoyunda büyük ekonomik usulsüzlüklere ilişkin soru işaretlerinin oluşması, yönetime duyulan güven açısından da önemlidir.
Hiç kimse mahkeme kararı olmadan suçlu ilan edilemez. Fakat hiç kimse de siyasi yakınlığı, makamı veya ekonomik gücü nedeniyle hukuki denetimin dışında kalamaz.
Burada siyasi iktidarın sorumluluğu da ayrıca ele alınmalıdır. Ekonomik başarıların siyasi sahipliği üstleniliyorsa, yönetim döneminde ortaya çıkan denetim eksikliklerinin ve kurumsal sorunların sorumluluğundan da kaçınılamaz.
Başarıyı sahiplenmek kadar, başarısızlığın hesabını vermek de yönetmenin gereğidir.
Bugün ihtiyaç duyulan şey yeni sloganlar veya sert açıklamalar değil; belgelerin ortaya konulması, mağdurların haklarının korunması, iddiaların bağımsız soruşturmalarla aydınlatılması ve sorumluların hukuk önünde hesap vermesidir.
Hüseyin Likoğlu’nun ekonominin 15 Temmuz’una ilişkin değerlendirmesiyle Mahmut Arıkan’ın “Altı ticaret, ortası rezalet, üstü ihanet” sözleri, kamuoyunun önüne ciddi bir hesap verebilirlik tartışması koyuyor.
Bu tartışmanın cevabı siyasi polemiklerde değil, şeffaf soruşturmalarda ve hukukun herkese eşit uygulanmasında aranmalıdır.
Çünkü devletin gerçek gücü, güçlüleri korumasında değil, gerektiğinde en güçlülerden bile hesap sorabilmesindedir.
Adaletin ulaşamadığı bir makam, hesap soramadığı bir güç ve sorgulayamadığı bir siyasi bağlantı olmamalıdır.

